Türkiye’nin IMAX olarak vizyona giren ilk filmi olan, başrollerini Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in paylaştığı Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana (ya da kısaca Yan Yana) 14 Kasım’da gösterime girdi. 2012 yapımı Fransız filmi Intouchables’in yerli bir yeniden çevrimi olan film, felçli ve zengin bir adam olan Refik ile bambaşka bir kültürden ve yaşam tarzından gelip onun bakıcılığını üstlenen Ferruh’un dostluğunu konu alıyor. Filmin senaryosunu Feyyaz Yiğit ve Aziz Kedi ile kaleme alan ve ayrıca yönetmen koltuğunda oturan Mert Baykal ile Yan Yana filmini konuştuk.

Mert Baykal – yönetmen ve senarist

Filmin özgün versiyonu olan Intouchables‘ı ilk kez ne zaman izlemiştin ve izlediğinde sana neler hissettirmişti?

Filmi eskiden izlemiştim, tam ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Beni en çok etkileyen şeylerden biri, felçli birinin hayatını bu kadar gerçek bir şekilde görmekti. Bir de iki karakter arasındaki dostluk çok sıcak ve samimi gelmişti.

Intouchables daha önce birkaç ülke ve dile de uyarlandı, yıllardır da IMDb Top 50’de yer alıyor. Sence insanların bu hikâyeyi bu kadar sevmesini sağlayan ya da bu kadar evrensel kılan nedir?

Bence bu hikâyeyi evrensel yapan şey, bakıcı karakterin (Ferruh) herkese aynı samimiyetle yaklaşması. Ne zengine ayrı, ne felçliye ayrı; çocuğa, kadına, sokaktaki adama, kim olursa olsun hepsine eşit davranıyor. Politik bir doğruculuktan çok uzak, zaman zaman hadsiz, patavatsız ama hep içten. Bu filtresiz yaklaşım hikâyeye çok güçlü bir sıcaklık ve doğruluk katıyor. Tabii ki bu tarz bir karakterin mentorluğunu, sözde “her şeye sahip birini” dönüştürüyor olmasını izlemek de çok keyifli….

Feyyaz Yiğit, Yan Yana

Filmi izlerken özgün versiyonunu taklit etmekten öteye geçtiğini ve yerelleştirme konusunda çok başarılı olduğunu düşündüm. Bu konuda nasıl ve ne kadar süre çalıştınız? Özellikle Ferruh karakterinin kültürel kimliğine nasıl karar verdiniz? Türkiye’deki izleyicide çalışmayacağını düşündüğünüz için tamamen attığınız veya değiştirdiğiniz şeyler oldu mu?

Böyle düşündürebildiysek ne mutlu bize. Açıkçası bizim için de çok önemli bir meseleydi bu. Hatta bana ilk teklif geldiğinde, dürüst olmak gerekirse, ‘Neden bir uyarlama filmi yapayım ki?’ diye düşünmüştüm. Sonra o soru şuna dönüştü: Özgün bir uyarlama için nelere dikkat etmeliyiz? Hikâyeyi özünü kaybetmeden bize ait bir hale nasıl getiririz?

Aziz ve Feyyaz, ben projeye dahil olduğumda zaten bazı temel kararları almışlardı. Ferruh’un kültürel kimliği de bu kararlardan biriydi ve açıkçası bana da iyi geldi. Bugüne kadar belli bir steryotip içinde izlemeye alıştığımız bir kültürü de bence daha farklı ele alma şansı verdi…

Yerelleştirme konusunda şöyle bir örnek vereyim: Orijinal filmin de, Amerikan uyarlamasının da açılışında bir polis kovalamacası var. Paris’te de New York’ta da karakterlerin peşine polisler takılıyor. Ama İstanbul’da böyle bir kovalamaca kurgulamak bize pek gerçek gelmiyordu; çünkü bizim memlekette öyle şeyler ancak filmlerde olur. Bizde ya polis çevirmesi olur ya da sokakta arabalar kapışır. Bir de o dönem hepimizi — tabii ki üçümüzü de — uyuz eden ‘çakarlı araç’ meselesi radarımızdaydı; trafikte kafasına göre dolaşan çakarlı arabalar, insanların bundan sıkılması… Bunların hepsini birleştirerek daha bizim dünyamıza ait bir açılış kurduk.

Aslında tüm süreç böyleydi. Ferruh’un dünyasını da, Refik’in dünyasını da, onların dertlerini de bize — ve tabii mikro ölçekte o karaktere — ait gerçek dertler haline getirerek, küçük dokunuşlarla hikâyeyi bize ait bir hale dönüştürmeye gayret ettik.

Feyyaz Yiğit ve Haluk Bilginer, Yan Yana

Tıpkı filmdeki karakterleri gibi Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit çok farklı oyunculuk ekollerini çağrıştıran iki isim. Setteki dinamikleri nasıldı, oyunculuk anlamında dengeyi nasıl sağladılar?

İlk prova gününde oturdu aslında o dinamik. Haluk Abi, hepimizin çok saygı duyduğu, ustamız diyeceğimiz bir isim… Ama o ustalığın içinde çok kapsayıcı, güven veren, alan açan bir tavrı var. Bu yüzden hem iletişim kurmak çok rahat, hem de bir düşünceni paylaşırken en ufak bir çekince hissetmiyorsun. Ortada oyun oynanacak bir alan varsa, tadı çıkarılacak bir durum varsa ya da sıradan akışın dışında bir talep geliyorsa Haluk Abi her zaman denemek için hevesli ve ilk gönüllü olan oluyor. Kocaman bir çocuk gibi; oyuna hep hazır.

Feyyaz ilk bakışta içe dönük görünse de enerjisini dışarıya çok rahat çevirebilen biri, bu da oyunculukta ona faydalı oluyor. Kafası çok açık bir adam, düşünceleri berrak; bir frekans var, yaratıcı bir frekans. Hepimizin çocukken çok kolay geçtiği bir oyun frekansı diyelim buna, Feyyaz bu frekansa yakın yaşıyor hayatı bence. Yazı, resim, müzik, oyunculuk… Üretmeden duramamasının da nedeni biraz bu olabilir. Bu sebeple bence kolay kurdu o da Haluk Abi ile bağı…

Oyuncunun ev ödevi çoktur; profesyonellik de bence oradadır. İkisi de o anlamda çok çalışkan, sette hep hazır oyuncular. O uyumu da, aralarındaki dengeyi de daha provaların ilk günlerinde yakaladılar zaten.

Mert Baykal, sette Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit ile…

Feyyaz Yiğit senaristler arasında da yer alıyor. Senaryo süreci üçünüz arasında nasıl ilerledi? Çekimler sırasında doğaçlamaya ne kadar açıktınız?

Evet, zaten Aziz ve Feyyaz’ın hâlihazırda yazmakta olduğu bir projeydi. Ben önce yönetmen olarak dahil oldum ama süreç ilerledikçe senaryo grubuna da eklendim. Çok eğlenceli ve güzel bir süreçti. Aziz İngiltere’de olduğu için genelde online olarak toplanıyorduk, ikisinin Gibi’den gelen bir çalışma biçimleri ve uyumları var zaten. Ben de filmi çekecek kişi olarak kendi kafamdakileri senaryo ekibinin içinde biri olarak paylaşma fırsatı buldum. Benim için keyifli bir süreçti.

Doğaçlamaya alerjisi olan biri değilim. Sadece hikâyenin yönünü saptırmamalı ve sahnenin varlık amacına hizmet etmeli. Ve tabii Feyyaz’a da Haluk Abi’ye de o alanı açmaya gayret ettim.

youtube play youtube play

Filmden çıktığımdan beri kafamda “İtfaiye” çalıyor. Özgün bir şarkı yazma ve filme ekleme fikri nasıl ortaya çıktı ve sonuçtan memnun musun?

Aslında en başından beri istiyordum böyle bir şey yapmayı. Feyyaz’ın bir repliğinden ilhamla başladı fikir. Doğum günü sahnesine de bir şarkı yapmıştık ve özellikle açılışta özgün bir şarkı olsun istiyordum. Fakat bir türlü ne yapacağımıza karar veremedik. Derken sette aralarda Feyyaz’la bu fikri geliştirdik. Sözler yazıldı. Cem (Öget) de dahil olunca işler gelişmeye başladı. Set sonrası Cem’in stüdyosunda kayıtlar alarak bir maket hazırladık. Sonuçtan memnunum ben. Şarkının müzikal bir iddiası yok zaten; Ferruh’un Refik’e dinletip sevdireceği, Refik’in normalde yüzüne bakmayacağı bir şarkı olması bizim için önemliydi.

Yan Yana setinden…

Filmin tanıtımları biraz “IMAX olarak vizyona giren ilk Türk yapımı” söylemi üzerinden yapıldı. Bu tanım ilk anda bir aksiyon filmi beklentisi yaratabiliyor. Bu durumun izleyici beklentisi açısından bir dezavantajı olacağını düşündün mü?

Açıkçası IMAX fikrine ben de en başta biraz mesafeli yaklaşıyordum; filmin içeriği itibarıyla öyle bir beklenti yaratmasını istemiyordum. Ama filmin ilk IMAX kopyasını izlediğimde fikrim tamamen değişti. IMAX’in aslında sinema deneyimini gerçekten iyileştiren bir teknoloji olduğunu o zaman idrak ettim. Dünyada sinemada film izleme alışkanlıklarının değiştiği bir dönemde, seyirciye evde hiçbir şekilde elde edilemeyecek pozitif bir deneyim sunuyor. Bu açıdan baktığımda bir dezavantaj değil, tam tersine filme bir artı kattığını hissettim.

youtube play youtube play

Filmin İstanbul görüntüleri gerçekten çok etkileyici. Sence IMAX’te izlendiğinde en akılda kalıcı görüntüler hangi sahneler olacak?

Feyyaz’ın yaşadığı mahalleyle Refik’in dünyası arasındaki kontrasttan çok memnunum. Ferruh’un mahallesi özellikle hoşuma gidiyor diyebilirim. IMAX’te o iki dünyanın farkı, detayları ve atmosferi gerçekten daha belirgin hissediliyor.

Son olarak, filmi izleyecek izleyicilere ne söylemek istersin?

Herkese iyi seyirler. Umarım sinemada kalabalık bir salonda izleme şansları olur.

Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana, 14 Kasım’da sinemalarda, IMAX seçeneği ile gösterime girdi.