Kediler Bataklığı’nda...: Kadınlık, Aidiyet ve Öteki Olmanın Belleğinde Bir Anlatı
Hikâyenin bir can suyu gibi zamanın ruhunu büyüten; tüm korkunç, tüm sevecen, tüm umut dolu ve tüm trajik yanlarıyla bizleri hayata bağlayan bir büyü olduğunu biliyor musunuz? İnsanın dürtüsel yanlarıyla birlikte var olması, bağ kurması, adını bırakması, üretmesi, isyan etmesi ve bir hayat yaşadım demesi aslında tam da bununla ilişkili. Hikayeye kurgulanmış bir eser bağlamıyla bakmak, bizi teorinin sınırlarını aşamayan, “gerçeklikten uzak” bir yöne iter. Her şeyin öyküsü vardır. Biz öykümüz olmadan biz sayılmayız. Yılın sonuna yaklaşırken oldukça etkileyici bir anlatının başarıyla sahnelendiği “Kediler Bataklığında…”yı incelemek, dilim döndüğünce aktarmak istiyorum. Tarihin en eski mitlerinden Medea ile ilişkisini, kök ve kimliği, adaletin erkin elinden bir trajediye dönüşme hikâyesini… Ve özgürlüğün tüm kutsallara rağmen nasıl bir cesaret unsuru olduğunu konuşalım istiyorum.
İrlandalı oyun yazarı Marina Carr’ın Kediler Bataklığı’nda… adlı tiyatro oyunu, Antik Yunan tragedyası Medea mitini 1990’ların İrlanda kırsalına uyarlayan, büyülü gerçekçi atmosferiyle öne çıkan çarpıcı bir eser. Metin; büyüler, lanetler, hayaletler ve kadim söylencelerle örülü mistik dünyasında, toplumdan dışlanmış bir kadının direniş hikâyesini evrensel bir tema olarak kurgulamış. Hikâyenin merkezinde Hester Swane adlı “öteki”leştirilmiş bir kadın var. Oyun boyunca kimlik arayışı, hafıza, aidiyet, bağ kurma, bağımsızlık ve ötekileştirme gibi temalar derinlemesine işlenirken, kadınlık ve annelik deneyimi bu çok katmanlı anlatının tam ortasına konumlandırılmış.
Carr’ın eserlerinde Yunan mitolojisindeki Medea, Phaedra, Antigone gibi kadın karakterlerin etkisi belirgin biçimde hissediliyor. Kendisi ataerkil düzenin baskısı altında ezilmiş bu mitik kadın figürlerini günümüzün farklı sınıfsal ve kültürel bağlamlarındaki kadın hikâyeleriyle buluşturuyor. Kediler Bataklığı’nda… oyunu ilk olarak 1998 yılında Dublin’deki Abbey Tiyatrosu’nda sahnelenmiş ve o günden bugüne Carr’ın en sık sahnelenen eserlerinden biri haline gelmiş. Yazarın evrensel yaklaşımı ve güçlü feminist bakışı oyunu, İrlanda sınırlarını aşarak Avrupa ve Amerika’da da geniş bir izleyici kitlesine ulaştırmış diyebiliriz.
Medea’dan Hester’e ve tüm tutunma mücadelesi verenlere…
Antik Yunan tragedya geleneğinin en sarsıcı eserlerinden biri olan Euripides’in Medea’sı, bir kadının ihanete, terk edilişe ve yabancılaştırılmaya verdiği yıkıcı karşılığı konu alıyor. “Kolkhisli bir büyücü olan Medea, âşık olduğu Iason uğruna memleketini terk eder, kardeşini öldürür, Batı’ya göç eder ve çocuk sahibi olur. Ancak Iason, siyasi çıkarlarla Korinth kralının kızıyla evlenmeye karar verince Medea, toplumdan dışlanır, ihanete uğrar ve en kutsal sayılan rolü anneliği tersyüz ederek intikamını çocuklarını öldürmekle alır. Medea, kendi çocuklarını öldürerek Iason’un soyunu kurutur ve bu eylemiyle klasik tragedya tarihinde kadın karakterin en karanlık, aynı zamanda en aktif öznesine dönüşür.”
Marina Carr iser Kediler Bataklığı’nda… oyununda bu miti alıp onu sisli bataklığa taşıyor. Carr’ın başkahramanı Hester Swane, tıpkı Medea gibi terk edilmiş bir kadın olarak çıkıyor karşımıza. Toplumun dışında kalmış bir “Traveller” yani İrlanda çingenesi olan kadın; kökeni nedeniyle küçümseniyor, hakları tanınmıyor, yabancılaştırılıyor. Tıpkı Medea gibi, ait olmadığı bir toplumda görünmez ve değersiz kılınıyor. Yani Medea’nın yaşadığı ihanetin, sürgünün ve “yabancı olma” hâlinin modern bir yankısına bürünüyor Hester’ın hikâyesi. Bu yönüyle Kediler Bataklığı’nda…, Medea’nın bireysel trajedisini İrlanda’nın kolektif dışlayıcılığıyla iç içe geçiriyor. Tragedya ise burada yeniden doğuyor, İrlanda sınırlarını aşıp tüm dünyanın bataklıklarında can buluyor.
Kimlik, Aidiyet ve Ötekileştirme
Hester için doğup büyüdüğü bataklık, adeta belleğinin ve benliğinin parçası. “Ben Kediler Bataklığı’nda doğdum ve Kediler Bataklığı’nda öleceğim. Bu yerde sizin kadar benim de yaşama hakkım var…” derken kök saldığı topraklara olan bağını ve ait olma hakkını savunuyor, maruz bırakıldığı ayrımcılığın her bir katmanıyla ayrıca mücadele etmeye çalışıyor. Onu yaşadığı topraklardan sürmek isteyenlere boyun eğmeyerek, kendini bataklık arazisinin gerçek hakimi sayıyor. Zira oranın doğasını, tarihini en iyi bilen o ve bu bilgi ona orada kalma meşruiyeti veriyor. Dolayısıyla oyun, aidiyet kavramını gösterirken toplumsal normların kırılganlığına da atıfta bulunuyor. Bir yere ait olma duygusunun, hukuki mülkiyetten çok öte; hafızayla, kültürle ve o mekânla kurulan manevi bağla da tanımlandığını bize hatırlatıyor.
Oyunda hafıza (bellek) ve annelik, kadın olmak temaları iç içe geçiyor. Bataklık, Hester’ın hafızasının mekânı gibi: Doğaüstü öğeler ve hayaletler, geçmişin bastırılmış hikâyelerini su yüzüne çıkarıyor. Oyunda hafızanın ve geçmişin karakterler üstündeki gücü sıklıkla vurgulanıyor. Toplumlar tarafından kutsanan anneliğin sorgulandığı, bağımsızlığıyla ve topluma, doğduğu ve büyüdüğü toprakların yabancısı olmadığına inandırma çabasıyla kendi benliğini koruma mücadelesi taşıyan bir kadının evrensel hikâyesini anlatıyor.
Gülşen Sayın tarafından Türkçeye çevrilen Kediler Bataklığında… Nushu Tiyatro topluluğu, Cansu Canaslan yönetmenliğinde İstanbul’da oynuyor. Modern tiyatroda mitin dönüştürülmesine dair hem akademik hem sahnesel açıdan önemli bir başarı diyebileceğimiz oyunun atmosferi her ne kadar trajedi yüklü olsa da hareketi. Sahne dekoru, karakterlerin kostümleri ve oyuncuların akıcı halleri sizi oyunun sonuna kadar heyecanda tutuyor.
Oyuncuların performansı oldukça etkili. Deniz Bakacak, Dilara Büyükbayraktar, Erdinç kılıç, Hasan Çınar Örnek, Maya Güler, Melissa Yıldırımer, Nagihan Gürkan, Şevket Süha Tezel, İncinur Daşdemir, Cem Engin bizimle bu hikayeyi yüzleştiren oyuncular.
Kapak Fotoğrafı: Nushu Tiyatro
İlginizi çekebilir: Eda Geven’den 2025 – 2026 Sezonunun Oyunları

Ece Zeren Aydinoglu 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!