Semih Gülen ve Mustafa Emin Büyükcoşkun’un imzasını taşıyan Atlet filmi, hem konusu hem de biçimiyle geçen yılın öne çıkan yerli yapımlarından biriydi. Film, spor dünyasındaki eşitsizliği ve imkansızlıkları gözler önüne seren senaryosu ve başarıya ulaşmak için çırpınan genç bir halterci olan Hatice’yi canlandıran Sevda Baş’ın olağanüstü bir fiziksel disiplin gerektiren performansıyla da dikkat çekiyor. Geçen yıl İstanbul Film Festivali’ndeki prömiyerinin ardından Ankara Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu dahil 4 ödülle ayrılan Atlet, 19 Aralık’ta MUBI kataloğuna eklendi. Sevda Baş ile filmi, filmdeki performansını ve hazırlık sürecini konuştuk.

Sevda Baş

Öncelikle tebrik ederim; belli ki fiziksel olarak olağanüstü bir çaba ve hazırlık gerektiren bir rol bu. Tanımadığım bir yüz olunca da açıkçası filmi izlerken profesyonel bir sporcunun oyuncu olarak seçildiğini düşünmüştüm. Hazırlık sürecinden, hazırlığın ne kadar sürdüğünden ve senin için en zorlayıcı olan yanından söz edebilir misin?

Sevda Baş: Çok teşekkür ederim. Bana da sporcu olup olmadığım çok soruluyordu ama nedenini sen söyleyince anladım. Ön hazırlık için aslında üç ay gibi kısa bir süremiz vardı. Kısa diyorum çünkü biraz daha uzun olmasını isterdim bu sürecin. Haftanın neredeyse altı günü, çift antrenman yaptım. Basmati pirinç, tavuk ve yumurta dışında bir yiyecek görmeden geçirdim o üç ayı. Sanırım beni en çok zorlayan da beslenme kısmıydı: Nereye gidersem yanımda yemeğimi taşımak ve sürekli aynı şeyleri yemek gerçekten çok zor.

Bir gün Aydınlıkevler oyununun turnesindeydik. Yemek yemeyi de çok seven bir ekibiz, her gittiğimiz yerin lezzetlerini muhakkak deneriz. O gün de oyun öncesi herkesin yemek siparişleri geldi ama benimki saatlerce gelmedi. Meğer her yerde harıl harıl haşlanmış basmati pirinç arıyorlarmış. Asla unutamayacağım bir gün o. Arkadaşlarım karşımda keyifle patates kızartması yerken ben “Çok açım!” diye ağlamıştım. Ve bu tek sefer yaşanan bir olay değildi. Yani yemek yemekle beslenmek arasında büyük bir fark varmış, yaşayark öğrendim. Bu beni yordu diyebilirim.

atlet filmi
Atlet

Çekimler sırasında da hazırlık sürecindekine benzer bir program mı izledin?

Sevda Baş: Biz filmi üç hafta gibi kısa bir sürede İzmir’de çektik. İki ay sonra da şampiyona çekimleri için Saraybosna’da kısa bir çekimimiz oldu. Çekimlerden üç hafta öncesine kadar beslenme düzenimi hiç bozmadım. Protein, karbonhidrat ve ben bir bütünmüşüz gibi hissediyordum artık. Kaçamak yapacak bir psikolojide de değildim çünkü set programı belliydi ve ilk üç günde tüm spor sahnelerini çekecektik. Tüm seti aynı beslenme düzeninde geçireceğime emindim. Ta ki ilk gün öğle yemeği arasına kadar… Yemek zamanı bana da sandviç geldiğinde afalladım. Hiç sesimi çıkarmadan, usulca yedim ama bir vicdan azabı başladı.

İlk üç günü bir şekilde geçirdim ama asıl sonraki sahneler beni zorladı. Meğer spor sahneleri en kolayıymış. Şimdi durup düşünüyorum da hiç de kolay bir film çekmemişiz. Ailemden, arkadaşlarımdan uzaktayım ve setten otele, otelden sete gidip geliyorum. Hayatımda film dışında hiçbir şey yok. Bu duygusal yoğunluk beni aşırı yıpratmaya başladı. Sonra bir gün bir baktım ki duygusal yeme problemim elimden tutmuş, beni tatlı yemeye götürüyor. Yani setin ikinci haftası eski Sevda geri dönmüş oldu!

Hazırlık sürecinde profesyonel sporcularla ya da kadın haltercilerle tanışma, çalışma imkanın oldu mu; olduysa onların da filmdekine benzer sorunları, şikayetleri olduğuna tanık oldun mu?

Sevda Baş: Aslında tuhaf biçinde filmden önce değil de, sonra tanıştığım profesyonel sporcular oldu. Hatta birinin hikayesi beni çok etkilemişti çünkü antrenörü kendi babasıydı. İletişimlerinin nasıl olduğunu sorduğumda iki farklı hayat yaşadıklarını ve babasının antrenörüyken çok zor bir ilişkileri olduğunu söyledi. Tuhafıma gitmişti bu. Benim de araştırıp gördüğüm kadarıyla antrenör-sporcu ilişkisi birçok dinamiğe bağlı ve biraz kaygan bir zemin. İpler bazen çok gergin olabiliyor ve biraz manipülasyona açık bir ilişki biçimi bana kalırsa. Filmde de bunu görüyoruz zaten. Spor dünyasının dili, disiplini, her şeyi kendine özgü bir dünyaymış gibi geliyor bana. Dinlediğim hikaye de bana bu düşüncemde haksız olmadığımı kanıtladı.

atlet filmi
Atlet

Rol aldığın ilk uzun metrajlı filmin fiziksel olarak bu kadar zorlayıcı bir başrol olması senin oyunculuğa bakışını nasıl etkiledi? Bundan sonra ne gibi projelerin var?

Sevda Baş: Dürüst olmak gerekirse bu herhangi bir rolden daha zor değil bence. Hatta bir bakıma avantajlı olduğunu düşünüyorum: Girmen gereken belli bir fiziksel disiplin var. Her gün düzenli antrenman yapıyorsun, sporcu gibi besleniyorsun. Bu disiplinin getirdiği bir hayat dinamiği oluyor. Bunlar zaten Hatice’nin günlük rutini. Bu rutini uygulayarak onun bir gününü nasıl geçirdiğine dair aşağı yukarı fikir sahibi olabiliyorsun — çocukluğundan beri aynı disiplin, aynı düzen, aynı kaygılar ve kazanma hırsı… Yaşadığım o küçük hazırlık sürecinden onun bütün hayatına sızmaya çalışmak benim için çok keyifliydi. Ben bu süreci zor olmaktan ziyade bir artı olarak gördüm. Aynı zamanda oyuncu olarak beni de çok motive eden bir şeydi. Kendimi bu konuda şanslı hissediyorum. Buna benzer ön hazırlık süreçleri olan işlerde yer almayı çok isterim açıkçası. Bu ara özellikle kafama taktığım şey ise tek plan çekilen bir filmin içinde olmak. O baştan sona akan bir dinamiğin içinde olma fikri beni çok heyecanlandırıyor.

Filmde sporcu ya da kadın sporcu olarak karşılaşılan zorluklar ve çıkmazları görüyoruz. Sence bunlara ek olarak toplum baskısı ya da “elalem ne der?” tedirginliği de Hatice ve spor kariyeri için bir engel mi?

Sevda Baş: Çocukluğunda elinden tutulup “eti senin, kemiği benim” diye bir spor salonuna götürülmüş, bir antrenöre emanet edilmiş ve işi ağırlık kaldırmak olan bir kadından söz ediyoruz. Belki haltere başladığı ilk zamanlar sınıfındaki cicili bicili kızların ve ergen çocukların zorbalıklarına maruz kalmıştır ya da mahalledeki teyzelerin beylik laflarını işitmiştir Hatice. Ama yıllardır bu işin içinde olduğundan artık böyle şeyleri çok da umursadığını düşünmüyorum ben. Sadece mesleki olarak değil, kendi özel hayatında da insanların fikirlerini ve yargılarını umursayarak hareket ettiğini düşünmüyorum. Arkadaşlarıyla olan sahnelerine baktığımızda da bunu açıkça görüyoruz. Hatice’nin yapmaya karar verdiği şey ve sonrasında başına gelenlerle ilgili kimse net bir yorumda bulunamıyor yüzüne karşı. Bunu yapabilen tek kişi antrenörü. Hem bu fikri kafasına sokan hem de sonrasında yaşadığı şeylerin bir diğer sorumlusunun o olduğunu düşünürsek belki kafasındaki tek yargıç antrenörüdür diyebiliriz.

Atlet’i ilk kez İstanbul Film Festivali’nde izlemiştim ve bu filmin iki erkek yönetmenin elinden çıkması beni oldukça şaşırtmıştı. Bir oyuncusu olarak değil de, bir kadın izleyici olarak bu senaryo ve Hatice karakteri hakkında ne düşünüyorsun?

Sevda Baş: Dürüst olmak gerekirse Hatice ortalama standartlara sahip bir sporcu. Bir yıldız değil ve kendi de dahil herkes bunun farkında bence. Ama ortalamanın üstüne çıkmak istiyor artık, yırtmak istiyor. O altın madalyayı kazanmak, para derdini düşünmemek ve belki de saygı görmek istiyor. Olduğu kişi ve istediği şey arasında bir çatışma var ve başarmak için girdiği yolda o kadar kararlı ki kimseye bu konunun saçmalığıyla ilgili tek kelime edemiyor. Ben senaryoyu okuduğumda bu netliğe bayılmıştım. Çatışması çok net, bir o kadar da bıçak sırtı ama çok kararlı. Senaryoyu iki erkek yönetmenin yazması beni de çok şaşırtmıştı aslında. Bu hikayenin hakkını verebilmek için Hatice’nin kendi içinde makul sebepleri olduğunu ve başka bir çare bulamadığını seyirciye unutturmamamız gerekiyordu. Benim hikayedeki önceliğim buydu. Sağ olsun yönetmenler de bana güvendiler ve her konuda fikirlerimi, kaygılarımı dinlediler. Tabii onlar için makul olduğu sürece. Yoksa tartışılan konularımız da oldu tabii.

Eğer seyirci olarak bakacak olursam da hikayede bazı sahneler eksikmiş gibi geliyor şu an. Başka kadın sporcuları da görmek, beraber çalıştıkları anları izlemek isterdim. Finalde ise Hatice’nin kalabalığa karışmasındansa hikayesinin daha net, daha belirli bir sonu olsun isterdim sanırım. O malum olaydan sonra ne oldu, bunu görmek isterdim.

Filmde başta belediye başkanıyla olan sahnede olmak üzere bir kadının halter sporuyla ilgilenmesi konusunda bir şaşkınlık ve önyargı görüyoruz. Hazırlıkların sırasında sen de insanların sana yönelik tavırlarında ya da bakışlarında bir değişim hissettin mi?

Sevda Baş: Ağırlık kaldırmak nedense erkeklere özel bir şey olmalıymış gibi bir algı var sanırım hâlâ. Kime halterciyi oynayacağımı söylesem, “Aaa ne enteresan, gerçekten ağırlık kaldıracak mısın?” oluyordu tepkileri. Spor ve antrenman sürecimiz 3 ay kadar kısa bir süre olduğu için tabii vücüudumda o kadar da inanılmaz değişimler olmadı. Dolayısıyla bu yönde tepkiler aldığım çok söylenemez. Ancak özel olarak dikkat ettiğim bir nokta vardı: Her gün antrenman yapıp, ağırlık kaldıran Hatice ile Sevda’nın yürüyüşünün aynı olmayacağını düşündüğüm için Hatice’nin duruş ve yürüyüşü üstüne de çalışmaya özen gösterdim. İzleyen tanıdıklarımdan bu yönde olumlu tepkiler almak de beni çok mutlu etti. Senin de en başta dediğin gibi, beni tanımayan herkes gerçek sporcu olduğumu sanmış. Oyuncu olduğumu söylediğimde şaşırıyorlardı. Buna ilk başta nedense çok şaşırmıştım ama şimdi düşündükçe bana hissettirdiği duyguyu çok seviyorum.

youtube play youtube play

Atlet filmini MUBI’de izleyebilirsiniz.