The Pitt Oyuncuları ile Röportaj: Yeni Sezonda Neler Değişti?
HBO Max’in geçen sezon başlayan acil servis draması The Pitt, derin yazılmış karakterleri ve gerçek zamanlı formatıyla kısa sürede geniş bir hayran kitlesine ulaştı. Her bölümünde Pittsburgh’ün yoğun ve büyük bir hastanesinin acil servisine, buradaki sağlık çalışanlarının mesaisinin bir saatine odaklanan dizi, ilk sezonuyla En İyi Dizi – Drama dahil 5 Primetime Emmy ödülü kazandı. The Pitt’in esas yıldızı kuşkusuz ki 35 yıl sonra yine bir acil servis dizisine dönerek Dr. Michael Robinavitch’e hayat veren, 90’larda ER ile tanıdığımız Noah Wyle. Fakat The Pitt’in genç oyuncularının Wyle’dan, yan karakterlerinin Dr. Robinavitch’ten en ufak bir eksiği yok.
The Pitt‘teki favori karakterlerim Dr. Whitaker ve Dr. Santos’u canlandıran oyuncular Garren Howell ve Isa Briones ile kısa da olsa bir araya geldim. İkili ile, yeni sezonda dizide ve kendi karakterlerinde nelerin değiştiğini konuştuk.

Artık ev arkadaşısınız… Ama bu ikinci sezondaki değişikliklerden sadece bir tanesi. Sizce iki sezon arasındaki en büyük farklılık nedir?
Gerran Howell: On ay geçti… On ay aslına bakarsan çok uzun bir süre!
Isa Briones: Evet, özellikle [bizim karakterlerimiz] için. Artık acil servisteki yeni çocuklar değiliz, sudan çıkmış balık gibi değiliz. Buradayız, bir rutinimiz var, günlük hayatımızın nasıl ilerlediğini aşağı yukarı biliyoruz. Biliyorsun, günlük hayatta her gün kitlesel bir terör saldırısı vakasıyla karşılaşmıyoruz. O yüzden, en azından bir süreliğine daha çok hayatın içinden bir kesit göreceksiniz.
Gerran Howell: Bunu söyleyebilmek bile güzel. İlk sezonda gerçekten de derin sulara atılıp kendi hallerine bırakılmış gibilerdi. Şimdi onları bulduğunuz noktada ne kadar yol katetmiş olduklarını göreceksiniz. Benim için oldukça dramatik bir değişim çünkü [Whitaker] gerçekten de en dipten başlamıştı. Aradaki zamanda çok fazla özgüven kazandı. Bunun geliştiğini görmek çok güzel ve bana bu şansı verdikleri için gerçekten minettarım.
Öte yandan seyirci açısından da ilginç olan şu: Başta neyin farklı olduğunu hemen fark edemeyebilirsiniz öübjü seyirci olarak siz de doğrudan [rastgele bir günün] içine atılıyorsunuz.
Isa Briones: Kesinlikle öyle, izledikçe yakalamanız gerekiyor. Dizinin yazım biçiminde büyük bir “The Pitt’in önceki bölümlerinde…” yok, açıklayıcı sahneler yok. Doğrudan içine giriyorsunuz ve izleyip görerek, küçük detayları yakalayarak ilerliyorsunuz. Her şey detaylara yedirilmiş durumda. Değişen şeyler, insanların nasıl davrandığında, nasıl konuştuğunda gizli. Yeniden hikâyeye dönmenin çok doğal bir yolu bu.
Evet, gerçekten de çok iyi yapılmış; izlerken tam da dediğin gibi hissettim. Ama bence en büyük değişiklik Whitaker’ın bu sezonda çok daha az önlük değiştiriyor olması.
Isa Briones: Değil mi, öyle! Üzerine daha az sıvı fırlatılıyor!

Gerran, önlükler ve sıvılar bir yana, ben de sana özgüven hakkında sormak istiyordum. Whitaker artık bir tıp öğrencisi değil. Onu daha olgun, yeni stajyerlere bir şeyler öğreten biri olarak gördüm. Bu durumu düşünerek bu sezon oyunculuk tekniğinde bir şeyler değiştirdin mi?
Gerran Howell: Bence esas mesele ilk sezonda doğal olarak gelen korku ve kaygının büyük bir kısmını geride bırakmaktı. O zaman o hâlini kucaklamak eğlenceliydi. Bu sezon ise biraz bunu silkeleyip atmakla, ilk sezonda her şeyi içine çekmiş olduğuna inanmakla ilgiliydi — artık diğerleri gibi yetkin biri olmayı umarak. İkinci sezona bu değişimle girmek, bedeninde daha rahat olmak ve bu ortama daha alışmış olmak anlamına geliyor. Artık arkadaşlar da edindiği belli. The Pitt’te her şey çok kolay, çok —
Isa Briones: —her şey çok doğal hissetiriyor.

Isa, Santos biraz fazla özgüvenli, gerçekten sert bir karakter gibi görünüyor ama bunun daha ziyade bir kabuk olduğunu söyleyebilir miyiz? Onun geçmişine dair ne kadar kafa yoruyorsun; izleyicinin görmediği şeyleri ne kadar düşünüyorsun?
Isa Briones: Evet, aslında acıyı, güvensizliği ve kendinden şüphe etmeyi maskeliyor. Birinci sezonda onun geçmişine ve hayatında yaşadığı travmalara dair küçük parçalar görüyorsunuz ve bence bunlar onu çok şekillendiriyor. Geçmişinde zor şeyler yaşamış birçok karakter var ve herkes bunlarla farklı şekillerde başa çıkıyor. O ise bunu kapanarak ve saldırarak yapıyor. Çünkü “Bir daha kurban olmayacağım.” diyor kendine, “Bir daha asla kurban olmayacağım!“
Sürekli saldırı hâlinde olmasının sebebi bu. İlk sezonda olduğu gibi bu sezonda da o duvarı biraz aşabildiğiniz, kabuğu çatlatabildiğiniz küçük anlar var — fıstığı açıp içindeki küçük, savunmasız özü görmeye benziyor. Bunu çok sık söylemeye başladım ama gerçekten de çok iyi bir benzetme.

Bu sezon keşfedebileceğimiz yepyeni karakterler de var. Sizin favoriniz ya da özellikle ilginç bulduğunuz biri var mı aralarında?
Gerran Howell: Ogilvie (Lucas Iverson) tam anlamıyla bir yük treni gibi geliyor! Bu da çok cool…
Isa Briones: Varlığını yoğun bir şekilde hissettiriyor. Üstelik fiziksel olarak da çok uzun. Bu yüzden herkesi çok farklı şekillerde etkiliyor. Sürekli yüzünüzün içinde…
Gerran Howell: Gerçekten öyle. Sürekli odadaki en iyi kişi gibi görünmek için çok uğraşıyor. Bunu izlemek de ayrı keyifli. Artık birbirine alışmış, birbirlerinin ritimlerini bilen bir acil servis ekibinin için tam bir bozguncu gibi giriyor.

Santos’un onun için bulduğu bir takma isim yok mu?
Isa Briones: Aa gerçekten, bu sene kimseye takma isim takmadım.
Gerran Howell: Takmadın mı?
Isa Briones: Sanmıyorum… Sadece seninkini evrimleştirdim.
Gerran Howell: Vay canına… Neyse daha zaman var.
Isa Briones: Kocaayak diyebiliriz belki ne dersiniz? Ezip geçiyor.
Gerren Howell: Addams Ailesi’ndeki uzun elemanın adı neydi, Lurch mü?
Isa Briones: Lurch! Kesinlikle. Onun gibi, hep tam tepende bitiveriyor. Bir anda ortaya çıktığı ve benim “Aman Tanrım!” diye yerimden hopladığım o kadar çok sahne var ki…


Gerran ve Isa’ya teşekkürler; The Pitt‘in ikinci sezonu 8 Ocak’ta HBO Max’te yayınlanmaya başladı.


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!