Nazlı Gürlek Hodder ile: Sanat, Beden ve Ritüelin Kesişiminde Şifalanma Üzerine
Bu röportajda, Nazlı Gürlek Hodder ile aile dizimini ve onun da ötesinde; sanatın, bedenin ve ritüelin nasıl aynı zeminde buluşabildiğini konuşuyoruz. Onun pratiği, cevaplar sunmaktan çok alan açıyor çünkü bazı dönüşümler kelimelerle değil, deneyimle mümkün oluyor. Nazlı Gürlek Hodder’ın pratiği, tek bir alana sığmayan, sınırları bilinçli olarak bulanıklaştırılmış bir yerden konuşuyor. Sanat, ritüel ve şifa onun dünyasında ayrı disiplinler değil; birbirine temas eden, birbirini besleyen alanlar. İstanbul’da yaşayan sanatçı, aile dizimi terapisi uygulayıcı, ritüel kolaylaştırıcısı ve şamanik terapötik şifacı olarak Nazlı Gürlek Hodder, bedeni yalnızca bireysel bir varlık olarak değil; kolektif hafızanın ve yeryüzünün taşıyıcısı olarak ele alıyor.

Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimiyle başlayan sanat yolculuğu, Londra’daki Goldsmiths College’da küratörlük alanında aldığı yüksek lisansla derinleşmiş. Bu çok katmanlı arka plan, onun hem üretimlerinde hem de alan kurma biçiminde kendini hissettiriyor. Gürlek Hodder, sanat tarihinden performansa, küratörlükten ritüel tasarımına uzanan bu deneyiminin üzerine son yıllarda devam ettiği dışavurumcu sanat terapisi, aile dizimi ve sinir sistemi fizyolojisi eğitimlerinde edindiği bilgileri eklemiş. Aile dizimi uygulayıcılığı eğitimlerini, Healing Academy Istanbul bünyesinde Feride Gürsoy’dan, Radia bünyesinde uluslararası aile dizimi okulu The Constellation Path’ın kurucusu Yishai Gaster’den almış. Şu anda da yine Radia bünyesinde Seda Rodop ile travma odaklı içsel parçalar eğitimine devam etmekte. Bu birikimi, kişisel ve toplumsal dönüşüm için tasarlanmış hibrit bakım alanlarına dönüştürüyor.
Eserlerinde bedenselleşme (embodiment), ekoloji, şifa ve ritüel temaları öne çıkıyor. Toprak, volkanik taşlar, bakır ve bitkisel yağlar gibi yeryüzü kaynaklı malzemelerle ürettiği yerleştirmeler ve performanslar; ışıkla aktive edilen, soyut ile figüratif arasında salınan bir atmosfere sahip. İzleyiciyi yalnızca bakmaya değil, hissetmeye ve tanıklık etmeye de çağırıyor.
Nazlı Gürlek Hodder’ın sanatsal pratiği, Performİstanbul iş birliğiyle hayata geçen ve 2025’te açılan ana rahmi simülasyon alanında güçlü bir karşılık buluyor. “Doğumu ve yaşamı kutlama ve onurlandırma” fikri etrafında şekillenen bu deneyimsel alan, bir mekândan çok bir hal öneriyor: Sanatsal bir alanda şifa ve terapi sanatları uygulayarak içsel dönüşümlere vesile olmak. Yakında zamanda bu alanın telif haklarını üzerine kaydettirmiş ve şu anda patentleme sürecinde. Aynı yaklaşım, doğa mekanlarında gerçekleştirilen “BİR Beden Ritüeli” metod çalışmasında da devam ediyor; katılımcıları hareket, resmetme ve sezgisel ifade üzerinden kişisel bir keşif yolculuğuna davet ediyor.

Aile dizimiyle yolun nasıl kesişti? Seni bu alana çeken ne oldu?
10-15 sene önce babamı kaybettikten sonra yaşadıklarımı anlamlandırmak için bir yakınım aile dizimini önermişti. Katılmış ve bu yönteme anında aşık olmuştum. Zihinsel sınırlandırmaların ötesine giden, görülmeyenle, enerjetik olanla bağımızı anlamlandıran yöntemlere yönelik hep bir ilgim oldu. Aile de bir enerji sistemi ve bu sistemi bir arada tutan şey de yine bir enerji yani sevgi. Sevginin akışını sağlamak, aile sistemine dahil olan tüm bireyleri pozitif anlamda etkiliyor. Aile diziminin bunu yapmaya yönelik, çözüm odaklı bir yöntem oluşu beni ona bağladı.
Aile dizimini, en sık yanlış anlaşılan yönleriyle birlikte, sen nasıl tanımlıyorsun?
Aile dizimi, hayatımızdaki tekrarlayan olumsuz döngüleri, yanlış giden ilişkileri, sevginin akışını engelleyen durumları etkileyen aileden getirdiğimiz saklı dinamikleri sevgiyle çözmeye yarayan alternatif bir terapi yaklaşımı. Aile sistemlerimizin saklı dinamikleri, bize yük olmaktan çıkıp yaşam enerjisi veren bir kaynağa dönüşüyor. Bu şifa çalışmasıyla, sevgi akışını yeniden düzenliyoruz.
Bir insanın hayatında tekrar eden ilişkiler, duygular ya da tıkanıklıklar gerçekten geçmiş kuşaklardan taşınıyor olabilir mi?
Evet, öyle gerçekten. Savaşa gidip omzundan yaralanmış 5 kuşak önceki bir atanın kader mirası, bugün yaşayan bir bireyde kronik omuz ağrısı olarak ortaya çıkabiliyor. Veya siz doğmadan ölen kardeşinize sadakatiniz sebebiyle yaşamınızda ilerleyemediğinizi görebiliyoruz. Tabii ki hiç bir sorunun genel geçer bir matematiği yok. Her hikaye kendine özgü ve her konuyu dahil olduğu aile sisteminin biricikliği içinde ele almak gerekiyor. Fakat genel anlamda göç, savaş, miras kaybı, kayıplar, kürtajlar, düşükler, erken ebeveyn kayıpları, doğum problemleri, azınlık konuları, önceki evlilikler-nişanlar, uğranan ya da yapılan haksızlıklar vs gibi üst kuşaklardan taşınan konular bugün yaşayan kuşakları etkiliyor.

Aile diziminde sıkça geçen “yük” kelimesi senin için neyi anlatıyor?
Ben bunu deniz-dalga benzetmesiyle anlatmayı seviyorum. Aileyi kocaman bir deniz gibi düşünebiliriz. Bu deniz, sadece bugün gördüğümüz su değildir; altında derinlikler, akıntılar, eski fırtınaların izleri vardır. Denizin derinleri, ailenin geçmişidir; önceki kuşaklarda yaşanan kayıplar, acılar, sırlar, bastırılmış duyguları barındırır. Dalgalar ise bugün yaşayan bizlerdir. Aile dizimi yaklaşımına göre, derinde oluşan bir akıntı, yüzeydeki dalgayı fark ettirmeden yönlendirebilir. İşte bu görünmez akıntılar, yani bize önceki kuşaklardan aktarılan, çözülmemiş duygular ve yükler, sevgi ve güç için muazzam bir potansiyel taşır. Bu görünmez akıntıları, aile dizimi yöntemiyle, yük olmaktan çıkarıp şefkatle ve güvenle görünür kılar ve iyileştiririz.
Dizim sırasında görünmeyen ama hissedilen bir alan olduğunu söylüyorsun. Sence orada ne oluyor?
Orası kuantum fizik teorileriyle açıklanan “bilen alan”. Bir aile sisteminin tüm kuşaklarına ait yaşam bilgisinin mevcut olduğu, görünmez ama hissedilir olan “morfogenetik alan”, bir başka deyişle “kolektif bilinç”. Bir seans sırasında, uygulayıcının yönlendirmeleri ve yönetimi dahilinde, temsilciler yani ailedeki bireyleri temsil eden gruptaki kişiler bu bilgiyi görünür kılar.
Bir dizimden sonra hayat her zaman hemen değişmeyebiliyor. Ama içeride ilk fark edilen değişim sence ne oluyor?
İlk fark edilen duygulardaki dönüşüm oluyor. Zaten duyguların dönüşümü seans sırasında oluyor. Biz seans sırasında salt duygular ve bedensel semptomlar ile çalışıyoruz. Hikayeye ulaşmak için buralardan ince ince iz sürüyoruz. Çünkü her türlü kalıtım, duygu ve duyu bazında bedende depolanıyor. Duygular ve bedensel duyular derin ruhsal düzleme ulaşmada bize yol gösteriyor. Dönüşümün asıl gerçekleştiği yer bilinçaltı seviyedir dolayısıyla dönüşüm büyük ölçüde kalıcı oluyor. Bazen tek bir seansta bazen ise çoklu seanslardan oluşan daha uzun bir süreç dahilinde çalışıyoruz.
Aile dizimi herkes için uygun mu? Kimler için ya da hangi dönemlerde daha dikkatli yaklaşmak gerekir?
Kişinin kendi isteğiyle hazır olması ve bu tarz alternatif bir yöntemi kabulleniyor olması gerekir. Fakat unutmamak gerekiyor ki aile dizimi psikolojik rahatsızlıkları tedavi veya teşhis etme yöntemi değildir. Ruhsal sağlık desteği için bir uzmana başvurulması gerekir. Yalnızca bir öz farkındalık ve kişisel gelişim desteği olduğunu anlamak gerekir. Çocuklar için anneleri dizim açtırabilir. Son olarak mutlaka etik, eğitimli ve deneyimli bir uygulayıcıyla yapılmalıdır.
Aile dizimini merak eden ama biraz da çekinen birine, kendi deneyiminden yola çıkarak ne söylemek isterdin?
Eğer merakı ve ilgisi varsa deneyip görmesini söylerdim.
Kendi yaratımın olan “ana rahmi simülasyonu” ve içinde gerçekleştirdiğin aile dizimi seanslarından biraz bahseder misin?
Yaratıcısı olduğum bu rahim simülasyonu, gerçek bir ana rahmini model alan, her ayrıntısı özenle düşünülmüş özel bir alan. Duvarlar, yer ve tavan tamamen özel üretim halı ile kaplı. Dış dünyada çokça bulunan duyusal uyaranlar (ışık, gürültü, sosyal tehditler) burada yok. Alan sessiz, yumuşak, güvenli ve sonsuz kapsayıcı bir ortam sunuyor dolayısıyla sinir sistemini derinden rahatlatıyor yani regüle ediyor. Sempatik sinir sisteminin savaş–kaç devresi kapanıp, parasempatik sistemin dinlen–onar evresinin açılmasına yol açıyor. Rahatlamış bir sinir sistemine sahip kişi bedensel duyumlarını daha net fark eder. Otomatik savunmalar (inkâr, mizah, aşırı analiz) azalır. Aile diziminde hep bahsettiğimiz “alanı hissetme”, aslında bedensel farkındalığın artmasıdır. Bu sebeple bu alanda gerçekleştirdiğim dizimlerde, yoğun duygulara rağmen zeminde rahatça kalınıyor ve duyguların içinden nispeten daha kolay geçilebildiği için deneyim gerçekten iyileştirici ve derinden dönüştürücü oluyor.
Sanat, senin hayatında ve pratiğinde nerede duruyor? Onunla kurduğun ilişki zaman içinde nasıl dönüştü?
Sanat benim için yaşamın bütünleyici, düzenleyici, şifa verici bir parçası. Sanat yaparken nefes alıyorum, sakinleşiyorum, iyileşiyorum; hayatı, kendimi ve diğer insanları anlıyorum. Yaşamla bir olduğumu anlıyorum.

“Beden” senin işlerinde çok güçlü bir alan. Sanatında bedenle çalışmak senin için ne ifade ediyor?
İnsanların yaşamını dönüştüren bir sanat yapma amacım var ve bedeni bizzat dahil etmeyen hiç bir çalışmanın dönüştürücü olma ihtimali yok. Bugün terapi alanlarında yapılan en son araştırmalar, tüm travmatik yaşam deneyimlerinin sinir sisteminin bir reaksiyonu olarak bedende depolandığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bedenle dönüştürücü seviyede çalışmak tüm o deneyimsel bagajla çalışmak demek. Bunun için bir çok farklı yöntemi bir arada kullanıyorum: Somatik deneyimleme, aile dizimi ve dışavurumcu sanat terapileri gibi terapötik yöntemler; şaman şifa teknikleri; emprovize dans ve performans sanatı gibi. Sanat atölyelerimde bu farklı yöntemleri bir araya getiriyorum. Bu atölyelere hem profesyonel sanatçılar hem de sanat deneyimi olmayan tüm bireyler kendi öz ifadelerini bulmak için katılabiliyor.
“BİR Beden Ritüeli” nasıl doğdu? Bu yöntemi oluşturmaya seni iten içsel ihtiyaç neydi?
Yaşamın bütünleyici, düzenleyici, şifa verici bir parçası olarak yapılan sanat adına örnekler ararken 2016 yılının Haziran ayında Çatalhöyük’e yaptığım günübirlik ziyaret sırasında, 9000 yıl önce sanatın o toplumdaki yerine tanık oldum. Bildiğimiz gibi Çatalhöyük, kadınlar tarafından yönetilmiş, ana soylu bir toplum ve dişil enerji o topraklarda hala çok canlı. Orada bir duvar resmiyle karşılaştım. Resim, onu ilk gördüğüm anda bana konuştu ve bugünün şartlarında yeniden hayata dönmek, dile gelmek, can bulmak istediğini söyledi. Yıllar içinde bu karşılaşma, Performİstanbul’un danışmanlığı ile birlikte, kendi yaratıcı şifa metodum olan “BİR Beden Ritüeli”ne evrildi. Ritüelde, Çatalhöyük resminden aldığım sezgisel ilhamla bireylere, kendi içlerindeki dişil özle barışmaları, yaratıcı ve şifalandırıcı güçlerini bulmaları için rehberlik sunuyorum. Benim rehberliğimde onlar için özel seçtiğim bir doğa mekanında son derece kişisel bir ritüel gerçekleştiriyorlar. Ritüel sırasında ve takip eden zamanlarda, bir dönüşüm gerçekleşiyor. Bu dönüşüm her birey için farklı boyut ve derinlikte. Burada kişinin o anki hazırlık durumundan, iç potansiyeline ve o anda orada bulunan çevresel şartlara kadar bir sürü farklı faktör rol oynuyor. Fakat dönüşümün kıvılcımını başlatmak için bireyin gerçekten istemesi ve niyet etmesi yeterli.

İnsan bedeniyle yeryüzünün bedeni arasında kurduğun bağdan biraz söz eder misin?
Tek bir kelimeyle bu bağı açıklamak isterim: BİR’iz…
Toprak, volkanik taşlar, bakır, bitkisel yağlar… Bu malzemeleri seçerken seni yönlendiren şey ne oluyor?
İçgüdüsel ve sezgisel davranıyorum. Toprak besleme, volkanik taşlar yeryüzünün rahmi ile bağlantı, bakır şifa enerjisi, bitkisel yağlar koruma demek.

Eserlerinin ışıkla aktive olması çok etkileyici. Işık senin için bir anlatım aracı mı, yoksa başlı başına bir varlık mı?
Işık kendi başına anlam yüklü bir varlık. Eserlerime yaşayan bir canlılık katıyor. Herkes ışığa çekilir, izleyicinin eserle bağlantı kurmasını kolaylaştırdığını düşünüyorum.
Bugünün genç sanatçılarına ya da kendini ifade etmeye çalışan ruhlara, kalbinden geçen, motive eden bir cümle söylemek istesen ne söylerdin?
Mistik psikanalist Carl Gustav Jung’un “Görüşün ancak kendi kalbine baktığında netleşecektir. Dışarıya bakan rüya görür; içeriye bakan uyanır,” sözünü hatırlatırdım. İnsan olma yolculuğumuz, içsel gücümüzü keşfetmekten geçiyor. Keşfetmekten çekinme, içinde bulacağın cevherlere şaşıracaksın…
Kapak Fotoğrafı: Nazlı Gürlek Hodder
İlginizi çekebilir: Nuray İmre’den Uzm. Psk. Sanat Terapisti Ela Ural ile: Yeni Zamanın Şifası Üzerine

Esra Yazıcıoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!