Işık Güner ile: Oxford'daki In Bloom Sergisi Üzerine
Bitki ressamı Işık Güner, resimleri ile Ashmolean Museum’da açılan In Bloom: How Plants Changed Our World sergisinde yer alıyor. Serginin küratörleri Dr. Francesca Leoni ve Dr. Shailendra Bhandare, izleyicilere bitkilerin sanatsal ve bilimsel yolculuklarını deneyimleme fırsatı sunuyor ve çağdaş ile tarihsel botanik sanatını bir araya getiriyor. Ben de kendisi ile bitki sanatı ve Oxford’daki sergisi üzerine konuşma fırsatı buldum.
Işık Güner ödüllü bir bitki ressamı. Biraz kariyerinden size bahsetmek istiyorum. Kendisi; Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra 2006 yılında bitki ressamı olarak tam zamanlı çalışmaya başlamış. Çalışmaları arasında Plants from the Woods and Forests of Chile, Transylvania Florilegium, Beauty of Orchids, China ve Plants of Nepal gibi kitap ve doğa koruma projeleri yer alıyor.
Güner, hâlâ Royal Botanic Garden Edinburgh (RBGE) bünyesindeki Botanical Illustration Diploma Programı’nda eğitmen olarak görev yapmakta ve Illustrated Flora of Turkey projesinde sanat editörü olarak çalışmakta. 2019 yılında yayımlanan eğitim kitabı Botanical Illustration from Life, İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Çince, Korece ve Türkçe olmak üzere altı dilde yayımlanmış.
Sanatçı, İspanya, Romanya, Amerika, Meksika, Fas, Birleşik Krallık ve daha birçok ülkede botanik illüstrasyon eğitimleri veriyor. Ödülleri arasında 2010 ve 2014 yıllarında Altın Madalya, Londra’daki RHS sergisinde Araucaria araucana ve Gunnera tinctoria eserleriyle iki kez “Best in Show” ödülleri, Edinburgh’daki BISCOT sergisinde ise Altın Madalya ve iki kez Mary Mendum Madalyası bulunuyor. Bu etkileyici biyografiye sahip sanatçı Işık Güner’le bir söyleşi yaparak bitkilere dair ilgisinin nasıl başladığını ve son sergisinin detaylarına ulaştım.
Bitkilere dair sevginiz ne zaman ve nasıl başladı? Sizi onlara bu kadar yaklaştıran şey neydi?
Bitkilere olan sevgim çocuklukta başladı. Babam botanikçiydi ve beni çok küçük yaşlardan itibaren arazi çalışmalarına yanında götürdü. Onunla beraber bitkilere bakmayı öğrendim. Aynı zamanda Çamlıhemşinli olmamın da etkisi büyüktür. Çoçukluğumun yaz aylarını içinde bin bir çeşit bitki barındıran vahşi ormanlarla kaplı, küçük patikalarla vardığımız köylerde geçirmenin etkisi büyüktür sanırım. O yüzden, aslında ben bitkilere yakın doğdum, hep varlardı benim hayatımdan.
Çevre mühendisliğinden tam zamanlı bitki ressamlığına geçiş kararınız nasıl şekillendi? Hangi an “benim yolum bu” dedirtti?
Üniversite öncesi resme olan ilgim büyüktü, hep vardı hayatımda. Çizim ve resim yapmak günlük uğraşlarımdı; bununla birlikte kimya, matematik gibi fen bilimlerine olan ilgim de büyüktü. O yüzden, resmi hobi olarak da yaparım gibi bir düşünceyle, üniversitede fen ağırlıklı bir bölümde ilerlemeye karar verdim ve çevre mühendisliğine giriş yaptım.
Ne var ki işler tam planladığım gibi gitmedi. Üniversite yıllarımda bir seçim yapmam gerektiğini anladım: Ya mühendis ya da ressam olabilirdim. Çünkü ikisine birden yeterince zaman ayırmak mümkün olmayacaktı. Yine de üniversitedeki tüm o yıllar boyunca bulduğum bütün küçücük aralarda resim yapmayı sürdürdüm.
Mezun olduğumda, yalnızca çizim ve resim yapmak için bir yıl ara vermeye karar verdim. Bu kararımda 2006 master sınavlarının tam güneş tutulmasına denk gelmesinin de payı büyüktür. Ya master sınavına girecektim ya da Türkiye’nin güneyinden muhteşem bir şekilde gözlemlenebilen güneş tutulmasını izleyecektim. Güneş tutulmasını seçtim. Eğitime bir sene ara verip tam zamanlı olarak üretmenin ne anlama geldiğini anlamak istiyordum. Ve o yıl tek kelimeyle muhteşemdi. Yılın sonunda artık bitki ressamıydım.
Sergi, Oxford’dan başlayıp dünyayı dolaşarak Britanya’nın en sevilen bitkilerinin ardındaki küresel hikâyeleri ortaya koyuyor. Sizin bu yolculukta ele aldığınız bitkilerle kurduğunuz ilişki nasıl şekillendi?
‘In Bloom’ sergisinde yer alan resimlerim Türkiye’nin bitkilerinden, endemiklerden yaygın bitkilere olan bir seçki var. Benim bitkilerle olan ilişkim çok da romantik bir seviyede seyretmez açıkcası. Bitkiler vardır, bizler için hayati önemi vardır ve onlar var oldukça biz de var olabiliriz. Aslında konu benim için oldukça yalın ve doğrudan ilişkilidir. Bu sebeple resmini yaptığım bitkiler genellikle görmeyi istediğim, merak ettiğim ve ulaşabileceğim bitkilerdir. Sergide yer alan bitkilerden Kino (Lilium ciliatum) ve Kokucas (Papaver lateritium) karadenize özgü bitkilerdir ve hemen elimin altındalar. Ağlayangelin (Fritillaria imperialis) ise Türkiye’nin doğusunda bir çok bölgede uçsuz bucaksız tarlalar halinde yetişebilen, inanılmaz gösterişli bir bitkidir. Bu çiçek tarlalarında yürümek sanırım benim en büyük zevklerimdendir.
Sergi kapsamında üç tam günlük bir bitki çizim ve resim atölyesi vereceksiniz. Katılımcılar, sulu boya bitki resim tekniklerini sizin rehberliğinizde deneyimleyecek. Bu atölyelerde nasıl bir yol izliyorsunuz? Üç günlük bu programın katılımcılara neler kazandırmasını hedefliyorsunuz?
Bu atölyelerde, sulu boyada kullandığım yöntem ve tekniklerin temel seviyede öğrenebilirken, asıl hedefim bitkilere bakmayı öğretmektir. Belli yapı ve formlarının üzerinde durarak bunu gerçekçi resmedebilmek için izlenebilecek yöntemleri uygulamaları gösteririm. Bu üç günlük atölyede her katılımcı muhtemelen sadece tek bir yaprak, ya da çiçeğin tek bir petalini resmedebilir. Tamamlayamasa da belli bir aşamaya kadar getirebilir. Bitkilerin detaylarına odaklarken, hen bir detayın bitkinin karakteristik özelliklerini ortaya koymak için ne kadar önemli olduğundan bahsederken, bu detayları gözlemleyi öğreniriz.
Bu prestijli sergiler için hazırladığınız Araucaria araucana ve Gunnera tinctoria çalışmalarının üretim sürecinde sizi en çok zorlayan ya da geliştiren aşama ne olmuştu?
Maymun çıkmaz ağacı (Araucaria araucana) ve Gunnera tinctoria Şili’ye özgü bitkilerdir ve bu resimleri yaklaşık sekiz yıl süren ve 2015 yılında yayımlanan ‘Plants fbrom the Woods and Forest’ kitabı için hazırladım. Her ikisi de güçlü karaktere sahip bitkiler. Biri sert, geometrik ve tarih öncesi bir görünümü varken; diğeri devasa yaprakları ve dramatik hacmiyle neredeyse heykelsi bir etki yaratır.
Her iki çalışmadada zorluk bitki örneğimi toplamakla başladı. Araucaria araucana için beni çok uzun bir ağacın en tepesine vinçle çıkardırlar. Aldığım örneğin sadece çizimini yamam bir ayımı aldı. Bitki doğru çizebilmek için, dallarında barındırdığı o geometrik sarmalı son derece doğu, olabildiğince mükemmel bir şekilde tasvir etmem gerekliydi. Uzun soluklu ve biraz da acılı bir çizim süreciydi. Aynı şekilde, Gunnera tinctoria’nın da örneklerini bulmak bir hayli zamanımı aldı. Ingiltere’nin farklı botanik bahçelerinden bitkinin farklı kısımlarını bulup resmedebildim, yaprağı, meyvesi, her birini başka bir bahçeden. Çiçekleri için ise Şili’ye yolculuk ettim çünkü bu bahçelerde büyüyen çiçekler bitkinin tam formunu yansıtmıyordu. Bütün bu kısmların çizimlerini toparlamam tam üç yılımı aldım. Nihai resmime başlamam tam bu üç yılın sonunda başladı.
O yüzden bu iki resimde de beni en çok zorlayan konu da sabrıdır, en geliştiğim konu da sabrıdır.
Pirinç kağıdı üzerine çalışma fikri nasıl çıktı? “In Bloom” sergisine gelen bir ziyaretçinin, bitkilere ve doğaya dair içinden neyle ayrılmasını diliyorsunuz?
Ben 2015-2016 yılları arasında Çin’de yaşadım. Yine işim bitkileri resmetmek. Bu sefer konum tehlike altındaki orkidelerdi ve bu bir koruma projesiydi. Projenin üzerinde çalışırken ve geliştirirken, ‘Gongbi’ tarzında mükemmel resimler yapan sanatçılarla iş birlikleri yaptık. Pirinç kağıdının mükemmelliğini ben o sürede öğrendim ve bu kağıdı nasıl kullandıklarını orada gözlemleme şansım oldu. Bu konuda teknik bilgim hâlâ çok eksiktir ancak o zamandan beri aklımın bir tarafında pirinç kağıdına resim yapmak vardı. Karmaşık ve yoğun hayatım buna ancak izin verdi, ben bir süredir bu kağıt üzerinde çalışmalar yapıyorum. Bu çalışmalarımın‘In Bloom’ sergisinin bir parçası olması beni gerçekten çok mutlu etti.
Bir ziyaretçinin ‘In Bloom’ sergisinden ayrılırken bir çiçeğe, bir ağaca ya da sıradan gördüğü bir yaprağa artık aynı gözle bakmamasını isterim. Bitkilerin yalnızca dekoratif unsurlar olmadığını; hayatımızın temeli ve geleceğin anahtarı olduklarını bilmelerinin ötesinde, hissetmelerini dilerim.
Işık Güner’in In Bloom: How Plants Changed Our World sergisinde yer alan resimleri, Oxford, Ashmolean Museum’da 19 Mart – 16 Ağustos 2026 tarihleri arasında görülebilir. Güner’in sergi kapsamında vereceği sulu boya atölyesi ise botanik resme ilgi duyanlar için ayrı bir fırsat sunuyor.
Kapak Fotoğrafı: Işık Güner
İlginizi çekebilir: Eylül Aytan’dan Emine Boyner ile Röportaj

İlke Tulunay Solakoğlu 













Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!