Aida Vino e Cucina: Moda'da Zamansız Bir Akşam Yemeği
Moda’da yıllardır gidip geldiğim sokaklarda, bu kadar zamandır var olan bir yeri ancak şimdi keşfetmiş olmama şaşırdım. Aida Vino e Cucina, dışarıdan bakınca mahremiyetini koruyan zarif bir köşk gibi duruyor; kapısından içeri adım attığınız anda ise sizi bambaşka bir atmosfer karşılıyor. Kırmızı tavanın kattığı karakter, loş ışığın mekâna yaydığı yumuşaklık, duvarlardaki tablolar, vitray detaylar ve yılların izini taşıyan objeler… Her şey öyle incelikle bir araya gelmiş ki, insan kendini bir restoranda değil; hikâyesi, ruhu ve hafızası olan bir evde gibi hissediyor. İçeri girer girmez aklımdan geçen ilk şey şu oldu: Keşke burayı daha önce fark etseymişim. Bir yandan da, 12 yılı geride bırakmış ve üç yıl üst üste Michelin Guide’da yer almış bir restoranın fiyatlarını hâlâ bu kadar erişilebilir bir seviyede tutuyor olması, daha en başta dikkatimi çeken detaylardan biri oldu. Çünkü böyle yerlerde yalnızca mutfak değil, yaklaşım da fark yaratıyor. Şimdi gelin, bu keyifli deneyimi birlikte keşfedelim.
Aida Vino e Cucina’da Ambiyans
İlk adımı attığınız anda, Aida Vino e Cucina’nın neden bu kadar kendine özgü bir yer olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Üç kata yayılan bu köşkün her bölümü, aynı ruhu korurken bambaşka bir karakter taşıyor. Katlar arasında çıkarken merdiven duvarlarını süsleyen tablolar, mekânın sadece dekorasyonla değil; hafızayla da kurulduğunu hissettiriyor. Sanki her köşede geçmişten bugüne taşınmış küçük hikâyeler saklı.
İlk kat ise bu hikâyenin en davetkâr başlangıcı gibi. Bir köşede duran piyano, mini barın samimi havası ve dışarıya açılan küçük oturma alanı, burayı sadece yemek yenilen bir yer olmaktan çıkarıp vakit geçirmek isteyeceğiniz bir yaşam alanına dönüştürüyor. Hiçbir detay göze batmıyor ama her detay bir bütünün parçası gibi; abartısız, rafine ve gerçekten ruhu olan bir atmosfer.
Üst kata çıktığınızda ise atmosfer bambaşka bir tona bürünüyor. Mavi duvarların derinliği, alt kısımdaki kırmızı detaylarla birleşince mekâna hem canlı hem de sofistike bir hava katıyor. Duvarlara işlenmiş çiçek motifleri, eski bir köşkün zarafetini taşırken; mekânın samimiyetini de hiç bozmuyor. Aida’nın her katında başka bir hikâye var ama bu kat, bana en çok dinginliği ve sakin bir akşamın keyfini hatırlattı.
Bir kat daha çıktığınızda, küçük ama çok tatlı mini bar bölümü sizi karşılıyor. Aida’nın en sevdiğim yanlarından biri de bu oldu: Her katında aynı sıcaklığı korurken, size bambaşka bir ambiyans sunabilmesi. Öyle ki burada her akşam farklı bir katta rezervasyon yaptırıp, aynı mekânı her seferinde yeniden keşfetmek mümkün.
Evet, ambiyansını uzun uzun anlattım ama itiraf etmeliyim ki bir noktadan sonra insanın aklı ister istemez masaya gelecek tabaklara kayıyor. Aida Vino e Cucina’nın her katında ayrı bir atmosfer yaşadıktan sonra, ben de artık bu özenin mutfağa nasıl yansıdığını görmek için sabırsızlanıyordum. Çünkü böylesine ruhu olan bir mekânda, menünün de aynı incelikle kurgulanmış olmasını bekliyorsunuz. Şimdi gelin, bu akşamın lezzet tarafına geçelim.
Aida Vino e Cucina, Valentino Salvi’nin mutfaktaki imzasını taşıyan; samimiyetle rafineliği aynı sofrada buluşturan özel bir adres. İsmini, Elif Uluhan’ın dedesi doktor ve opera sanatçısı Dr. İhsan Ünlüer’in Aida operasından ilham alarak kızına verdiği isimden alan mekânın “Vino e Cucina” ifadesi ise İtalyanca’da “şarap ve mutfak” anlamına geliyor ve buradaki yaklaşımı kusursuz şekilde özetliyor.
Sofraya Gelen Lezzetler
Aida Vino e Cucina’nın menüsünde en sevdiğim şeylerden biri, gereksiz kalabalıktan uzak durması oldu. Son dönemde birçok mekânda karşımıza çıkan sayfalarca uzayan, karar vermeyi zorlaştıran menülerin aksine burada her şey sade, net ve ne yaptığını bilen bir mutfak anlayışıyla kurgulanmış. Menüye baktığınızda bir yanda İtalyan mutfağının hafızaya kazınmış klasiklerini; diğer yanda şefin mevsime ve ilhamına göre şekillenen yaratıcı tabaklarını görüyorsunuz. Bu denge, daha ilk bakışta güven veriyor.
Klasikler bölümünde amatrice usulü prosciutto ve yıllanmış piave peyniriyle hazırlanan başlangıçtan, tavuk ciğer pateye; Sicilya usulü patlıcan parmigianadan caprese salataya kadar tanıdık, iyi yapılınca vazgeçilemeyecek lezzetler var. Ev yapımı tonnarelli carbonara, bolonez lazanya ve Toscana usulü organik piliç gibi ana yemekler ise menünün konforlu ama iddialı tarafını yansıtıyor. Uzun dinlendirilmiş dry aged antrikot gibi daha güçlü seçenekler de yine aynı sadelikle yerini bulmuş.
“Aida’dan” başlığı altında ise mutfağın daha yaratıcı tarafı devreye giriyor. Fırında karnabahar ve mor patates humusu gibi tabaklar sebzeyi merkeze alırken; mezgit brandacujun ve giardiniera turşu, dana dil ve tonnata sos, çiğ çipura ile kan portakalı gibi tabaklar fazlasıyla heyecanlandırıyor. Isırgan otlu risotto, kuzu cenoveze dolgulu tortelli ve kuzu salsiçça ile kök kereviz gibi özel tabaklar da menünün mevsimsel ve rafine tarafını destekliyor. Bir de günün spesiyalleri var, mutlaka bakmanız gerekiyor.
Menü yaşayan bir yapıya sahip; o gün mutfakta neye heyecan duyuluyorsa, masaya da o geliyor. Bu yaklaşım, her gelişte yeni bir şey deneme isteği uyandırıyor.
Kısacası Aida’nın menüsü, az ve öz olmanın ne kadar güçlü bir şey olduğunu hatırlatıyor. Kafa karıştırmayan ama her tabağında özen hissettiren bu yapı, insanı daha sipariş vermeden mutlu etmeye yetiyor. Sonrası ise tamamen masaya gelenlerle ilgili… Benim seçtiklerim de tam burada devreye giriyor.
Masaya ilk gelen tabak Crudo Di Orata E Arancia Rossa oldu ve daha ilk lokmada gecenin ne kadar iyi geçeceğini hissettirdi. Çiğ çipura ile kan portakalının buluştuğu bu tabak, ferah ama derinlikli bir lezzet sunuyordu. Her şey o kadar dengeliydi ki tabağın bütünlüğü gerçekten etkileyiciydi. Hatta tabağın altında kalan sosu ekmekle sıyırdım desem, ne kadar beğendiğimi anlatmış olurum diye düşünüyorum.
Ardından gelen Brandacujun Di Merluzzo E Giardiniera, gecenin aklımda en çok kalan tabaklarından biri oldu. Mezgit ‘brandacujun’ ve giardiniera turşunun ekmek üzerinde buluştuğu bu tabak, hem dokusuyla hem de lezzet dengesiyle çok başarılıydı. O ekmek üstü hali, tabağı daha da keyifli kılmıştı. Net söyleyebilirim; bu lezzet aklımda kaldı ve çok çok beğendim.
Sonrasında gelen Parmigiana Di Melanzane Siciliana ise İtalyan mutfağının klasik bir tabağını ne kadar iyi yorumladıklarını gösterdi. Hem sunumu hem de lezzetiyle çok başarılıydı. Patlıcanın dokusu, sosun dengesi ve tabağın sadeliği bir araya gelince, gerçekten çok keyif aldığım tabaklardan biri oldu.
Gecenin yıldızı ise hiç düşünmeden Tortelli Alla Genovese Di Agnello derim. Kuzu genoveze dolgulu tortelli, uzun zamandır yediğim en iyi makarnalardan biriydi. İç dolgusu son derece yoğun ve lezzetliydi; üzerindeki parmesan köpüğü tabağa hafiflik katarken, etin suyunun da lezzeti derinleştirmek için tabağa eklenmiş olması her lokmayı daha da özel hale getiriyordu. Gerçekten çok iyiydi.
Tatlıda ise Tiramisu ve meyveli milföy söyledik. İkisi de yemeğin finaline çok yakıştı. Tiramisu hafifliği ve dengesiyle klasik ama çok başarılı bir kapanış sunarken, meyveli milföy akşamı keyifli bir finalle tamamladı. Baştan sona her tabakta aynı özeni hissetmek, bu akşamı benim için daha da unutulmaz kıldı.
Gecenin sonunda beni en çok şaşırtan şeylerden biri de, bu kadar özenli tabaklar ve böylesine güçlü bir deneyimin ardından hesabın beklediğimden çok daha dengeli gelmesi oldu. Uzun zamandır bu seviyede iyi yemek yiyip, çıktığımda “gerçekten karşılığını aldım” hissini yaşamamıştım. Aida Vino e Cucina, sadece mutfağıyla değil; fiyat-performans dengesiyle de bence çok güçlü bir adres.
Bir de içecek menüsünden mutlaka bahsetmek gerekiyor. Şarap seçimlerinden kokteyllere kadar uzanan güçlü içecek menüsü, masadaki deneyimi tamamlayan önemli detaylardan biri. Arkadaşım Milanese içti. Parmesanlı cin, safran şurubu, vermut bianco içeriğine sahip bu kokteylin oldukça başarılı olduğunu belirtmek isteriz.
Aida sadece bir akşam yemeği için değil; düzenlediği özel etkinlikler, buluşmalar ve farklı konsept gecelerle de yaşayan bir mekan. Bu yüzden sosyal medya hesaplarını takip etmekte fayda var; çünkü buraya her gelişte başka bir deneyime denk gelmek mümkün.
Ve tabii tüm bunların yanında, gecenin bu kadar keyifli geçmesinde ekibin yaklaşımının da büyük payı vardı. Samimi, ilgili ve doğal bir şekilde misafirperverlerdi; hiçbir şey abartılı ya da yapay hissettirmedi. Bence bir mekanı gerçekten unutulmaz yapan şey de tam olarak bu: Sadece iyi yemek değil, size kendinizi iyi hissettiren bir atmosfer bırakması.
Kapak Fotoğrafı: Tuba Nil Dengiz
İlginizi çekebilir: Tuba Nil Dengiz’den Canopy by Hilton İstanbul

Tuba Nil Dengiz 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!