Alternatif tıp yöntemleri, son zamanların en merak edilen konularından biri. Geleneksel ve ruhsal şifa tedavileri olarak tanımlayabileceğimiz bu yöntemler, modern tıbba alternatif değil aslında, onu tamamlıyorlar. Temelde yatan fikir, bir hastalanmanın tam olarak gerçekleşmeden önce sinir sisteminde, hatta tüm vücut ağında değişimlere neden olması. Dolayısıyla alternatif tıp, yalnızca hastanın şikayetini değil, bütüncül yaklaşımı sayesinde tüm vücudu iyileştirmeyi hedefliyor. İsterseniz gelin, bazı alternatif tıp tedavilerine yakından bakalım.

Alternatif Tıp Yöntemleri

Şamanik Enerji Çalışmaları

Alternatif tıp çeşitleri dendiğinde karşımıza çıkanlardan biri şamanik şifa üzerine kurulu enerji çalışmaları. Bu çalışmalarda anlaşılması gereken temel nokta, duygusal ya da fiziksel hastalık ayrımının yapılmadığı. Çünkü şamanizmin ilgilendiği nokta hastalıkların spiritüel boyutu. Bir başka deyişle, şamanlar diyor ki, hastalıklar farklı şekillerde ve formlarda meydana gelebilir ancak en derinde her hastalık kişinin iç dengesini sağlamakta problem yaşaması gibi ruhsal bir sebebe dayanır. Aslında bizim gözümüzle görebildiğimiz semptomların oluşma sebebi, kişinin içindeki uyumsuzluk, vücuttaki enerji dengesizlikleri ve onların yaydığı negatif enerji. İşte şamanik enerji çalışmaları, bu dengesizlikleri iyileştirmeye yönelik meditasyon, nefes egzersizi gibi süreçleri kapsıyor.

Homeopati

Homeopati, Alman hekim Hahnemann’ın 200 yıl önce geliştirdiği, doğal bir tedavi yöntemi. Ülkemizde yeni yeni uygulanmaya başlamış olsa da, dünyada bir hayli yaygın. Homepati, temelde ‘benzeri benzer ile iyileştirme’ prensibine dayanıyor. Yani homeopatiye göre bir hastalık belirtisi, ancak aynı belirtiyi ortaya çıkaran madde ile tedavi edilebilir. Dolayısıyla buradaki yöntem, hastalığa neden olan maddenin büyük miktarda seyreltilerek tüketilmesinden, yani kişinin o maddeyi yeniden vücuduna almasından geçiyor. Yaratılan karışımlarda bitkiler, mineraller gibi tamamen doğal maddelerden ve onların enerji verici özelliklerinden yararlanılıyor.

Etrafta bu tedavi yönteminin gerçekliği üzerine çok sayıda eleştiri yapılıyor olsa da, homeopatide kullanılan çeşitli çözeltilerin bazı hastalıklara çok iyi geldiği gözlenmiş. Örneğin, şarbon hastalığına yakalanmış koyun dalağı kişilerin sivilcelerini ve çıbanlarını iyileştirmede çok etkili olmuş. Yani, homeopatinin hastalık belirtilerini ortadan kaldırmaya çalışmak ve bastırmak yerine, onları vücudun durumuna dair ipuçları olarak kabul ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Çakra Açma Egzersizleri

“Çakraları açmak” tabirini eminiz duymuşsunuzdur. Çakralar omurganın en alt ucundan başlayarak kafamızın tepe noktasına kadar dizili halde olan güçlü enerji merkezlerine deniyor. Bu merkezler birbirleriyle uyumlu olduklarında vücudumuzdaki enerji akışı dengede oluyor. Dolayısıyla kendimizi mutlu, özgüvenli ve iyi hissediyoruz. Herhangi bir uyumsuzluk olduğunda ise, enerji akışı sekteye uğruyor. Bu noktada, çakra açma çalışmaları yaparak o blokajları ortadan kaldırmak gerekiyor.

Yedi çakramız var: hayatta kalma ve temel insani ihtiyaçlarla ilgili olan Kök Çakra, temel duygusal ihtiyaçları temsil eden Mide Çakrası, güç duygusu etrafında şekillenen Güneş Sinirağı Çakrası (Solar Pleksus), sevginin adresi Kalp Çakrası, ifade alanı Boğaz Çakrası, sezgilerimiz ile ilişkili olan Göz Çakrası ve son olarak, ruhsal gelişimin en üst seviyesine ulaşmayı simgeleyen Taç Çakra.

Çakraları her birini bağlantılı olduğu aromaterapik yağlar ve fiziksel egzersizler ile dengelemek mümkün. Yoga egzersizleri yapmak, meditasyon, asana adı verilen pozlar tüm çakraları aktifleştirmede rol oynuyor. Çakralar çalıştığında ise daha canlı, motive ve özgüvenli hissetmemek kaçınılmaz bir hal alıyor.

İlginizi çekebilir: “Aromaterapi: Bitkisel Yağların Mucizesi”

Refleksoloji

Tek bir ayağınız bedeninizde tüm olup biteni anlatabilir desek? Bir başka deyişle, her organımız ayağımızda bir noktaya karşılık geliyor. Vücudun sağ tarafındaki organlar sağ ayakta, sol tarafındaki organlar sol ayakta bulunuyor. Böbrek veya akciğer gibi çift olan organların yansıma noktaları ise her iki ayakta da mevcut. Farkındayız, hayal etmek güç ama ayak tabanınızın tam orta noktaları böbreğinize denk geliyor. Ayak parmak uçlarınızın karşılığı ise burun boşluklarınız!

Vücuttaki enerji, günlük hayatta yaşadığımız stresli olaylar ve üzüntüler nedeniyle tıkanabiliyor. Bu tıkanıklar sonucu bazı organlara diğerlerinden daha az enerji ulaşıyor. İşte refleksoloji tam bu noktada devreye giriyor ve ayakta gerekli yerlere uygulanan basınç ve masajla tıkanıklıkların açılmasını sağlıyor. Dengelenen enerji akışı tüm organlara yayılarak vücudu canlandırıyor ve beraberinde iyileşmeyi getiriyor. Peki ne gibi sorunlarda iyileşmeden bahsediyoruz?

Refleksolojinin kan dolaşımınız hızlandırma, hormon dengesizliklerini ve böbrek sorunlarını giderme, uyku kalitesini arttırma, bağışıklık sistemini güçlendirme, vücudu toksinlerden arındırma gibi pek çok yararı var. Bu yararlardan belki de günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz, uygulama sonrasında kişiye verdiği, sanki tüm bedenine masaj yapılmış hissi. Günlük hayattaki koşturmacalarımız ve yaşadığımız stresli anları düşündüğümüzde, refleksolojinin yarattığı rahatlama ve gevşeme hissi aslında hepimiz için çok değerli.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR