Yaz aylarının gelmesiyle İstanbul yavaşça tenhalaşır; galeriler ya bir süreliğine kapılarını kapatır ya da rotayı yazlık şubelerine çevirir. Bu geçici duraksamayı her zaman hüzünlü bulmuşumdur. Ama Anna Laudel iki katlı bir sergi programıyla sanatseverlere güçlü bir davet sunuyor: “Kaldırımın Bittiği Nokta” ve “Anlaşıldığın Yerde”.

img-20250720-wa0026
Kaldırımın Bittiği Nokta | Fotoğraf: İlke Tulunay

Eserler farklı tarihlerde hazırlanmış olsa da aynı dönemde ve başlık altında bir araya gelmiş olabilmeleri dikkat çekici. Belki de farklı zamanlarda üretilmiş işler, ortak dertlerde buluşabilir. Sergilerin içerdiği duygu yükü ve tematik bağları, birbirinden bağımsız gibi görünen işleri anlamlı bir bütün hâline getiriyor.

img-20250720-wa0029
Kaldırımın Bittiği Nokta | Fotoğraf: İlke Tulunay

Galerinin giriş katında yer alan “Kaldırımın Bittiği Nokta”, şehrin gündelik dokusuyla kurduğumuz duygusal bağı sorguluyor. Kentteki kaldırımların, yalnızca bir ulaşım aracı değil; aynı zamanda bir hafıza zemini olduğunu hissettiriyor. Bu sergi, adeta İstanbul’un ritmini takip ederek, bizi bastığımız taşlarda kimlik, aidiyet ve kaybın izini sürmeye çağırıyor. “Hafıza”, “kimlik”, “aidiyet” gibi sıkça telaffuz ettiğimiz kavramlar bu sergide gerçekten birer temsile dönüşüyor; yalnızca düşünsel değil, görsel ve duyusal bir hafıza deneyimine.

img-20250720-wa0021
Anlaşıldığın Yerde | Fotoğraf: İlke Tulunay

Üst katta yer alan “Anlaşıldığın Yerde” sergisi ise bambaşka bir katmanda ilerliyor. Sergi, bitkilerin aşılama sürecinden ilhamla, içimizdeki potansiyellerin ancak doğru koşullarda ortaya çıkabileceğini vurguluyor. Aynı tohum, farklı ellerde, farklı topraklarda bambaşka biçimlerde filizlenebilir. İşte bu metafor üzerinden şekillenen sergi, izleyiciye “anlaşıldığın yerde” büyüyebileceğini hatırlatıyor.

img-20250720-wa0023
Anlaşıldığın Yerde | Fotoğraf: İlke Tulunay

Yukarıda yer alan eser, Hanefi Yeter’in eseri ikinci sergiye ismini veren eser. “Sevilmek nedir?” diye sorsalar, çoğu insanın yanıtı “anlaşılmak” olurdu. Gerçekten de anlaşılmak, insanı içten içe besleyen, yeşerten bir şey. Ama bu tek taraflı bir eylem değil. Anlaşılmak; hem kendini anlatabilmekle hem de karşındakinin gerçekten anlamayı istemesiyle mümkün. Sadece dinleyenle değil, duymaya açık olanla kurulan bir bağ. Kimi zaman bir kelimeyle, kimi zaman bir bakışla… Sevilmek güven verir belki, ama anlaşılmak cesaret verir; kendin olmaya, kök salmaya, değişmeye. İşte bu yüzden, insan kendini en çok anlaşıldığı yerde hisseder.

img-20250720-wa0019
Anlaşıldığın Yerde | Fotoğraf: İlke Tulunay

Ramazan Can, Ertuğrul Güngör & Faruk Ertekin, Bilal Hakan Karakaya, Ardan Özmenoğlu, Özlem Yenigül ve Hanefi Yeter gibi isimlerin yer aldığı bu sergide, resimden heykele, seramikten dijital medyaya uzanan geniş bir ifade yelpazesi var. Yukarıdaki eser çiçeklerle ya da örtülerle bıçak gibi nesnelerin kaplanması, travmaların bastırılma çabasını; üzeri örtülmeye çalışılan ama izi kalan acıları anımsatıyor.

img-20250720-wa0018
Anlaşıldığın Yerde | Fotoğraf: İlke Tulunay

Her iki sergi de, yaz boyunca devam edecek. Ve belki de yazın ortasında bir galeriye sığınmak, şehirle ve kendimizle kurduğumuz bağları yeniden düşünmek için iyi bir fırsat. “Kaldırımın Bittiği Nokta” ve “Anlaşıldığın Yerde” bizi hem kamusal alanın ritmiyle hem de kişisel dönüşümün sessiz ama derin katmanlarıyla yüzleştiriyor.

Kapak Fotoğrafı: İlke Tulunay

İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul Sergi Takvimi: Yazın Güncel Sergileri