Konum

Fenerbahçe benim için her zaman huzurlu, yeşili görebildiğim ve maviyle buluştuğum bir semt olarak hafızamda yer ediniyor. Tarihi Jean Botter Köşkü, Fenerbahçe parkı semtin geçmişten günümüze uzanan yolcuğu aslında… Adını da burada bulunan fenerden almış. Bugün Feneryolu’ndan Fenerbahçe’ye doğru bir yürüyüşe çıktım. Yolumun üzerinde beni oldukça etkileyen ve sizlerle paylaşmak için heyecanlandığım bir fırınla karşılaştım. Hadi hazırsanız Babayani Bakery’i birlikte keşfedelim.

Babayani Bakery

Bu güzel fırının kurucusu Sinan Aksoy’a Babayani’nin kelime anlamını sorduğumda “özentisi ve gösterişi olmayan” şeklinde lanse edildiğini söyledi. Aslında hem kendisini hem de Babayani’yi özetleyen bir kelimeymiş. İsme karar verirken de anlamı kadar melodik/fonetik olmasından da etkilenmiş. Sinan Bey Fransa ve Amerika’da mutfak eğitimi almış. Burayı kurana kadar oralarda fırınlarda çalışmış. Genç bir ekibe sahip olan Babayani şu an ki hali ile Neo-Fransız bir fırın olmakla beraber “tüketicinin bilinmezlikten biraz kaçmasının” önüne geçmeye gayret ederek ortaya çıkardıkları reçetelerle daha Amerikan olabilmeyi de hedefliyor. Şöyle ki sade kruvasan yerine balkabaklı ya da ayvalı kruvasan tercih edemez miyiz?

Babayani’de iyi hammaddeyi bulmak için ekstra bir çaba sarf ediliyor. Adeta memleketi didik didik araştırıyorlar. Örneğin; kullandıkları İzmir Tulumu Ula’lı Kardeşler (Muğla), Gravyer Şeref Gıda (Kars), zeytin ve kuru incir İzmir’de mikro üreticilerden geliyormuş. Ayrıca reçetelerde kullanılan malzemeleri mevsimsel olarak kullanıyorlar. Dolayısıyla mevsimsel malzeme kullanıldığı için raflarda dönem dönem farklı ürünler görebiliyoruz. Dükkan için alışverişlerini Çarşamba günleri Özgürlük Parkı, Cumartesi günleri Feriköy organik pazarından yapıyorlar. Yumurta, süt, mısır unu, irmik, nişasta gibi ürünler de özenle seçiliyor. 

Sinan Bey’e şu an ki menünün belirli bir süre daha bu şekilde devam edip etmediğini sorduğumda edeceğini söyledi ve şöyle devam etti: “Ar-Ge’de öncelikler sadece yeni tatlar yaratmak değil, aynı zamanda bir takım var olan ürünlerde organik ve vejeteryan alternatifleri finalize etmektir. Tamamen organik una geçmeye çalışıyoruz. Jelatinden tümüyle kurtulmak istiyoruz, agar agar ve birkaç moleküler mutfak malzemesiyle daha denemelerimiz sürüyor.” Babayani’de duymaya pek alışkın olmadığımız ürünler üretiliyor. Mesela vitrinde, soya sosu ve pirinç sirkesinde beklemiş yumurta sarısıyla mantarlı, camine brioche hamurundan bir ürün ya da uykuluklu bir milföy de görebiliyoruz. Geçen sene ilkbahar da açıldıklarında yaptıkları bu uykuluklu üründe Polenezköy civarından yabani mantarları ve üzüm boyunda trüflerle üretim yapmışlar. Mantarlar bitince yabani kuşkonmaz (sarmaşık, tilkişen) ile devam etmişler. Sezonu geldiğin de tekrar raflarında görebileceğiz. Bakın yine heyecanlandım. Bizler ilgi gösterdikçe eminim çok daha farklı şeyler göreceğiz 🙂 Ben ayvalı kruvasan ve limonlu bir tart yedim. İkisi de çok güzeldi. Ancak Limonlu tarta gerçekten kalbimi bıraktım. Tartlar ve keklerin glütensiz olduğunu belirtmek isterim. Ayrıca gelecek zamanlarda glütensiz ekmeklerinde geleceğini eklemem gerek. 

Babayani’de çatal-bıçak yok. Çünkü insanlara elde yemenin güzelliğini Avrupa’daki butik fırın-pastaneler gibi burada da al-götür konseptini sevdirmek istemişler. İç alanda cam önünde banko ve yüksek sandalyeler, dış alanda sokağın bir parçası olacağınız renkli banklar yer alıyor. Ayrıca iç alanda bir kahve köşesi tasarlanmış. Ben gittiğimde Manifesto’yu gördüm. Öğrendiğim kadarıyla Kadıköy kavurmacılarından kahve tedarik ediyorlar. Manifesto, Null, Kernel, William’s, Klar. Sizlerin de bu tarafa yolunun düşmesini bir birinden farklı lezzetlerle buluşmanızı tavsiye ediyorum. Bence böyle mekanları sonuna kadar desteklemeliyiz. Şimdiden afiyet olsun, sevgiler.

Kapak Fotoğrafı: @kisnisvesaire

İlginizi çekebilir: Tuba Nil Dengiz’den Praline İstanbul