Bazı dillerin sadece filmlerde ve şarkılarda güzel geldiğini bir kez daha fark ediyorum o sabah etrafımda çocuklarını sakinleştirmeye çalışan Fransızları izlerken. Daha saat 8 yeni olmuşken şimdiden dördüncü kahvemi içiyorum ve bavuluma sığmayan eşyalarımı taşımaya çalışıyorum. Bir uçuşa daha evsizler gibi görünmeden gelmeyi başaramamışım. Romantik filmlerde benim gibi sakar ve biraz şapşal kadınların yardımına havaalanlarında hep çok yakışıklı ve şık Fransız adamlar koşuyordu; ama bu telaş da sadece filmlerde güzel diye düşünerek Paris’ten Barcelona’ya uçuyorum.

whatsapp-image-2026-03-29-at-15-10-45
Barcelano | Fotoğraf: Ceren Muslu

İspanya; bu seyahat planımda hiç yokken bir arkadaşımla buluşmak için ziyaret ettiğim bir ülke. Yaklaşık 10 yıl önce Viyana’da bir otelde tesadüfen tanıştığımız ve o zamandan bu yana birbirimizi görebilmek için kıtalar aştığımız bir arkadaşlık kurduğumuz Nyala ile. Neşeli şarkıların, uzun dansların, şekerli içkilerin ve güzel esmer kızların ülkesi benim için İspanya. Bir de bayıldığım, hikaâyeleriyle buluşmaktan mest olduğum yönetmen Pedro Almodóvar’ın. 

whatsapp-image-2026-03-29-at-15-10-45-1
Barcelona | Fotoğraf: Ceren Muslu

Barcelona çok renkli, çok neşeli, çok kalabalık, çok karmaşık, çok gürültülü, çok hareketli, her anlamda ”çok” bir şehir. Kocaman caddeleri, simetrik sokakları, ışıltılı süslemeli evleriyle bu karmaşaya rağmen ferah. Ilık bir rüzgarla ve parlak bir güneşle kollarını açıyor bana. Airbnb’den kiraladığım oda La Rambla Caddesi’ne çok yakın, yani şehrin merkezinde her yere kolayca gidebileceğiniz, eğer benim gibi geç saatlerde partilerden dönmeyi planlıyorsanız, endişelenmeyeceğiniz bir yerde. Evin diğer odalarında da daha uzun dönemli kiracılar var.

Yüksek kiralardan dolayı artık dünyanın birçok büyük şehrinde olduğu gibi Barcelona’da da ev arkadaşlığının yaygın olduğunu öğreniyorum. Hani şu buzdolabının her rafının bir odaya ait olduğu ve eşyalara Post-it’le isim yazdığınız evlerden.

whatsapp-image-2026-03-29-at-15-37-25
Gotik Mahallesi | Fotoğraf: Ceren Muslu

Bu çiftlerden ikisiyle tanıştım. Biri gay bir çiftti, ikisi de her karşılaşmamızda müthiş giyinmişlerdi ve parfümleri çok iyi kokuyordu. Buzdolabının yağsız yoğurt, yulaf sütü, avokado ve blueberry ile dolu rafının onlara ait olduğuna eminim. Diğer çift de Arvanut iki gençti ve üniversite için buraya taşınmışlardı.

İlk günümü şehirde artık ayaklarımı hissedemez hale gelene kadar yürüyerek ve Barcelonata’da oturarak geçiriyorum. Sahil kültürünün bu kadar büyük şehir hayatına entegre olmasına bayılıyorum, Antalya’yı aynı sebeple çok severim. Ama dürüst olayım, Konyaaltı daha güzel ve temiz…

whatsapp-image-2026-03-29-at-14-39-43
Barcelanata Beach | Fotoğraf: Ceren Muslu

Sahilde oturmuş denizi izlerken gerçekten tam anlamıyla mutlu olduğumu fark ediyorum. ”Ending up alone” terimi zihnimin ortasında çakılı duruyor oysa: kendinle baş başa olmak, hikâyenin bir noktasında yapayalnız kalmak. Ben daha erken yaşlarımda bundan deli gibi korkardım. Keşke o zamanlar biri bana söyleseydi; bunda hiç de öyle korkulacak bir yan yokmuş! Yaşım 30, bekarım, çocuksuzum. Rutin günlerim yoğun çalışarak, spor yapıp dans ederek, dileğimce okuyarak; tatillerimse spontane uzak ülkelerde geçiyor. İstediğim her kararı alabilecek olmanın özgürlüğü içinde yüzüyorum.

Elbette ilişki içerisinde de istediğiniz kişi olabilirsiniz ancak her ilişki bir çapa sizi bir kıyaya demirleyen gibi hissediyorum. Hayatta her kararın artısı var eksisi var, o çapa sizin güvenliğinizi sağlamak için orada ama siz de o güvenlik uğruna istediğiniz an hızlıca kaybolabilme hakkınızdan vazgeçiyorsunuz gibi geliyor bana. Ben, hayatımın o anında, telefon hattım kapalı, kimse nerede ne yaptığımı bilmez ve merak etmezken, aklımda birinin gölgesi dahi yokken elimdekilerin vazgeçtiklerime sonuna kadar değdiğine karar veriyorum. 

Özellikle bazı kadınların bir şeyleri sadece kendi istedikleri ve keyif aldıkları için tek başlarına yapmaktan, kendilerine içini gönüllerince dekore edecekleri bir ev gibi bir yaşam kurmaktan korkabiliyorlar gibi geliyor bana. Böyle büyütülürken bir kadının yapabileceği en büyük iyilik, kendisiyle olan ilişkisine yatırım yapmak, böyle anlar yaratarak. 20 yaşındaki halime bugün olduğum kişiyi gösterebilseydim eğer benimle çok gurur duyardı çünkü ben her zaman böyle cesur bir kız değildim…

Olmak istediğim kişiyi kafamda çizdim ve ona dönüşmek için emek verdim. O hayalimdeki kadının artık uzaktaki bir hayal değil, aynada karşımda duran yansımam olduğunu fark ediyorum, birbirimize gülümsüyoruz ve ben bu buluşmayı kutluyorum. Yabancı bir şehrin bir kıyısında gün batarken, rüzgar kollarımı beni sarar gibi okşarken kalabalığın içinde tek başıma.

Şehirlerin gece ve gündüz bambaşka yüzleri var. Barcelona’nın geceleri taktığı ışıltılı maske öylesine güzel ki büyüsüne kapılmamak çok zor. O kocaman meydanların daracık aralara dönüştüğü Gotik bölgesindeki barlar en sevdiğim şey oldu şehre dair. Her yaştan, her türden insanın yine çok çok fazla içtiği, yakınlıktan çekinmekten dans ettiği bu barlar içinde en sevdiklerim: Nanai, Casa paco, Mariposa Negra Coctail ve Bar El Born oldu.

whatsapp-image-2026-03-29-at-15-10-45-2
Barcelona | Fotoğraf: Ceren Muslu

Ayrıca şehrin ünlü binalarını bir de gece mutlaka görün derim. Işık öyle kullanılmış ki bu şehirde, bambaşka bir oyun parkına gelmişsiniz gibi… Özellikle Katalan Müzik Sarayı tam bir şaheser.

whatsapp-image-2026-03-29-at-14-39-42-1
Katalan Müzik Sarayı | Fotoğraf: Ceren Muslu

O akşam liseden sonra Barcelona’ya yerleşen ve beni Türk arkadaşlarının akşam yemeğine davet edecek kadar kibar arkadaşım Cem ile buluşuyoruz. Gotik’teki meşhur balkonlu evlerden birinde bol mezeli, kızarmış tavuklu bir sofrada ağırlanıyorum. Belki de her şeyden çok ait olduğumuz köklerden kopmak için gittiğimiz başka yerlerde, aynı köklere sahip insanlarla yarattığımız bağların tam da bu ironi yüzünden biricik olduğunu düşünüyorum yemekte.

whatsapp-image-2026-03-29-at-14-39-42-2
Barcelona | Fotoğraf: Ceren Muslu

Cem ile yemekten sonra benim tam bir turist olarak yoğun ısrarımla meşhur gizli kokteyl bar Paradiso’ya gidiyoruz. Paradiso, dünyanın en iyi 50 barı listesinde 4 gibi iddialı bir numarada. ”Gizli bir kapının ardında saklanan sürdürülebilir bir içki tiyatrosu” diye yazmışlar listede. Bir pastırma dükkânındaki sıradan bir buzdolabı kapısı gibi görünen bir kapıdan içeri girerek ulaşıyorsunuz bara. İçerisi tam Gauidi mimarısının bir uzantısı gibi renkli, bir deneyim alanı daha çok. Burada hayatımda ilk defa dokunmatik menü görüyorum! Kriptonita ve Secret of Java sipariş ediyoruz. Kriptonita cinli, ananas ve biberli oldukça ekşi, ferah, keskin bir kokteyl. Secret of Java tam tersine oldukça tatlı: rom, muz ve fındık şuruplu. Çoğu kişiyi bayabilecek ama tatlı içki sevenlere bir kadeh daha! dedirtebilecek bir lezzetti, ben bayıldım. Fiyatları şehir ortalamasına göre oldukça yüksek; bu konseptteki bir yere göre normal seviyede diyebilirim. Dünyanın en iyi barlarından birinden beklentim açıkçası daha yüksekti ama gittiğimize de pişman olmadım.

whatsapp-image-2026-03-29-at-15-10-45-3
Paradiso | Fotoğraf: Ceren Muslu

Ardından yine çok eski arkadaşım Merve ile La Terrassa del Suites’te buluşuyoruz. DJ partilerinin yapıldığı, gündüzleri havuzunun da kullanıldığı, turistlerin pek bilmediği, benim bir lokalle keşfettiğim için kendimi şanslı saydığım bir yer burası. Şehir manzarasını izleyip şaraplarımızı yudumlarken tanıştığımız zamanlarda evimizin yakınlarında kahveye buluşmak için ailemizden izin alacak küçük oluşumuza gülüyoruz. O iki küçük, sıska, çekingen kızın dönüştükleri kadınlara kadeh kaldırıyoruz.

whatsapp-image-2026-03-29-at-15-27-23
La Terrassa del Suites | Fotoğraf: Ceren Muslu

Ben, ya İstanbul’a geri dönmeseydim nasıl bir hayatım olurdu sorularımı döküyorum masaya, yaşamadığım bir ihtimalin yasının bana yük olduğunu anlatıyorum. ”Uzakta bir yerde beni bekleyen başka bir hikâye vardı sanki ama ben onu bulmayı beceremedim ve yolun ortasında eve geri döndüm” diyorum. Merve de o yoldan dönmediği halde dönmüş olsaydı nasıl olurdu diye merak etmekten vazgeçmediğini itiraf ediyor. İnsan ne karar verirse versin, galiba hep bir acabası oluyor. 

whatsapp-image-2026-03-29-at-15-27-23-1
Barcelona | Fotoğraf: Ceren Muslu

Geceyi danssız kapamak olmaz diye Farola‘ya geçiyoruz. Ortama, gelen kitleye, müziklere, içkiye bayıldığım bir yer oluyor Farola. Barcelona’da yaşasam, müdavimi olurdum. Kesinlikle uğrayın. Ardından Born Caddesi’ndeki El Copetine geçiyoruz. Burayı açıkçası herkese değil ama ben lokalin lokalini yaşamak istiyorum diyenlere net öneririm. Lüksten ve şıklıktan çok uzak, hatta pis ama müthiş eğlenceli bir yer. Bizim Taksim’in ara sokakları gibi biraz, hani artık iyi mekânlarda yer kalmamıştır; siz de zaten içkinin tadından çok etkisini düşünecek kadar sarhoşsunuzdur ve nasıl gözüktüğünüzü hiç önemsemeden dans etmek ister; öylesine bir mekâna girerseniz ya tam öyle! 

whatsapp-image-2026-03-29-at-14-43-11
Farola | Fotoğraf: Ceren Muslu

Eski arkadaşlar insanın bir zamanlar olduğu kişinin aynası. Onlarla her karşılaşmanızda, onlar hayatınızdayken olduğunuz kişiyi bir daha hatırlıyorsunuz. Ben Merve’nin bana hediye ettiği Barcelona çiçeği bilekliği aylar sonra bu yazıyı yazarken hâlâ bileğimdeyken bu bağları koruyabilmeme ve birbirimize bakıp ne kadar yol katettiğimizi görebilmeye minnettarım.

Gaudi’den bu noktaya kadar nasıl bahsetmedi bu kız derseniz, elbette kendisi bu şehri imzasıyla böyle özgün hale getirdiği için milyonlar gibi beni de kendisine hayran etti! (Bu yapıtların ziyareti için önceden rezervasyon yaptırmanız gerektiğini sakın unutmayın)

whatsapp-image-2026-03-29-at-14-39-42-3
Sagrada da Familia | Fotoğraf: Ceren Muslu

Özellikle Park Güell hayatımda gördüğüm en muhteşem yapılardan biriydi. Gauidi’nin sırrı bence çok gerçek dışı görünen ve bir yapbozun parçası olarak büyük resme asla oturtamayacağınız eserleri şehrin görüntüsüne katabilmesi. O küçücük parça o kadar güçlü ve görkemli ki eğreti durmak yerine etrafının kendisine uymasını sağlıyor.

whatsapp-image-2026-03-29-at-14-43-12
Parc Güell | Fotoğraf: Ceren Muslu

Bahsetmesem olmaz,bol bol Honest Greens‘e uğradım. Honest Greens organik içeriklerle sağlıklı tabaklar hazırlayan bir restoran. Baharatlı, aromatik ve farklı dokunuşlarla klasik lezzetleri başkalaştıran bir menüleri var. Denediğim her salata, her bowl, her tatlı ve özellikle kahve müthişti. Yöresel bir lezzet denemez elbette, ama lütfen denemeden dönmeyin.

Barcelona benim en sevdiğim şehirlerden biri olmadı, İstanbul’a bazı açılardan oldukça benzer buldum ama neden birçok kişinin buraya bağımlı olmasını kesinlikle anlıyorum. Her beklentideki gezgine sunacak çok şeyi olan rengarenk bir şehir Barcelona!

whatsapp-image-2026-03-29-at-14-39-42-4
Barcelona | Fotoğraf: Ceren Muslu

Dünyanın en ünlü caddelerinden birinde daha, kısa süreliğine de olsa, anahtarı bana ait bir evim oldu diye mutlulukla Madrid’e giden bir trene biniyorum. O tek başınalık ne müthişmiş diye kendimle huşu içinde geçirdiğim günlere inat merkezimi şaşırtacak yine uzaklardan, bu kez yeşil ve soğuk topraklardan, bir adamın beni orada beklediğini bilmeden…

Kapak Fotoğrafı: Ceren Muslu

İlginizi çekebilir: Ezgi Cenk’ten Barselona Notları