Avrupa’ya seyahat deyince herkesin aklına ilk olarak Fransa, İtalya, Hollanda ya da İspanya gelir. Çevresindeki güzel ve popüler ülkelerin gölgesinde kalan Belçika aslında bu listede gerilerde olmayı hiç hak etmiyor çünkü bu ülkede her şey var: tarih derseniz Brugge, doğal güzellik derseniz Ghent derim. Her şeyden önemlisi yemek derseniz Belçika’nın midyeden çikolataya, biradan waffle’a kadar lezzetli alametifarikaları var. Dolayısıyla, hafta sonu kaçamaklarının birinde Avrupa havası almak isteyenlerin listesinde Belçika ismini en üste yazdırır bence!

Avrupa Birliği’nin başkenti Belçika, güzelliğini şehirleri Brüksel, Brugge, Ghent ve Antwerp’ten alan ve bunu lezzetli mutfağıyla da taçlandıran şirin mi şirin bir ülke. Buraya gelmeniz için birçok nedeniniz olabilir: bol bol gezmek, büyük ve görkemli binalara hayran kalmak, sokaklarda kaybolmak ve mutfağına girip önce midye ve birasıyla ziyafet çekmek, sonra da waffle ve çikolatasıyla kendinizi şımartmak. Bu nedenlerin aslında her biri başlı başına buraya gelmek için bahane olmaya aday. Gelin birinden başlayalım…

Belçika Mutfağı

Belçika’da yemek denince akla ilk ve hatta tek ne gelir: tabii ki midye! Soğan ve kereviz saplarıyla haşladıkları midyeyi bir tencere içinde getiriyorlar ve başlıyorsunuz çerez gibi tek tek her kabuğu açıp ziyafet çekmeye. Bitince de suyunu kaşıkla içiyorsunuz, tabi eğer benim gibi midyenin hakkını sonuna kadar vermek istiyorsanız. O kadar seviyorum ki, üç öğün de yesem dördüncü yeni bir öğün yaratır, bir daha yerim. Aslında porsiyonlar büyük olduğu için iki kişi bir tencereyi rahatlıkla bitirebiliyor. İsterseniz soslu sunulanlar da var ama bence sade hali en lezzetlisi.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by David Monjaerts (@david_monjaerts) on

En iyi midye adreslerine gelince… Bürüksel’deyseniz, tabii ki Chez Leon. İnanılmaz büyük bir yer ve günün her saati  dolu. Ancak oldu da kalabalıktan yer bulamadınız, karşısındaki Aux Armes des Bruxelles de denemeye değer. Eğer Brugge’deyseniz meydanın en sağındaki Pettit Cafe ve Cambrinus; Antwerp’teyseniz de tek adresiniz Brasserie De Kleine Post olmalı. Restoranın kapısında “Şehirdeki en iyi midyeyi biz yapıyoruz” şeklindeki reklamını okudum ve içeri girip denediğimde boşuna bu kadar iddialı değillermiş dedim. Hemen bu sözlerine benden de bir ekleme: Bugüne kadar yediklerim arasında en iyisi!

Midye ile birlikte veya tercihe göre tek başına yenen, üstüne istediğiniz sosu boca edip parmaklarınızı da beraberinde yedirten diğer bir lezzet ise kızarmış patates. Çoğumuzun bildiği üzere patates kızartması çoğu yerde “french fries” olarak geçer ve Fransızlara mal edilir. Ancak bence bu yanlışın en kısa zamanda düzeltilmesi gerek çünkü patates kızartmasının menşei Belçika, gerçek adı da “Belgian fries” dır. Yani burada midye yanında servis edilmesinin dışında sadece patates kızartması yiyebileceğiniz birçok büfe bulunmakta. Belgian Frit’n Toast benim denediklerim arasındaydı. Külahın içine kızarmış patatesleri koyduruyorsunuz ve istediğiniz sosla (mayonez veya kokteyl sosla) afiyetle yiyorsunuz. Bunu yiyebileceğiniz özel bir yer önermeye gerek yok çünkü hepsi çok güzel ve hepsinin önünde uzanıp giden sıra da ne kadar lezzetli olduğunu kanıtlıyor.

Belçika Biraları

Belçika demek bira demek, biranın anavatanında tüm çeşitleri denemek demek! Tabii tüm çeşitleri denemek aslında o kadar kolay değil. Bunun için en az bir ay burada kalmanız gerek çünkü ülkede 500’den fazla çeşit bira var. Biranın her türlüsü de burada, sarı ve siyahın yanı sıra çileklisinden ballısına kadar hem de. Benim en çok hoşuma giden, her bira markasının kendine özel bardağının olması. Bazılarında bardakların güzelliği biranın tadının önüne bile geçiyor. Bira içmek için tek adres Delirium olarak gösterilse de her barda ve restoranda çeşitli biralar bulmak mümkün. Brugge’deyseniz mutlaka Cambrinus’a uğrayın. En lokal çeşitleriyle harika bir bira menüsü (aslında bira ansiklopedisi) hazırlamışlar.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Darina (@mandarina_dark) on

Bira mekanından ziyade bira önerilerimde ilk sırayı Leon’un kendi birası alıyor. Midye yanında gidebilecek, içimi en hafif bira. Onun dışında en popüler biralardan biri Orval. Sevgili yol arkadaşım Gonca’nın denediği bu bira bana ağır geldi ama bardağı o kadar şık ki, sırf o bardağı için bu bira içilir. Çilekli birasını denedim, meyveli soda tadındaydı ancak ballı birası Barbar da kesinlikle denenmeli. Mutlaka ve mutlaka içilmesi gereken bir diğer bira ise Leffe siyah bira. Benim gibi alkole düşkün olmayan ve hatta bira içmek aklına gelmeyen birine birayı sevdirmek istiyorsanız Leffe siyah birayı mutlaka içirin. Artık bira deyince Leffe’yi tek geçiyorum.

Belçika Çikolataları

Belçika’da mutlu olmanın formülü çok açık: waffle+çikolata=mutluluk! Bu formülün sağlamasını yapmak istiyorsanız hemen hemen her köşebaşında bulunan bir waffle dükkanına giriyorsunuz, istediğiniz malzemeleri seçiyorsunuz. Tabii seçerken kendinizi kaybedip tüm malzemeleri, çilekleri, muzları, krema ve çikolatayı koydurabilirsiniz. Lütfen devam edin, hiç çekinmeyin. Bu sizi mutlak sonuca yani mutluluğa ulaştıracaktır.

Çikolata deyince benim gibi sizin için de akan sular duruyorsa o zaman hemen sizi Elizabeth, Guylian veya Godiva’ya alalım. Brüksel’deyseniz ana meydana çıkan soldaki ilk sokağa giriyorsunuz ve kendinizi bir çikolata cennetinde buluyorsunuz. Sokakta sağlı sollu çikolata dükkanları sizin kalbinizi fethetmeye hazır. En popüleri Elizabeth ama Leonidas çok güzel ve çeşitleriyle daha zengin. Girdiğinizde birçoğu çikolatalarından denettiriyorlar ama lütfen sakin olun, tadına baktıktan sonra tepsideki geri kalan çikolataların hepsini yemeye kalkışmayın benim gibi. Sade, bitter ve sütlünün dışında limonlusundan acı biberlisine, bergamutlusuna kadar farklı çeşitler de emrinize amade. Tüm markaları denemiş biri olarak oyumu Galler’den yana kullanıyorum. Hem hediyelik açısından uygun hem de özel el yapımı çikolataları hepsinden lezzetli. Gerçi hangisini seçerseniz seçin, fark etmez çünkü sonuç belli ve mutluluk garanti!

Instagram: @gallerofficial

Belçika’da Gezilecek Yerler

Brugge

Belçika dediğimizde aklımıza ilk gelen şehir Brugge olmayabilir belki ama böyle bir güzelliği aklımızdan hemen çıkarmamız pek mümkün değil. Birisi gelmiş bu şehri Ortaçağ’da dondurmuş ve sonrasında da biz görelim diye ziyaretimize açmış. Şatoları, kiliseleri, sokaklarıyla ömre bedel bir şehir. İster fayton turu yapın, isterseniz tüm sokaklarında kaybolun; bu şehir her türlü sizi kendine esir edecek. Meydanında durup saat kulesine bakın, gözünüzü kapatıp şöyle bir dönün. Gözünüzü açtığınızda gördüğünüz ilk sokağa girin ve yürümeye başlayın. Yürürken karşınıza Ortaçağ’dan kalma bir keşiş çıkacakmış gibi hissedebilirsiniz.

Brugge’u tam anlamıyla yaşamak isterseniz de kanal turu yapmak şart. Asıl o zaman anlıyorsunuz evlerin güzelliğini, kiliselerinden hastanesine kadar binalarının hepsinin tarihe nasıl tanıklık ettiğini. Bir de mevsimlerden sonbaharsa doğanın bu tarihi yaşatmak için özel bir çaba harcadığını bizzat görüyorsunuz. Sadece hayran olmakla kalmıyor, Belçikalıların tarihlerine de ne kadar sahip çıktığını görüp kıskanıyorsunuz. Bu şehir gerçekten başka ve burayı görmeden ölmemeli!

brugge1

Antwerp

Güzel şehirlerinden bahsederken Antwerp’i de anmamak olmaz. Öncelikle bu şehre sadece tren istasyonunu görmek için bile gelinir. Dünyanın en güzel tren istasyonu burada, resmen bir oya gibi ince ince işlenmiş bir bina. Bu şehre alışveriş yapmak için gelinmeli. Tren istasyonundan çıkıp karşınızdaki caddeye girdiğiniz anda alışveriş için harekete geçin derim. Oldukça uzun bir cadde olduğundan doya doya alışveriş yapabilirsiniz. Caddeyi bitirdikten sonra ise sola doğru kıvrılıp tarihi bölgesine ve kilisesine geçin. Yine ara sokakları ve buradaki şirin hediyelik eşya dükkanlarını keşfedin. En son olarak da limana yürüyün ve denizle buluşun. Antwerp’in en büyük özelliği Avrupa’daki elmas endüstrisinin merkezi olması. Bu durumda tektaşımızı kendimiz almak veya aldırmak istersek ne yapıyoruz? Doğruca Antwerp’e gidiyoruz.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Visit Antwerp (@antwerpen) on

Ghent

Ghent ufacık tefecik ama kanalları ve iki katlı evleriyle içi dolu turşucuk bir şehir, Yarım günde burayı bitirebilirsiniz. Eğer fırsatınız varsa bisiklet kiralayın ve her sokağa girin. Evlerin renkleri, şirin pencereleri ve taş sokakları bu şehre aşık olmanız için yeter de artar bile. Kanal turu da yine olmazsa olmaz bir aktivite. Bu şehrin Amsterdam’dan kopyalanıp buraya yapıştırıldığını düşünmeniz ve hatta inanmanız kuvvetle muhtemel.

gent2

Brüksel

Son olarak Brüksel, görkemini Avrupa’ya göstermeye kendini adamış ve bu nedenle ana meydanını büyük binalarıyla çevrelemiş en hareketli Avrupa şehri. Bilindiği üzere Avrupa’da akşam saat 18.00 dedin mi hayat durur ama bu şehirde durmuyor, aksine burası akşam daha bir hareketleniyor. Ana meydanı her saat cıvıl cıvıl, barlardan müzikler yükseliyor ve herkes eğlenmenin peşinde. Sokaklardan insanlar hiç eksik olmuyor, özellikle benim için bir şey ifade etmeyen meşhur çocuk heykelinin olduğu bölge her zaman hareketli. Buralar zaten gezilmeli ve mümkünse fayton turu yapılmalı. Bir de mutlaka Saint Catherine bölgesine uğranmalı. Kilisenin çevresindeki cafeler size iyi yemek, güzel bira ve harika bir akşam keyfi vaat ediyor. Bu bölgeye yolunuzu düşürün hatta mümkünse burada konaklayın derim.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by ecemkopuz (@eslingilizce) on

Belçika’ya Dair Birkaç Küçük Not

_Konaklama konusunda Brüksel ve Brugge’de çok fazla seçenek var. Biz, Brüksel’de iki gece St. Catherine bölgesindeki İbis Otel’de, bir gece de meydana yakın Bedford Otel’de kaldık, tavsiye ediyorum En çok da Brugge’deki Martin’s Brugge Otel‘i tavsiye ediyorum, tarihi saat kulesinin hemen arkasında yer alıyor. Bu şehri yaşamak için bir gün kalmak şart ve bu otel de bu şartı layıkıyla yerine getirmemize yardımcı oldu.

_Şehirler arası ulaşım trenle çok kolay. Mesafeler kısa ve tren yolculuğu da çok keyifli. Pencere kenarına oturup güzel bağları, yeşil tarlaları seyretmeye doyamayacaksınız. Brüksel’de de şehir içi ulaşım metroyla sağlanıyor ama semtler birbirine yakın, dolayısıyla yürüyerek de her yere kolayca ulaşabilirsiniz.

_Son olarak Avrupa’nın en medeni insanları nerededir, Avrupa’da en mutlu şehri hangisidir diye soranlara tek cevabım Belçika olacak. Dünyanın en kibar insanları burada ve çok saygılılar. Hemen hemen herkes İngilizce biliyor. Fayton sürücüsünden şoförüne, esnafından tren görevlisine kadar herkes güleryüzle hizmet ediyor. Hal böyle olunca bu şehre hayranlığınız ve sevginiz artıyor. Böyle bir muameleye ve bu tarz insanlara hasret olduğumuzdan lütfen keyfini çıkarın.

Görüldüğü gibi Belçika’ya gitmek için bahane çok. En doğru zaman hava şartlarından dolayı ilkbahar ve yaz olsa da sonbaharın güzelliğini de burada yaşayabilirsiniz. Üç mevsim, dört şehir ve sayısız lezzetlerle Belçika her türlü bahanenizi kabul ediyor ve sizi zevkle ağırlayacağının sözünü veriyor. Bahanenizin ne olacağı size kalmış!

İlginizi çekebilir: Emre Eminoğlu’dan “Belçika’dan Sanat Notları: 3 Şehir, 4 Müze”

Fotoğraflar: Eda Geven, Gonca Alpargun

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN