Geçtiğimiz ay beş günlüğüne ziyaret ettiğim ve dört farklı şehrini dolaştığım Belçika’da sanat ve tasarım anlamında umduğumdan çok daha fazlasını buldum. Yolunuz düşerse eğer, Antwerp, Brüksel ve Ghent’teki bu müzeleri mutlaka ziyaret edin!

MAS | Antwerp

Önce, Antwerp’te yalnızca yarım günüm olduğu için gezip fırsatı bulamadığım, fakat sadece binasını ve önündeki meydanı yakından görmek istediğim için şehrin alakasız bir köşesine yürümeyi göze aldığım MAS’ı çıkaralım aradan. MAS, Flemenkçe “nehir kenarındaki müze” anlamına gelen Museum aan de Stroom‘un kısaltması. Burayı bir kent müzesi ya da kent tarihi müzesi olarak özetlemek mümkün. Antwerp Avrupa’nın en önemli limanlarından biri ve dünya elmas ticaretinin merkezi olduğu için oldukça işlek bir kent; bu da müzenin yalnızca Antwerp’e dair değil, yolu bu limandan geçmiş farklı kültürlere dair birçok bilgi, belge, obje ve eserle dolmasına neden olmuş. Müzenin 6 sergi katında süreli sergiler dışında ticaret, gastronomi, din, güç ve tarih gibi konulara odaklanan beş sürekli koleksiyon sergisi var. En ilgi çekici katsa “Açık Depo” katı; MAS burada sergilerde yer bulamayan eserleri kamuya açık bir depo olarak sunuyor.

Hollandalı Neutelings Riedijk Arcitects adlı mimarlık ofisinin imzasını taşıyan müze binası, bir liman kentine en uygun şekilde, konteyner ve antrepolardan esinlenilerek yapılmış. Binanın terasındaki manzara, önündeki geniş meydan, iskelesindeki sergi alanları ve 1884’ten kalma tarihi vinç görülmeye değer. Bu yüzden söylediğim gibi, müzeyi gezmeye vaktiniz yoksa bile benim yaptığım gibi binayı görmeye gidin; sergilere girmeden binayı dolaşmak ücretsiz.

Antwerp’ten bir başka müze önerisi, MOMU Moda Müzesi için Eda’nın bu yazısını okuyabilirsiniz.

 

Royal Museums of Fine Arts of Belgium | Brüksel

Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzeleri (Musées royaux des Beaux-Arts de Belgique), 6 müzeyi birden içinde barındıran devasa bir müze kompleksi. Brüksel’e tepeden bakan Coudenberg’de önce manzaranın tadını çıkarın, fotoğraf çekin, sonra da kendinizi klasik ya da modern sanatın kollarına bırakın. Müze(ler) gerçekten çok büyük; alt geçitlerle, tünellerle birbirine bağlanmış büyük ve tarihi binalar arasında kaybolmanız haritanız olmazsa garanti.

14. – 18. yüzyıl sanatı (Bosch, David, Rubens, Van Dyck…) için ana binada bulunan iki müzeden biri olan Musée Oldmasters, 18. – 20. yüzyıl sanatı (Belçika ve Hollandalı sanatçılara ek olarak Van Gogh, Rodin, Gaugain…) için ek binalardan birindeki Musée Fin-de-Siècle, 20. yüzyıldan günümüze, çağdaş sanat örnekleri için ana binadaki Musée Modern, Belçika’nın en ünlü sanatçısı Magritte’in bir hayranıysanız ise ona adanmış Musée Magritte’i gezebilirsiniz. Ayrıca Musée Constantin Meunier ve Musée Antoine Wiertz de şehrin biraz dışında, adını taşıdıkları sanatçıların evlerinde bulunan küçük müzeler olarak Royal Museums of Fine Arts of Belgium’a bağlı.

Ziyaretim sırasında müzede çok iyi hazırlanmış bir süreli sergi vardı, 18 Şubat 2018’e kadar da devam ediyor: Magritte, Broodthaers & Contemporary Art. Sergi, Magritte eserlerinden çok çok daha fazlasını vadeden bir Magritte sergisi. Magritte’in, ölümünün üzerinden tam 50 yıl geçmiş olmasına rağmen yıllar boyunca birçok çağdaş sanatçıyı etkilediğini, hâlâ da etkilemeye devam ettiğini anlıyorsunuz. Sergide Magritte’in eserleri, onlardan ilham alan Andy Warhol‘un, Gavin Turk‘un, Keith Haring‘in ama en çok da (serginin başlığında da adı geçen) Marcel Broodthaers‘in eserleriyle yan yana duruyor. Sergi müthiş kurgulanmış; Magritte’in ölümüyle başlıyor, geriye doğru gidiyorsunuz. Size oldukça tanıdık gelecek ya da belki de başka sanatçıları çağrıştracak farklı imgelerin aslında Magritte’e ait olduğunu anlıyorsunuz.

Size tavsiyem, müzeyi ziyaret etmeden önce mutlaka websitesinden müzelerden, süreli sergilerden ve kalıcı koleksiyonlardan hangilerini görmek istediğinize karar verin. Bu, bilet alırken sizi büyük bir kafa karışıklığından kurtaracak çünkü 6 müzeden hangilerini görmek istediğinize, süreli sergilere girmek isteyip istemediğinize, farklı zevklere göre hazırlanmış kombine biletleri tercih edip etmeyeceğinize göre alacağınız bilet 8€ ve 36€ arasında değişiyor. (Örneğin ben, Pass Magritte adlı, yalnızca Magritte Müzesi ve Magritte sergisini kapsayan bir kombine bilete 19,50€ ödedim.)

 

S.M.A.K. | Ghent

Adı kısaltmalardan oluşan müzeleri siz de çok sevmiyor musunuz? S.M.A.K., Flemenkçe “Çağdaş Sanat için Şehir Müzesi” anlamına gelen Stedelijk Museum voor Actuele Kunst‘un kısaltması. Müze, şehrin uluslararası fuar alanının ve Güzel Sanatlar Müzesi’nin (Museum voor Schone Kunsten) de içinde yer aldığı Citadel Park‘ta ağaçların arasında yer alıyor. Ben ziyaret ettiğimde S.M.A.K.’ta beş ayrı sergi vardı, biri hariç hepsi de 18 Şubat 2018’e kadar sürüyor. Bunlardan ikisinden bahsedeyim:

From the Collection | Collecting Friends başlıklı sergi, müzenin koleksiyonundan bir seçki sunuyor. Müzeye kaynak sağlayan Friends of S.M.A.K. programının 60. yılı nedeniyle hazırlanmış sergide bu program sayesinde koleksiyona eklenmiş işler sergileniyor.  Onlarca eser arasında Belçikalı ve Hollandalı sanatçılar ağırlıkta olsa da Andy Warhol‘dan Lucio Fontana‘ya uluslararası isimlere de rastlayabiliyorsunuz.

S.M.A.K.’tan bahsetmek istediğim ikinci sergi ise About Painting. Alman sanatçı Gerhard Richter ile tanışmamı sağlayan sergi, bende bu yıl büyük bir zevkle gezdiğim bir başk sergi, ARTER’deki Görme Biçimleri‘ne benzer bir etki yarattı. Richter’in ışığı algılayışı ve algılatışı, yer yer oyuncaklı fikirleri, basit bir görüntüye ya da basit bir düzeneğe dakikalarca bakmanıza, neden oluyor. Sadece tuvale yansıtışı değil, camlarla yansıtışı da… Sergide sanatçının 60’lar ve 70’lerden yağlıboya tabloları ve ilk kez izleyici karşısına çıkan 2017 tarihli 8 soyut eserinin yanında en çok ilgi çeken ve etrafını defalarca tavaf etmekten kendinizi alamayacağınız iki eseri de var çünkü; 4 Panes of Glass (1967) ve 7 Panes (House of Cards) (2013)Camın yarattığı ışık oyunları gözlerinizden kalbinize ulaşıyor.

 

Design Museum Gent | Ghent

Belçika’daki tek uluslararası tasarım müzesi olan Gent Tasarım Müzesi, 18. yüzyıldan kalma bir köşk ve modern bir binadan oluşuyor – ki bu modern binanın bembeyaz merdivenleri çok fikkat çekici. Müzenin koleksiyonunda Art-Nouveau’dan Post-Modernizme farklı dönemlerden tasarımlar yer alsa da şu sıralar müzenin ilgi odağı olmasının nedeni, 15 Nisan 2018’e kadar görebileceğiniz süreli sergisi Hello, Robot.

Hello, Robot. başlıklı sergi, insanlar ve robotlar ya da yapay zeka arasındaki ilişkiyi tasarım odaklı bir şekilde inceliyor. Serginin dört bölümü var: “Science and Fiction / Bilim ve Kurmaca”, “Programmed for Work / Çalışmaya Programlanmış”, “Friends and Helpers / Arkadaşlar ve Yardımcılar” ve “Becoming One / Bir Olmak”. Bu bölümler kronolojik olarak robotların insan yaşamındaki yolculuğunu anlatıyor. Her şeyin bilimkurgudan ibaret olduğu dönemlerde ortaya atılmış film ya da çzigi film kahramanları, çılgın fikirler ya da projelerle başlayıp, robotların insan ya da canlı bedenleriyle entegre çalıştığı, iç içe geçtiği günümüze… Sergilenenler arasında hayata geçmemiş projeler de var, günlük yaşamımızı çoktan değiştirmiş mühendislik harikaları da, robotları konu alan sanat işleri de…

Son bir not ekleyeyim, Ghent’i gerçekten Avrupa’daki birçok şehirden daha çok beğendim. Sadece S.M.A.K. gibi dopdolu bir modern sanat müzesi ya da bu oldukça eğlenceli serginin olduğu Tasarım Müzesi’ni gezmek için değil, sokaklarını, kafelerini, meydanlarını, mağazalarını keşfetmek için ziyaret edin Ghent’i.

 

Ghent ve Brugge seyahatiniz için önerilere Deniz Görmezano’nun Büyülü Bir Hafta Sonu: Ghent ve Brugge yazısından ulaşabilirsiniz.

Emre Eminoğlu

theMagger Editörü, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?