Geçmişten bugüne, farklı dine mensup insanların, farklı kültürlerin buluştuğu ve hoşgörü içinde yaşadığı Beyoğlu’nun, eminim ki herkes için anlamı farklıdır. Ben de bugünkü ilhamımı, Beyoğlu’nun işte bu birleştirici ve kucaklayıcı yönünden alıyorum. Karşınızda, kimi ilgi çekmemek istercesine saklanmış, kimi tüm ihtişamıyla gözler önünde olan Beyoğlu kiliseleri ve yıllar öncesine dayanan tarihleri!

Beyoğlu Kiliseleri

Sent Antuan Kilisesi

Birçoğumuz, Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üzerinde, Galatasaray Lisesi’nden Tünel’e doğru ilerlerken hemen solda yer alan Sent Antuan Kilisesi’nin önünden geçmişizdir. Belki farkında bile olmadan yolumuza devam etmiş, belki de merak edip kilisenin içine göz atmışızdır. Şimdi sizleri, bu değerli kilisenin köklü geçmişine doğru bir yolculuğa çıkmaya davet ediyorum. 1724 yılında inşa edilerek, Aziz Antoine adıyla kutsanan kilisenin tarihi aslında 1230’lu yıllara dayanıyor. Bu yıllarda rahipler, kurucuları Assisili Aziz Fransua adına, Galata yakınlarında bir başka kilise inşa ediyorlar. 1639 ve 1660 yıllarında iki kez alevler içinde kalan ve sonrasında gerçekleşen 1969 yangınından da mucizevi bir şekilde kurtulan Aziz Fransua Kilisesi, II. Mustafa tarafından camiye çevrilince, Pera’da yeni bir kilisenin yapımına başlanıyor. Tahmin edersiniz, bu kilise günümüzün Sent Antuan’ı.

Sent Antuan’ın hikayesi bununla bitmiyor… 1904 yılında yapılacak yeni tramvay yolu için kilisenin yıkılması gerekince, rahipler aynı cadde üzerine yeni bir alan aramaya başlıyorlar. 1906’da ise Mgr. Giovanni Borgomaneto tarafından yeni kilisenin çalışmaları başlıyor. Kilise, 1932 yılında Papa XI. Pius tarafından onurlandırılarak bazilika düzeyine yükseltiliyor. Sent Antuan, aynı zamanda İstanbul’un en büyük Katolik kilisesi olarak biliniyor. Kilisede yıl boyunca çeşitli ayinler ve özel gün kutlamaları gerçekleşiyor, tarih ve saat bilgilerine kilisenin websitesinden ulaşabilirsiniz.

Kırım Kilisesi

Sırada; Kumbaracı Yokuşu‘ndan aşağı doğru indiğinizde bir süre sonra sağınızda kalan ve her ne kadar etrafını çevreleyen yeşillikler ile bir gözükse de, onların arkadasından tüm ihtişamıyla kendini belli eden Kırım Kilisesi var. İngilizlerin Kırım Savaşı’nın ardından, Sultan Abdülmecit tarafından, 1868 yılında savaşın anısına yaptırdıkları Anglikan kilisesi olan Kırım Kilisesi, bu sebeple Kırım’ı Anma Kilisesi olarak da biliniyor. Açık olduğu saatler arasında ücretsiz olarak ve rahatlıkla gezebileceğiniz kilisenin çizimini Londra Adalet Sarayı’nın da mimarı olan G.E. Street yapıyor.

Fotoğraf: ajansuniversite.istanbul.edu.tr/

İçi de, dışı kadar büyüleyici olan Kırım Kilisesi’nin kapısından içeri girdiğiniz anda hemen sağda, Mehveş Demiren’in ellerinden çıkan, “1314” adlı harika eser ile karşılaşıyorsunuz. 41 farklı renk tonunun 1314 adet seramik rozet yüzeyinde belirginleştiği eseri uzun süre hayranlıkla izlemeniz olası.

Santa Maria Draperis Kilisesi

 

View this post on Instagram

 

A post shared by G-visualBox (@gvisualbox) on

Sent Antuan gibi, İstiklal Caddesi üzerinde Galatasaray’dan Tünel’e doğru giderken sol tarafta kalan Santa Maria Draperis Kilisesi için bir Fransisken kilisesi desek yanlış olmaz. Bunun için öncelikle Fransiskenler’den kısaca bahsetmek istiyorum. 20’li yaşlarında eğlence düşkünü, zengin bir çocuk olan Françesko’yu tanımalıyız ilk olarak. Kendisi bir askeri seferde yakalanarak bir yıl kadar esit hayatı yaşadıktan sonra, hayata başka bir gözle bakmaya başlıyor ve İsa’nın yoksul olmasından yola çıkarak, herkesi yoksulluğa çağırmaya başlıyor. Maddi değerlere olan inancı yok oluyor, sürekli yolculuk eder bir gezgin yaşamı sürmeye başlıyor. İşte Françesko bu çağrıyı 1200’lerin başında yaptığında, onu takip edenler bir araya gelerek, Hristiyanlığın yeni tarikatı olan Fransisken topluluğunu oluşturuyorlar.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Güneş Altunkaş (@gunesaltunkas) on

Santa Maria Draperis de bir Fransisken kilisesi, üstelik kendisi de takipçileri gibi gezgin bir hayat sürmüş. Şöyle ki; Fransiskenler ilk olarak 1453’te Sirkeci’de “Santa Maria” adlı bir kiliseye sahip oluyorlar, sonrasında ise Galata’ya taşınıyorlar. Kilise 1584 yılında Galata’da gerçekleşen yangında yok olunca, Fransiskenler’e derinden bağlı Madam Draperis adlı kişi, kilisenin yeniden inşa edilmesi için arsa bağışlıyor. 1590’lı yıllarda “Santa Maria Draperis” adıyla açılan kilise, 1660’taki yangında tekrar yanıyor. İnanmayacaksınız ama, yeniden yapılıyor ve  1678’deki yangında bir daha yanıyor. Bunun üzerine, kilisenin bir daha Galata civarına yapılmamasına karar veriliyor ve Beyoğlu’na taşınıyor. Şaka değil, burada çıkan yangında da yanıyor! Yeniden yapıldıktan sonra 1870’de bugünkü olduğu yerde yeniden yanıyor ama tekrar inşa ediliyor. Şu anki kilise, bu yangından sonra yapılan kilise. Gördüğünüz gibi, Santa Maria Draperis Kilisesi de, Fransiskenler gibi bir hayli fazla yolculuk ediyor. Böylesine değerli bir tarihe sahip olan kiliseyi siz de dilediğiniz zaman gezebilirsiniz, ancak kilise saat 18.00’da kapanıyor.

Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Eytan Sonsino (@esonsino) on

Adını “Kutsal Üçleme”den yani Hıristiyanlığın Kutsal üçlüsü olan Baba, Oğul ve Ruhul Kudüs’ten alan Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi, tam olarak Sıraselviler Caddesi ile İstiklal’in kesiştiği noktada bulunuyor. En büyük Ortodoks Rum kilisesi olarak da bilinen Aya Triada, ilk olarak sizi yemyeşil ağaçlarla dolu bahçesiyle karşılıyor. Kilisenin geçmişinin ise 1650’lere dayandığını söyleyebiliriz. 1672 yılında Patrik 4. Dionisios’un mezarlık yapmak amacıyla Mehmet Çelebi’nin 30 dönümlük tarlasını satın almasıyla başlayan süreç, yapının içerisine ahşap bir kilise inşa edilmesiyle devam ediyor. 1867’de yıkılan ahşap kilise yerine, şu anki kilisenin yapılmasına karar verilse de, yapım süreci yaklaşık 13 sene kadar devam ediyor.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by RFTKSGL® (@rifatkasoglu) on

Kutsal Haç Yortusu günü olarak da bilinen 14 Eylül 1880’de ibadete açılan kilise, son yıllarda büyük restorasyonlardan geçerek 2003 Mart ayında yeniden ibadete açılıyor. Son olarak, Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’ni rahatlıkla gezebileceğinizi ancak içeride fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyleyeyim.

Üç Horan Ermeni Kilisesi

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Karin Kırkeyer Gür🌺🍃💝🎉 (@keyflowerevent) on

Surp Yerrortutyun Ermeni Kilisesi olarak da bilinen Üç Horan Ermeni Kilisesi, Beyoğlu’nda bulunan bir Ermeni kilisesi. Yapım süreciyle ilgili detaylı bilgiye sahip olmadığımız kilisenin, 16. yüzyılda var olduğu söyleniyor. Kiliseyle ilgili günümüze ulaşan belgeler arasında, 1503’te yazılmış, “Üç Horan” adlı elyazması ve sultanın mührünün bulunduğu bir senet yer alıyor. 1805’te Surp Eçmiyadzin Çocuk Okulu’na çevrilen kilise, sonrasında yeniden kiliseye dönüştürülse de, 1810’da bir yangın geçiriyor. 1836 yılında ise Dolmabahçe Sarayı’nın da mimarı olan Garabed Amira Balyan’ın çabalarıyla yeniden inşa ediliyor. 1838’den beri ibadete açık olan kiliseyi dilediğinizde rahatlıkla gezebilirsiniz. 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN