Seni sevip sevmediğime hala karar veremedim Bükreş!

Bükreş bana nazik davranmadı… İngilizce bilmeyen, üstelik pek yardımsever olmayan insanları, durak adları 6 puntoyla yazılmış tramvay hatları, eski püskü binaları ve geldiğimiz hafta hasta olmam sonucu pek pozitif bakamadım bu şehire. Hastalıktan evde geçirdiğim bir cuma gecesinde yakın bir arkadaşımı aradım. Henüz şehri tam olarak gezememiş ama bir iki yeri görmüştüm. Ona şimdiye kadar gezdiğim yerleri anlatırken farkettim ki, Bükreş benim için ‘sanat galerisi ararken sokakta tuvaletini yapan amca bulduğum’ şehirdi. Evet doğru okudunuz.

Eskiden buraya Doğu’nun Paris’i denirmiş, o dönemin en hareketli, şık kentlerinden biriymiş. Hatta Champs-Élysées caddesinin başındaki Arc de Triomphe’un minyatürü burada da var. Civarında, Kiseleff olarak geçen bölgede de eski ama renove edilmiş güzel evler varmış. Eski Paris’i falan duyunca ‘bir göreyim’ dedim, gittim Kiseleff’e… Gerçekten de biri diğerine benzemeyen mimarilere sahip, ki üç katlı evlerin olduğu bir bölge. Yürürken üzerine bastığım sararmış yaprakların çıtırtısından başka da hiçbir ses yok.

bükreş

Neyse, her köşe başı gördüklerime şaşırarak, biraz da bu sessizlikten tırsarak dolaşıyorum… Buralarda bir de Art Yourself diye bir galeri varmış, ‘gelmişken bakmamak olmaz’ deyip onu aramaya koyuluyorum. İşte bu sırada benim Bükreş’le ilgili aklıma en net kazınan olayla karşılaşıyorum. Zaten galeriyi de bulamamışım. Dönüş yoluna geçerken artık iyiden iyiye Sibel Can’ın şarkısı aklıma giriyor…

Güvenli bir şehir deniyor ama ben kendimi pek güvende hissetmedim açıkcası. O kadar az insan var ki sokaklarda… Yaz ve hafta sonu olduğundan da herkes kaçıyormuş şehirden.

Arkadaşım kafasını şişirmeye, burada ulaşımın zorluğundan bahsederek devam ediyorum. İngilizce bilen çok az, dil hiç tanıdık değil, metroda bile İngilizce anons yok, tramvay duraklarını görmek imkansız…  Sonra sonra öğreniyorsunuz tabii ama bayağı yorucu oluyor.

İngilizce bilmiyorlar derken, bir parkta üstümüze gelen bonzaici çocuk bile kendini ifade edecek kadar ingilizce biliyor. Diyorki ‘give me money’. Şortunu kıvırmış şarkı söylüyor, I love you baby diyor, uçuyor. Şaka bir yana, buralı tanıdıklarım herkesin İngilizce bildiğini söylüyor, belki ben yaz döneminde tüm okumuş nüfusun şehir dışına kaçtığı bir dönemde geldiğimden böyledir.

Aslında yaşamak için çok rahat bir şehir. Zaten az insan var ve zaten çok büyük değil. Fakat en önemlisi parklar… Her yerde irili ufaklı parklar var. Çok büyük olanlarıysa gezilmesi gereken yerler listelerinde mutlaka yer alan cinsten. Bunaldıklarında kaçacakları bir alanları var gerçekten. Ah diyorum İstanbul’da da böyle sık sık yeşillikler olsa…

bükreş

Şehirle ilgili en beğendiğim şey binalar. Eski Paris zamanından kalanlar tabii, Çavuşesku’dan kalan korkunç komünist bloklar değil. Şehrin şaşalı yıllarından kalan binalar art noveau etkisini taşıyor, yani son derece süslü ve detaylılar. Fakat şehir bir büyük deprem, bir dünya savaşı ve komünist dönem geçirdiğinden şu an çoğu güzelim bina dökülüyor vaziyette. Bazı bölgeler Avrupa Birliği fonlarıyla renove edilmişse de eskiden ne kadar güzel olduğunu ancak tahayyül edebileceğiniz bu binalar çürümeye yüz tutmuş.

9k=-2

Yeni ile eskinin yan yana durduğu bir şehir burası. Aşağıdaki fotoğraf da durumu özetliyor sanırım. Hayatımda gördüğüm en ilginç yapı. Şu an McKinsey ve başka bir iki şirketin kullanımında.

bükreş

Onların dışındaysa çoğu yerde upuzun bloklar halinde devam eden, bakımsız, estetikten uzak insanın üstüne gelen binalar var: Komünist dönem mimarisi 101.

bükreş

Son olarak, burası ucundan Avrupalı ama biraz da geri kalmış ülke gibi. Trafikte gerçekten Avrupalılar mesela. Yola atlıyorsun duruyorlar, korna da çalmıyorlar. İnanılmaz değil mi?!  Fakat turizm adına çok geride oldukları hissediliyor, zaten turiste çok nadir denk geliyorsunuz. Tabii devrimin tarihi çok eski değil, hala komünist dönem kalıntılarını düzeltmeye uğraşıyorlar gibi…

Gelelim bu şehirde neler yapılır sorusuna…

Bükreş: Calea Victoriei ve Çevresi

Bir konser salonu olan Romanian Athenaeum’u gezip çıkışta French Revolution’dan sonsuz fotojenik bir ekler alıp bahçesinde keyifle yiyebilirsiniz.

bükreş

Buranın yakınında Athenee Gallery‘deki antikalara bakıp sahibinin sonsuz sanat tarihi bilgisinden yararlanabilir, yanındaki mağazada Romanya’ya özgü tasarımlar bulabilirsiniz.

bükreş

National Museum of Romanian Art’ta Avrupa sanatı kısmına girip küçük bir sanat tarihi dersi alabilirsiniz. Müze 1837 tarihli Kraliyet Sarayı’nda işlev görüyor. İçi muh-te-şem. Romanya sanatı bölümünün ise içi bir o kadar çirkin. (Müzede fotoğraf çekme cezası var, bilginize.)

Müzeden çıkıp aşağı doğru yürüdüğünüzde Memorial of Rebirth’i ve University of Bucharest Library’i kadrajınıza alıp çağdaş ve 19. yy sanatının bir arada ne kadar göz alıcı gözüktüğüne şehit olabilirsiniz. Yeniden Doğuş Anıtı 1989’da komünist dönemi ve diktatör Cavuşesku’nun sonunu getiren devrimde hayatını kaybedenlerin anısına dikilmiş. Üniversite kütüphanesi ise Kral Carol I tarafından 1895’te yaptırılmış. Meydan 89 devriminin başlama noktası olduğundan Revolution Square olarak geçiyor. Kütüphanenin içine giriliyor ancak ben gittiğimde kapalıydı. Onun yerine aynı binanın içinde olan Galateca Gallery’e uğrayıp güncel sergiyi gezebilir ve art shop’larına bakabilirsiniz.

bükreş

Solda kütüphane binası, sağda anıt heykel

Caddeden aşağı doğru inerken solda Kretzulescu Church‘e ve yanında, tuvallerini kapıp gelmiş ressamların bu 21. yüzyıl romantikliğine hayran olabilirsiniz.

bükreş

Yine yol üzerinde Odeon Square’de Atatürk büstünü görüp kendinizi evinizde hissedebilirsiniz. Daha aşağıda şu an CEC bankasının kullandığı eski saray binasına ve National Museum of Romanian History binasına bakıp içinizden istemsiz bir vay arkadaş çıkışına tanık olabilirsiniz.

bükreş

Bükreş: Old Town:

Lipscani caddesi ve çevresinde özgürce kaybolup, her bölgeyi istisnasız biraz daha samimi hale getiren arnavut kaldırımlı sokaklarda dolaşıp, Beyoğlu’nu, Galata’yı özleyebilirsiniz.

bükreş

1724 tarihli Stavropoleos Manastırı’nın bahçesindeki huzuru hissedebilir, Bükreş’in en eski kilisesi olan, yapımı 1500 e dayanan Biserica Sfantul Anton’a girip içerideki inanılmaz tavan resimlerine bakarak holy shit diyebilirsiniz.

bükreş

Stavropoleos Manastırı’nın içi

bukres 1

bükreş

Biserica Sfantul Anton’un içi ve dışarıda mum yakıp dilek dileyen bir kadın

Acıkan karnınızı Biutiful’da bir hamburgerle doyurabilirsiniz. Gitmeden önce okuduklarım ve buradaki tecrübelerim sonucu yemek konusunda çok zevkli olmadıklarını üzülerek belirtmek zorundayım. Old Town’da önceden yorum duymadığınız hiçbir yere ‘hadi bi deneyelim’ diye girmeyin. Hayatımda yediğim en kötü pizzayı bu şekilde girdiğim bir restoranda yedim. Sonunda Biutiful’da gerçekten lezzetli bir yemek yiyebildim.

Bunun dışında ‘yemek sanattır’ mottosuyla yaratıcı yemekler hazırlayan The Artist‘in menüsüne bir göz gezdirmekte fayda var.

‘Yok benim karnım daha acıkmadı’ derseniz önündeki kuyruktan ayırt edebileceğiniz Cremeria Emilia’da bir dondurma molası verebilirsiniz.

bükreş

National Bank of Romania’nın kapısı

Unirii Square çok merkezi bir meydan. Old Town’a, Parlamento Binası’na ve Calei Victoriei bölgesine yakın. Aşağıdaki resimdeki sattığı kitapları keyifle yerleştiren bir seyyar satıcı… :)

bükreş

Şu çok ünlü Parlamento Binası’na ise arkasındaki National Museum of Contemporary Art için gidebilirsiniz. Onun dışında içine turla girilebildiğini ve turun çok sıkıcı olduğunu okuduğum bu binaya girmedim. Fakat müzenin içinde eserlerin sergilendiği bir salona girdimki binanın bütün heybetini hissettim. Kocaman yüksek tavanlı yerleri parlak mermer kaplı salonu görünce binanın geri kalanını ve bu mekanlarda geçenleri merak etmekten kendimi alıkoyamadım. Kısa bilgi geçeyim, Parlamento Binası komünist diktator Çavuşesku’nun egosunun geldiği son aşama. Pentagon’dan sonra dünyanın en büyük binası. Burası ve çevresinde yaptığı düzenlemeler için onlarca ev, kilise yıkılmış, bina tamamlanamadan devrim patlak verip Çavuşesku öldürülünce devletin başına dert olmuş, sonra zor da olsa bitirilmeye karar verilmiş.

bükreş

Bükreş Hakkında Yararlı Bilgiler:

_Romanya Konsolosluğu hayatımda gittiğim -sizden saklayacak değilim- en cins yer. Saygısızlıkları ve iticilikleri 100 metre ilerideki kırtasiyede dahi konuşuluyor. Mümkün olduğunca muhatap olmayın.

_Otobüs, metro ve tramvay için ayrı kartlar almanız lazım. İlk otobüse bindiğimizde şok olmuştuk çünkü cihaz olmasına rağmen kimse kart basmıyor. Arada denetçiler oluyormuş basmadığın bir ana denk gelirsen ceza ödüyormuşsun.

_Vodafone’dan 10 gb kadar interneti (ayrı bir sim kart olarak) 30 lei gibi bir fiyata alıyorsunuz. Burada internetsiz hayat çok zor, Google Maps, Foursquare ve Uber en yakın dostum oldu.

_Taksilerin hepsinde farklı ücret geçerli. Kapısının üzerinde 1.39 lei/km yazanlar en uygun fiyatlı olanları. Km başına 3 lei’ye kadar çıkıyorlar.

Son not: Seni sevip sevmediğime hala karar veremedim Bükreş!

Fotoğraflar: Rana Kelleci

Bu yazı daha önce someartsystuff.co’da yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?