Bir cafe düşünün, sizi, kendi sorularınızı özgürce ve önyargısız paylaşmaya ve düşünmeye davet eden. İşte bu ütopya, 1992’de Marc Sautet tarafından Paris’te de la Bastille’deki “Cafe des Phares”de başlatılan ve dalga dalga önce Fransa’da, sonra tüm dünyada büyümeye devam eden Cafe-Philo.

Fotoğraf: paris2018.com/

Hani şu derinde yatan, anlamını bilen bilmeyen herkesin diline pelesenk olan, klişeleşmiş söz var ya: “Düşünüyorum öyleyse varım.” Günümüzde kullanımı asıl metafizik anlamından çok uzakta, evet ama 17.yy’da yaşamış olan René Descartes, ruhun üstünlüğünü kanıtlamaya çalışırken öyle bir söz söylemiş ki insan ister istemez ruhun varlığını da anlamlı kılanın “düşünme eylemi” olduğu sonucuna varıyor ve bunu ifade ederken bu nokta atışı niteliğindeki cümleyi kullanmaktan kendini alamıyor. Düşünceyi bir eylem olarak ele alırsak, düşünmek, var olmanın nedeni değil sonucudur. Düşündüğünüz için var olmazsınız, var oluşunuz doğal olarak düşünmenize yol açar. İnsan doğal olarak şey’lerin ve yaşamın anlamını sorgular. Ve Platon’un 2500 yıl önce dile getirdiği gibi “Kelimelerin bilgisi, şey’lerin bilgisine yol açar.”

Cafe-Philo nedir?

Fotoğraf: parisonthebrain.com/

1992’de Fransa’nın siyasi durumu insanları bireyselleşmeye itiyordu. Cafe-Philo; polemikten uzak, “herkes için felsefe” algısıyla bu ortamdaki varlığının ilk sinyallerini vermeye başlamıştı. Cafe-Philo’nun bugünkü yöneticisi ve sponsoru olan Rene Guichardan’ın “Felsefesiz, demokrasi mümkün değildir” sözü, kuruluşun ilk ortaya çıktığı yıllardaki amacına gönderme yapar nitelikte ve bugün de hala geçerliliğini devam ettiren bir cümle.

Kurulduğu ilk yıl, beklenmedik şekilde bir katılım oldu ve Cafe des Phares bünyesinde, insanların toplanıp farklı temaları felsefi bir şekilde tartıştıkları bu halka açık yer yavaş yavaş 50 ülkede yayılmaya devam etti. Meslek, din, etnik köken, kültürel özelliklerin anlamını yitirdiği katılımcıların yalnızca “insan” olarak bütünleştiği, herkesin eşit konumda düşüncelerini özgürce ifade edebilmekte olduğu Cafe-Philo bağımsız bir kuruluşun ismi.

Ancak bir yandan da orada ne konuşulduğunun, ne olup bittiğinin bilinmesi önem taşıyor. Bunu René Guichardan’ın asgari düzeyde şeffaflık beklediğini dile getirmesinden de anlayabiliyoruz. Öte yandan katılımcılar belli sorumlulukları taşıyorlar. Karşısındakinin sözünü kesmemek, kibar davranmak, özlü olmaya çalışmak, insanları fikirleri hakkında yargılamak değil, argümanların içeriğine odaklanmak gibi dürüstlük kuralları bekleniyor. Cafe-philo’nun en genel prensibiyse, tartışmayı felsefi çerçevede yapmak ve bunun gereklerini yerine getirmek.

Fotoğraf: anousparis.fr/

İnsanları sorgulamaya itmenin siyasal ve toplumsal bir kurtuluşa uzanan bir yolculuk olduğu bugün olduğu gibi o gün için de yadsınamaz bir gerçekti. Kamu, siyaset, doğa, varlık, ruh gibi konuların sorunsal olarak ele alındığı bir ortam oluşturulmuştu. Kurucu Marc Sautet’ye göre bütün konulara felsefe açıdan bakılması muhtemeldi. Katılımcıların tekliflerinden o anda oylama ile seçilen veya önceden karar verilmiş ve kısaca tanıtılmış bir sorunun başlamasından sonra ortalama iki saat süren bir tartışma ortamının yaratıldığı Cafe-Philo, bir konferans değil, herkesin kendisini ifade edebileceği özgür bir alan. Burada amaç felsefi bir amacı paylaşma, yani sorunsallaştırma, kavramsallaştırma ve rasyonel tartışma çabası aslında.

Felsefe yalnızca bir malzeme değil, akıl durumu. Asıl meseleyse insanın zihnini devreye sokmak, onu düşünmeye ve böylece sorgulamaya yöneltmek. Aklı, zihni özgürleştirmek.

Benim, felsefe kafesi olarak türkçeleştirebileceğimiz, felsefenin sosyal pratiği olan bu akımla tanışmam lise yıllarıma dayanıyor. Her şeyin etik kurallara göre ilerlediği, ortak seçilen konuda herkesin özgürce ve çekinmeden fikirlerini dile getirebildiği, kimsenin birbirinin sözünü kesmeden saygıyla dinlediği, aslında benim gözümde tartışma değil; her şeyden önce anlamaya çalışma, kabullenme ve düşüncelerini geliştirme alanı.

Fotoğraf: saintepulcheriefelsefekahvesi.blogspot.com/

Cafe-Philo, 2011 yılında Notre-Dame De Sion Fransız Lisesi’nde, İzmir Tevfik Fikret Lisesi’nde ve 2013 yılında Sainte Pulcherie Fransız Lisesi’nde gerçekleştirilmeye başlandı. Benim de ilk katılımcılarından olduğum bu tartışma ortamının kıymetini 6 yıl sonra bugün daha da iyi anlıyorum. Siz de dilerseniz, Fransız Kültür Merkezi’nde Cafe-Philo toplantılarından birine denk gelebilir, katılım sağlayabilirsiniz. Ayvalık’taki Midi Cafe Bistro ise Türkiye’deki ilk Cafe-Philo olma niteliği taşıyor. Fransız sahibi Damien’le iletişime geçip bu etkinlikte bulunabilmek için randevu alabilirsiniz.

Bildiklerinizi unutup yeni baştan düşünmek, bazen sizin gibi düşünenlerin olduğunu fark edip yalnız olmadığını keşfetmek, kimi zaman da duyduğunuz yeni bir fikir karşısında tüm bilgilerinizin yanlış olduğunu düşünüp “İşte bu!” diyebilmek… Tıpkı Descartes’ın yazının en başında paylaştığım sözünde yapmaya çalıştığı gibi. Bildiklerimizi yeniden ve yeniden her defasında akıl terazisinden geçirebilmek gerekli. İnsan tarihselliğiyle, geçmişiyle, yaşadıkları ve hisleriyle, hatta bilinçaltında unuttuklarıyla var oluyor. Tüm bunlarla düşünüyor ve her zaman yanılma payı olduğu gerçeği asla unutulmamalı. Düşünme, sorgulama ve yeniden tartma aslında insanın özüne yaklaşmasına yol açıyor. Ve orada hayatın öğrettiklerinden çok daha fazlası bulunuyor. Orada yatan etrafımızda olup bitenin çok daha ötesinde; çok daha insani ama insanın vahşi içgüdülerinden uzak. Daha çok kabullenen, daha çok saygı duyan, anlayan ve yargılamayan. Çünkü düşündükçe ve sorguladıkça daha derine iniyoruz. Ne için yaşıyoruz? Ne için yarışıyoruz? Varlığımın anlamı ne? Aslında tüm bu sorular bir dakika durarak derin bir nefes alıp, gerçek yolunuzu çizebilmenin de anahtarı. İşte en çok da bu yüzden düşünmek ve sorgulamak kaybolmamanın, var olabilmenin temeli. Bu açıdan hem psikolojik hem de sosyolojik olarak kilit bir nokta. Çünkü huzurlu toplumun özünü huzurlu birey oluşturuyor.

İnsanı düşünmeye ve sorgulamaya iten, ona kendini özgürce ifade etme fırsatı tanıyan bu alanların ve buna katılım göstermenin öneminin bilincinde olan insanların daha da çoğalması dileğiyle…

İlginizi çekebilir: İrem Bali’den Yoga Felsefesi

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN