Zeytin ağaçlarının yalnızca doğaya değil, kültürel belleğimize de kök saldığı bu topraklarda, bir marka düşünün ki geçmişin üretim mirasını bugünün estetik duyarlılığıyla buluşturuyor. Ceren Oğuz’un kurucusu olduğu Millora, aile yadigârı bir değirmenin anılarından, yeniden filizlenen zeytin ağaçlarına uzanan etkileyici bir yolculuğun adı. Biz de, henüz ilk yılında ödüllere layık görülen bu girişimi ve Millora’nın lezzet dolu evrenini, Ceren Oğuz’un ilham veren anlatımıyla dinledik.

Millora Zeytinyağı | Fotoğraf: Ceren Oğuz

Sevgili Ceren, Millora’nın yolculuğunu anlatır mısın? Bu markayı kurma fikri nasıl doğdu, hangi aşamalardan geçtiniz?

Millora’nın yolculuğu aslında benim için toprağa, geçmişe ve aileme olan bağın bir yansıması. Babamın ailesinin Manisa Salihli’de 1900’lü yıllardan itibaren işlettiği büyük bir su değirmeni varmış. Bu değirmen sadece buğday öğütmez, bölgenin tarım kültürünü şekillendiren bir bellekmiş aynı zamanda yani babam öyle anlatır. Zamanla değirmenin çarkları durmuş fakat o üretim tutkusu devam ederek zeytin ağaçlarına dönüşmüş. Buğdayın yerini zeytin almış anlayacağınız.

Ben ise bu hikâyenin içine doğdum. Çocukken anlam veremediğim şeyler, zamanla anlam kazandı gözümde diyebilirim. Eskiden bize ait olan tarlaların ve bağların, yıllar içinde yeniden yeşerdiğini  ve zeytinlerin  büyüdüğünü görmek çok özel bir duygu. Bu topraklarda büyüyen zeytin ağaçlarının bazıları biz doğduğumuzda varmış bazıları ise ben ve kardeşimle beraber büyüdü. O yüzden Millora benim için sadece bir marka değil, aynı zamanda bir dönüşüm ve bağ kurma hikâyesi.

Bu yola çıkarken “sadece iyi bir zeytinyağı üretmek” değil, geçmişten gelen o üretme kültürünü bugünün duyarlılığıyla buluşturmak istedim. 4-5 ay gibi kısa bir sürede ailemin ve dostlarımın desteğiyle bir marka yaratmak hem çok heyecan verici hem de benim için gurur verici bir süreç oldu.

Millora Zeytinyağı | Fotoğraf: Ceren Oğuz

“Millora” adını seçmenizin özel bir anlamı var mı? Bu ismin hikayesini bizimle paylaşabilir misin?

İsim konusu benim için hep çok önemliydi. Başta “Millaura” adını düşünmüştüm. “Mill” kelimesiyle değirmen havasını, “aura” kelimesiyle de ruhunu, zarafetini yansıtsın istemiştim. Ama yazılışı ve okunuşu biraz zordu; sonra bunu sadeleştirerek, daha akılda kalıcı hale getirip “Millora” yaptım. Böylece hem değirmen ruhunu taşıyan hem de yeni bir yaşam estetiğini anlatan bir isim ortaya çıktı.

Millora benim için sadece bir ürün değil; bir yaşam biçimi, bir zarafet halini yansıtsın istedim aslında.  Doğallıkla, sadelikle, kökleri geçmişte olan ama dalları geleceğe uzanan bir marka kurmak hedefim şu ana kadar bu mottoyla geldim bundan sonrasında da çok daha güzel şeyler yapma niyetindeyim. “Köklerden gelen zarafet” diyebilirim kısaca. Hem aile büyüklerimize hem o topraklara bir selam niteliğinde bu isim.

Öncelikle tebrik ediyoruz! Aldığınız ödülden bahseder misin? Ödül nasıl bir motivasyon sağladı, ekibinizi nasıl etkiledi?

Çok teşekkür ederim! Henüz markamızın ilk yılı bile dolmadan hatta satışlarımız yeni başlamışken böyle bir ödüle layık görülmek, bizi hem çok şaşırttı hem de tarifsiz bir motivasyon verdi. Yolun başında bu tür bir takdir görmek “doğru yoldayız” dedirten çok güçlü bir his.

Millora’yı kurarken kalpten gelen bir şey yaptığımı biliyordum, ama dışarıdan da görülmesi, hissedilmesi ve ödüllendirilmesi çok kıymetli. Hepimize büyük bir moral ve mutluluk oldu. Bu ödül, sadece geçmişe saygımızı değil, bugünün ritmini yakalayan vizyonumuzu da desteklediği için bizim için çok değerli.

Millora zeytinyağının ayırt edici özellikleri nelerdir? Aroma, yoğunluk, asidite gibi teknik detaylardan bahsedebilir misin?

Millora zeytinyağımızı çoğunlukla domat ve trilye zeytinlerinin erken hasat döneminde elde ediyoruz. Zeytinler hiç bekletilmeden, aynı gün içinde soğuk sıkım yöntemiyle işleniyor fabrikada. Bu sayede hem aroması hem de doğallığı maksimum seviyede korunuyor ki bu da zaten besin değerlerine aslında yansımış oluyor.

Asidite oranımız 0.33, bu nedenle 0.4 olarak yazıldı ürün bilgisine de… ve bu oran oldukça düşük bir seviye. Yani zaten 0.8’in altında olan oranlar için natürel sızma zeytinyağı diyoruz o nedenle bu oran bizi de mutlu eden bir oran. Bu, zeytinin tazeliğini ve yağın yüksek kalitesini gösteriyor. Aynı zamanda Millora’nın fark yarattığı bir diğer konu da yüksek polifenol oranı. Yani yağımız sadece lezzetli değil, antioksidan açısından da zengin ve sağlıklı diyebilirim rahatlıkla! Bizim için bu teknik detaylar, doğaya ve ürüne duyduğumuz saygının da bir yansıması aynı zamanda.

Millora Zeytinyağı | Fotoğraf: Ceren Oğuz

Zeytinyağını en lezzetli şekilde kullanmak için “ideal eşleşme” önerilerin neler? Hangi mutfaklarda ya da hangi malzemelerle sizi en çok tamamlıyor?

Millora’nın dengeli acılığı, aromatik yapısı ve yeşil notaları sayesinde hem geleneksel hem de yaratıcı tariflere çok güzel eşlik ediyor. Özellikle çiğ ya da az pişmiş tariflerde aroması en iyi şekilde kendini gösteriyor.

Bazı favori eşleşmelerimiz;

  • Ege mutfağı: Enginar, fava, kabak çiçeği dolması…
  • Akdeniz tabakları: Burrata & taze domates başlangıçlarında başrolde.
  • Ekşi-tatlı meyve salataları: Çilek, nar, portakal + Millora: tam bir tat uyumu.
  • Izgara ekmekler: Keçi peyniri, közlenmiş biber + Millora = sofranın yıldızı!
  • Kokteyllerde de  greyfurt, biberiye ve Millora ile yaptığımız “herby” kokteyl sevdiklerimizden oldu.

Soğuk, sıcak, marinasyon gibi farklı kullanımlarda Millora’yı hangi tariflerde öneriyorsun? Özel bir “ev yapımı” tarifi paylaşır mısın?

Evde hızlıca yapabileceğiniz tariflerden favorim olanlar, carpacciolar!

Millora ile Mantar Carpaccio

İncecik dilimlenmiş kültür mantarlarını, limon suyu, Millora zeytinyağı, parmesan ve taze kekikle birleştirebilirsiniz. Hem ferah hem de çok aromatik oluyor.

Ayrıca diğer sevdiğim carpaccio alternatifleri için de kabak, somon ve pancarı önerebilirim! hem marine ederken hem de en son dokunuş olarak millorayı kullanabilirsiniz üzerine.

  • Kabak Carpaccio: Limon kabuğu ve lorla şahane bir başlangıç olur.
  • Somon Gravlax: Dereotu, limon ve Millora ile marine ediliyor.
  • Roka & armut ya da şeftali salatası: Ceviz ve eski kaşarla harika uyum sağlıyor.
  • Zeytinyağlı kokteyl: Greyfurt, fesleğen, az agave, birkaç damla Millora – yaz akşamlarının favorim! yemek sonrasına ya da yemek eşlikçisi olarak kokteyl kategorisinde önerebilirim!.

Tatlı niyetine de dondurma ile deneyebilirsiniz. zeytinyağını dondurmanın üzerine dökmek ilk duyduğunuzda garip gelebilir ama aslında çok yakışıyor. Biz Millora’yla hem vanilyalı hem maskarponlu dondurmada denedik, ikisi de bambaşka bir tat verdi. Vanilyayla daha ferah ve zarif bir tat ortaya çıkıyor, maskarponla ise daha yoğun ve gurme bir uyum yakalanıyor. Üzerine biraz da tuz ekleyince lezzet patlıyor diyebiliriz! Tatlıyla kontrast sevenler vanilyayı, kremamsı tatları sevenler maskarponu denemeli.

Millora Zeytinyağı | Fotoğraf: Ceren Oğuz

Zeytinyağının kalite kriterleri olarak nelere dikkat ediyorsunuz? Üretimden sofraya kadar sürdürülebilirlik, organiklik veya hasat zamanı gibi konular önemli mi?

Millora’da kalite, yalnızca şişenin içindeki ürünle değil, toprağa atılan ilk adımla başlıyor. Zeytin ağacının budamasından, zeytinin nasıl toplandığına; taşınmasından sıkım süresine kadar her aşamayı bilinçli ve özenli bir şekilde planlıyoruz.

Kimyasal gübre kullanmıyoruz ( hayvansal gübre kullanılıyor) , ilaçlamayı yalnızca gerektiği kadar ve kontrollü yapıyoruz. Zeytinlerimizi ağaç altından değil, deneyimli kişilerle, tek tek elle ya da silkme yöntemiyle toplatıyoruz. Soğuk sıkım sürecini ise mümkünse hasat günü tamamlıyoruz. Yani bizde kalite bir sonuç değil, baştan sona yaşatılan bir süreç oluyor, amacımız bu:)

Zeytinyağı severler için gastronomik sır verir misiniz? Kullanırken bilinçli tüketim ya da tat-denge kurma adına önerileriniz neler?

Zeytinyağına sadece bir yağ gibi değil de bir tat katmanı ya da bir hafıza parçası gibi bakabiliriz aslında ya da bakmalıyız bilemiyorum.. Millora’yı kullanırken en büyük önerim: onun karakterini örtmeyin, ortaya çıkarın yani;

  • Isıya maruz bırakmadan, çiğ ya da pişirme sonrası son dokunuş olarak eklemek en ideali.
  • Salatalar, carpacciolar, meyveli mezeler: Millora’nın dengeli acılığıyla müthiş uyum sağlıyor.
  • Nar, portakal, frambuaz gibi meyvemsi aromalarla harika bir kontrast yakalıyor
  • Tabağı sunarken üzerine birkaç damla eklemek, hem fenolik yapıyı korur hem de yemeği zenginleştirir bu da güzel bir nokta.

Ve son bir not;

İyi bir zeytinyağını kaşıkla/ bardakla tadın yani sadece yağı sade şekilde tüketin. Boğazınızda hafif bir yakıcılık ve dilinizde yeşil notalar kalıyorsa, o yağ iyidir.

Millora Zeytinyağı | Fotoğraf: Ceren Oğuz

Ege bölgesi ve zeytincilik sadece ülkemiz için değil dünya için de çok kıymetli. Sence bu potansiyeli yeterince değerlendirebiliyor muyuz? Zeytinyağının geleceğine dair umutların ve kaygıların neler?

Ege, sadece ağaçlarıyla değil, ruhuyla da konuşan bir bölge! Ama ne yazık ki bu kadim kültürü ve potansiyeli ülke olarak hâlâ tam anlamıyla değerlendirebildiğimizi düşünmüyorum. Toprak verimi, ürün çeşitliliği köyleri havası insanı hepsi o kadar bütün bir paket ki.. umarım değerini daha iyi bilebiliriz zaman geçtikçe.

Zeytinyağı hâlâ pek çok kişi için “lüks” bir ürün gibi algılanıyor. Oysa bu bir aile emeği, bir mevsim, bir sabır ürünü hepsini geçtim ülkemizin en zengin olduğu en gurur duyduğum yanlarından da biri! Millora’yı kurarken hep şuna inandım: Gerçek kaliteyi anlayan bir tüketici, tüm zinciri dönüştürür. Bilinç ve eğitim gerekiyor belki de gelişebilmek ve geliştirebilmek için..

Kaygım; kısa vadeli kazanç uğruna doğanın hakkının göz ardı edilmesi. Ama umudum da çok güçlü: Yeni nesillerin, doğayla daha bilinçli bağlar kurarak bu ürünü yalnızca bir yağ değil, bir değer olarak sahiplenmesi.

Kapak Fotoğrafı: Ceren Oğuz