Ci Demi: Photo London ve "Something Is Amiss" Serisi Üzerine
Londra’daki uluslararası fotoğraf etkinliği Photo London, 14-17 Mayıs tarihleri arasında 11. kez Olympia’da düzenleniyor. Katılımcılar arasındaki Şule Gazioğlu Gallery, fotoğraf sanatçısı Ci Demi’nin “Something Is Amiss” başlıklı serisine, etkinliğin Discovery bölümü kapsamında yer veriyor. Serideki fotoğraflarda, alıştığımız İstanbul’dan çok daha ıssız, sessiz, melankolik ve kalabalıktan arındırılmış bir İstanbul var. Londra’da uluslararası izleyici ile buluşmadan hemen önce, Ci Demi ile fotoğrafa yaklaşımı, İstanbul’un sanatına etkisi, Photo London’daki işleri ve “Bir Terslik Var” dedikleri üzerine konuştuk.

Biyografini okuduğumda fotoğrafla ilgilenmeye 28 yaşında başladığını gördüm. Alıştığım sanatçı hikayeleri hep “12 yaşımda bana bir kamera hediye ettiler, o zamandan beri fotoğrafla ilgileniyorum.” diye başlıyor; o yüzden biraz şaşırdım. Sence bu geç bir başlangıç mıydı ve bu şekilde olması sence çalışma biçimini, tarzını veya işlerini etkiledi mi?
Ci Demi: Yirmilerimin hatrı sayılır bir kısmını, daima bir şeylere geç kalmış gibi hissederek geçirdim; ne yapacaktım, nasıl yapacaktım, asla tam manasıyla kestiremiyordum. Tam olarak bu yüzden biyografimde bu detaya yer vermeyi çok seviyorum: Yirmilerini şu sıra deneyimlemekte olan bir kişinin bile “Henüz hiçbir şey için geç değil” ana fikrine ulaşması — ki değil bence — benim için sonsuz kıymetli.
Bununla birlikte, bence kesinlikle geç bir başlangıçtı. Ama on iki yaşımdan beri fotoğraf çekiyor olmak ister miydim? Emin değilim. Çünkü ben kendince olgunlaşmış fikirler, zevkler ve motivasyonlarla kendimi fotoğrafın içinde buldum. Belgesel yaklaşımı sahiplendim çünkü artık hayatın içinde olmak istiyordum, yıllarca resim izlemiştim (hâlâ çok sıkı bir şekilde takip ederim) ve fotoğraflarımı resime benzetmeyi seviyordum. Halihazırda on yıllardır yazıyordum, hikayelerimi kısa romanlara dönüştürmeye çalışarak adım attım hepsine.
Belki daha genç olsaydım, örneğin, daha içgüdüsel bir varoluşu olurdu fotoğrafın; onu bir araçtan çok, doğal bir uzantı olarak kullanırdım gibime geliyor. Bu açıdan fotoğraf daha üzerine çalışılmış, “sonradan” sahiplenilmiş bir yöntem benim için.

Photo London kapsamında Şule Gazioğlu Gallery’de sergilenecek serinin adı “Something Is Amiss” (Bir Terslik Var). Bu başlığı ve İstanbul ile ilişkisini biraz açıklayabilir misin?
Ci Demi: “Bir Terslik Var” derken, İstanbul’a baktığımda içime düşen hecesiz bir fikri ifade etmeyi deniyorum. Şehre bakıyorum, birçok şey aynı anda ahenkle ters gidiyor, biz de (şehirde yaşayanlar veya o an şehirden geçmekte olanlar) bunun içinde tam manasıyla yoğruluyoruz. Her şeyin ters gittiği bir yer burası ama aynı zamanda, bahsettiğim gibi, bunun kendine has bir ahengi var. Bunun ucundan renklere tutunup, sakin bir anın tasvirine bayılıp veya sadece bana ait bir hissin şehirdeki yansımasını fark edip bir hikaye anlatma teşebbüsü hepsi. Eğer bu başlığı biraz uzatacak olsaydım, şöyle olurdu: “Bir terslik var, çözeceğim.” Haliyle, benim için, oldukça İstanbullu bir laf. Çözeceğim, sadece biraz zamana ihtiyacım var.

“Something Is Amiss” serisinde gün ışığında kullanılan flaş tekniği kullanmışsın. Bu, bu seri dışında da sıkça kullandığın bir teknik ya da senin imzanın bir parçası mı? Sence ortaya çıkan fotoğraflarda ve izleyicide nasıl bir etki yaratıyor?
Ci Demi: Gördüklerimizi, yani gözümüzün algıladıklarını, belki de şöyle tarif edebiliriz: Işık kaynağı ile gölgenin inatlaşması. Flaş, bilhassa direkt karşıdan gelen flaş, gölgeleri ehlileştirir. Böyle fotoğraflara baktığınızda ne kadar “düz” olduklarını fark edersiniz ilk, çünkü kıvrımlar ve bunların içini dolduran ufak karanlıklar yoktur. Şöyle bir geri çekilip baktığınızda, sahne bir parça sürreal bir şekilde apaydınlıktır. Benim fotoğraflarımın belki de %98’i gündüz geçer; bu, zamanla yöntemleşmiş bir yaklaşımın sonucu. Ben gündüz olanlarla ilgileniyorum. Ama tabii flaşı bu şekilde kullanan tek fotoğrafçı değilim, sadece kişisel projelerimdeki görsel dilimin kaçınılmaz parçalarından biri.
Fotoğraflarının İstanbul’u “dışarıya” ya da İstanbul’da yaşamayanlara nasıl yansıttığına ya da temsil ettiğine dair özel bir kaygın, bunları düşünerek kendini ve kadrajını filtrelediğin oluyor mu?
Ci Demi: İşlerimi büyük oranda otobiyografik bir deneme olarak görüyorum. Bu bağlamda, çok belirgin bir “hayır” diyebilirim sanırım: Bu konuda hiçbir zaman bir kaygım olmadı. Filtresizce şehir ve benim şehri görüşümün bir yan ürünü olarak ben varız bu işlerde. İstanbul’un benim fotoğraflarım üzerinden okunması fikri biraz ürpertici geliyor bu açıdan çünkü ben sadece bir kişiyim. Bir birey olarak İstanbullu olmayı sahiplenebilirim, ama “İstanbul’un” değilim.

Serideki fotoğraflardaki yoğun melankoli ve yalnızlık hissinin kaynağı insanlardan ve kalabalıktan arındırılmış olması mı? İstanbul’da yaşayan biri olarak kalabalığın içinde de böyle hissettiğin oluyor mu?
Ci Demi: İstanbul’da kadrajı insanlardan arındırmak veya tekil bir insana indirmek esaslı bir efor gerektiriyor. Bu efor ise tek başınalığı işlemek için kullanabileceğimiz yöntemlerden sadece biri.
Fotoğraflarımda bunun dikkat çekici bir patern olarak karşımıza çıktığı doğru olmakla beraber, aslında o kadar da tek başına bir insan değilim (düşünürken de, üretirken de, yaşarken de). Melankolik tabiri hoşuma gidiyor çünkü benim için sarıp sarmalayan ve konfor veren bir hali var kelimenin; daha sık böyle hissedebilmek isterdim.
Kalabalığın içindeki var oluşum biraz daha farklı sanırım. Fotoğraf çekmek, hiçbir zaman kapatabildiğim bir dürtü olmadı; kameram da hep yanımda olduğu için, kalabalığın bir parçası olmanın getirebileceği insani bıkkınlıklardan arınmış bir halde dolaşıyorum çünkü her an bir fotoğrafla karşılaşabilirim.

Bu seride 2019-2026 yılları arasında üretilen fotoğraflar yer alıyor. 2019 öncesine kıyasla bu süreçte kent ve kentte yaşayanların nasıl değiştiğini gözlemledin?
Ci Demi: Hatrı sayılır bir zaman aralığı söz konusu, ve galiba ve üzgünüm, her şey geri dönülemez bir şekilde değişti. Fotoğraf çekerek şehrin içinde dolaşan birinin hemen fark edeceği şeyler: İnsanlar artık daha çekingen. Kamerayı doğrulttuğunuz yerlerde daha fazla güvenlik kamerası var. Neden fotoğraf çektiğinizi sorgulayan daha çok dış etken var. İnsan bazen yanlış bir şey yaptığını bile hissedebiliyor böyle koşullarda. Ama hayır, fotoğraf aynı fotoğraf; fotoğraf bir gözlem işi. Sadece, var olduğumuz alanlar artık bizi gözetliyor gibi hissediyorum. Olağan şartlarda mutlaka fotoğraf çekebileceğim bir anda, kamerama hiç davranmadığım zamanların sayısı oldukça fazla.
Photo London’ın senin işlerinin de dahil olduğu bölümün adı “Discovery”, keşif. Bu bölümde işleri sergilenen sanatçılar arasında seni heyecanlandıran, takip etme isteği uyandıran keşifler hangi isimler oldu; işleri neden ilgini çekti?
Ci Demi: İşlerini hatrı sayılır bir zamandır takip ettiğim Akshay Mahajan’ın da Discovery’de bir nevi komşum olduğunu fark ettiğimde çok onur duydum ve sevindim. Çok büyük bir zarafet ile işlenmiş hikayeler yaptığını düşünüyorum. Bence, benim bu bahsedişim vesilesiyle kendisinin işlerini keşfedin.
Şu sıralar ne üzerine çalışıyorsun? Sırada yine İstanbul’la ilgili bir seri mi var?
Ci Demi: Something Is Amiss’i olgunlaştırmak için çalışıyorum; dışarı adımımı attığım an başlıyor, güneş battığı an çalışmayı bitiriyorum. Kişisel projelere ayırabildiğim günlerim çoklukla böyle geçiyor; “sadece kamerasıyla dolaşan biri” olmayı biraz fazla seviyorum galiba. Aynı zamanda, İstanbul’un kuzeyindeki değişimi işleyen ve 2025’ten bu yana sürdürdüğüm, daha belgesel nitelikte bir hikayem var.

Kısa kısa…
– İlk kameran: Fujifilm X-E2 ve 35mm eşdeğerinde bir lens; 2014 yılında 1,500₺’ye almıştım.
– İstanbul’da ilk fotoğrafladığın semt: Ben gözlerimi Gezi Parkı’nda açtım. iPhone 5’imle fotoğraf çekmeye o sıralar başlamıştım.
– İstanbul’da kameranla en sık ziyaret ettiğin semt: Kadıköy
– Senin gözündeki İstanbul’a en yakın İstanbul betimlemesi olan film: Aaahh Belinda (1986)
– “Something Is a Miss” serisinde senin için en kişisel fotoğraf: I Took Strange Pills (2019)
Kapakta: Ci Demi, On the Way to Therapy II, 2021, Görseller: Şule Gazioğlu Gallery


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!