Dubrovnik: "İyi ki Gitmişiz" Dedirtecek Bir Durak
Bazı seyahatler vardır; daha yola çıkmadan sizi sınar. Planladığınız gibi başlamaz, hatta “acaba gitmesek mi?” dedirtir. Dubrovnik bizim için tam olarak böyle bir yolculuktu.

Mayıs ayında, baharın en güzel zamanında, 3 gece 4 gün sürecek keyifli bir Adriyatik kaçamağı hayaliyle İstanbul’dan yola çıktık. Camdan bakıp turkuaz denizi hayal ederken, havada geçen uzun saatler ve bitmeyen anonsların ardından o cümleyi duyduk: “Aşırı kuvvetli rüzgar sebebiyle Dubrovnik’e iniş yapılamıyor.”
Bir süre daha havada dolaştıktan sonra rotamız değişti ve İstanbul’a geri döndük. Aynı gün eve dönmek, yanan bir gecelik konaklama, iptal olan rezervasyonlar ve saatler süren çözüm arayışı… Ertesi güne otomatik olarak yeni bir uçuş tanımlandı. Önümüzde iki seçenek vardı: vazgeçmek ya da yeniden denemek. Biz vazgeçmedik. Eve döndük, bavulları kapatmadık. Planımız 3 gece 4 günden 2 gece 3 güne düştü ama ertesi gün yeniden yola çıktık ve sonunda Dubrovnik, tüm aksiliklere rağmen bizi karşıladı.
Üç Günde Dubrovnik Rehberi
Havalimanından Şehre & Konaklama
Dubrovnik Havalimanı şehir merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta. Kısa süreli bir seyahat olduğu için özgürlük sağladığını düşünerek araç kiraladık. Ancak özellikle Old Town çevresinde otoparkların oldukça pahalı olduğunu söylemek gerek. Bu nedenle otoparkı olan bir otelde konaklamak ciddi bir avantaj sağlıyor. Bizim tercihimiz Hotel Dubrovnik Palace oldu. Odaya girdiğiniz anda karşınıza çıkan uçsuz bucaksız turkuaz manzara, daha ilk dakikada tüm yorgunluğu unutturuyor. Günün her saati değişen deniz rengi, bu oteli Dubrovnik’te özel kılan detaylardan biri.
1. Gün: Old Town, Surlar ve Dubrovnik Gecesi
Şehre varır varmaz rotamızı Old Town’a çevirdik. Surların içinden adım attığınız anda zaman yavaşlıyor. Parlak taş sokaklar, dar geçitler, küçük meydanlar… En güzeli de hiçbir plan yapmadan dolaşmak. Ardından Dubrovnik’in simgesi olan şehir surlarına çıktık. Giriş noktalarından bilet alarak başladığınız bu yürüyüş yaklaşık 1,5–2 saat sürüyor. Bir tarafta kırmızı kiremitli çatılar, diğer tarafta Adriyatik’in sonsuz maviliği… Şehri yukarıdan izlemek Dubrovnik’i gerçekten anlamanın en iyi yolu. Old Town sokaklarında tarihin arasında kaybolarak bolca yürüyüş yapmak da iyi seçenekler arasında.
Surların üzerinde verilen en keyifli molalardan biri ise Buža Bar. Dar bir geçitten geçip bir anda kendinizi denizin tam üzerinde buluyorsunuz. Gün batımına doğru burada oturmak, Dubrovnik’in en unutulmaz anlarından biri.
Surların hemen yanındaki Banje Beach’te kısa bir deniz molası verdik. Mayıs ayında deniz yaklaşık 16 derece ve ilk temas gerçekten buz gibi. Ama birkaç dakika sonra insana inanılmaz derecede dinç ve canlı hissettiriyor. Yüzdükten sonra başınızı kaldırıp surlara bakmak bu anı daha da özel kılıyor.
Gün ortasını geçen saatlerde otele dönüp kısa bir mola verdik, akşam için hazırlandık. Akşam Old Town’a tekrar döndüğümüzde buranın Game of Thrones ile olan bağını hatırlatmaya gerek yoktu. Dubrovnik, dizide King’s Landing olarak kullanılan en güçlü setlerden biri. Pile Gate’ten geçip Stradun, St. Dominic Street ve Rector’s Palace çevresinde yürürken diziden sahneler zihinde canlanıyor. Adımlarımız bizi dizinin en ikonik anlarından birine ev sahipliği yapan Jesuit Staircase’e, yani Khaleesi’nin “Walk of Shame” merdivenlerine çıkardı. Yukarıdan aşağıya baktığınızda diziyi izleyen herkes aynı sahneyi hatırlıyor.
Merdivenlerden aşağı inip surlara doğru ilerlediğinizde, dizide Red Keep olarak kullanılan Fort Lovrijenac’ın şehir siluetine kattığı dramatik hava hemen hissediliyor. Tüm bu noktalar arasında dolaşırken, dar sokaklarda hissedilen İtalyan esintisi Dubrovnik’i sadece bir dizi platosu olmaktan çıkarıp yaşayan bir şehir hâline getiriyor.
Akşam yemeği için Ciao La Cucina’yı tercih ettik. Abartısız, net ve lezzetli bir İtalyan mutfağı… Günün yorgunluğunu tam anlamıyla aldı.
2. Gün: Sveti Jakov’da Deniz, Yavaşlık ve Sokak Lezzetleri
İkinci gün sabahı Dubrovnik daha sakin, daha dingin. Kısa bir şehir turu ve kahve molalarının ardından rotayı denize çevirdik. Bu kez hedef Sveti Jakov. Old Town’a çok uzak değil ama sanki şehirden tamamen kopmuş gibi hissettiren, hâlâ el değmemiş bir koy. Deniz yine buz gibi ama inanılmaz berrak. İlk adım zor, sonrası bağımlılık yapıyor. Soğuk suya rağmen yüzmek insana gerçekten mükemmel hissettiriyor.
Yüzdükten sonra plajın hemen üzerindeki konobada, üzerimiz hâlâ tuzluyken içilen soğuk bir bira ve sade bir öğle yemeği, seyahatin en keyifli ve en yavaş anlarından biri oldu. Akşam yemeğinden önce Old Town sokaklarında dolaşırken Holy Burek’ten aldığımız sıcacık bir atıştırmalıkla başladık geceye. Gecenin ilerleyen saatlerinde acıktığımızı fark edip Burger Tiger’da sade ama lezzetli bir hamburgerle devam ettik ve elbette vazgeçilmezimiz olan dondurma… Millnur’dan aldığımız dondurmalarla Old Town sokaklarında yürüyerek geceyi kapattık.
Kısa ama büyülü bir seyahatti. Daha yeni gelmiş gibi hissederken dönüş gününe geldik. Dönüş gününde sanki o da bize veda etmek istemiyor gibiydi, şehri yoğun yağış kapladı ve göz gözü zor görürken dönüş yolundaydık. Dubrovnik, az zamanda çok şey hissettiren şehirlerden biri oldu ve belki de en zor olanı; Avrupa’nın en güzel şehirlerinden birine, hatta turkuaz denizleriyle Yunanistan’a bile taş çıkartan sulara veda etmekti. Uçağa binmeden önce son kez denize bakarken tek bir cümle vardı aklımızda: “İyi ki vazgeçmemişiz.”
Kapak Fotoğrafı: haritada1iz
İlginizi çekebilir: Lütfiye Oktürk’ten GOT Turu’ndan Riviera’ya Gezi Notları

Selin & Emre Tetik 
















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!