Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda 5 Haziran olarak belirlenen ve her yıl yeni bir tema ile kutlanan Dünya Çevre Günü’nün bu yılki teması “Bizim Toprağımız, Bizim Geleceğimiz”. Esasen çevre bilinci iklim krizi ve çevre kirliliğinin artmasıyla birlikte yıllardır üzerine konuştuğumuz bir konu. Bugün tüketilen birçok şeyin doğa için karşılığının ne olduğunu iyice düşünmek ve buna göre aksiyonlar almanın her birimiz için kaçınılmaz olması gerekirken; kozmetik sektörü de büyüme ivmesiyle birlikte çevre kirliliği konusunda giderek üst sıralara doğru yükseliyor. Hal böyle olunca kullandığımız ürünlerin ve markaların sürdürülebilirlik ve çevre bilinci ile ilgili çalışmalarını bilmek, seçimlerimiz için önemli bir kritere dönüşüyor.

pexels-readymade-3850512
Fotoğraf: pexels.com/tr-tr/@readymade/

İnsanlık toprağa bağlıdır, ancak tüm dünyada kirlilik ve iklim kaosunun artması ve biyolojik çeşitliliğin azalmasından oluşan zehirli bir karışım, sağlıklı toprakları çöllere, gelişen ekosistemleri ise ölü bölgelere dönüştürüyor. Ormanları ve otlakları yok ediyor, deniz yaşamını tehdit ediyor, ekosistemleri, tarımı ve toplulukları desteklemek için toprağın gücünü tüketiyorlar. Bu, mahsullerin mahvolması, su kaynaklarının yok olması, ekonomilerin zayıflaması ve toplulukların tehlikeye girmesi anlamına geliyor; sürdürülebilir kalkınma ise acı çekmeye mahkûm kalıyor.

Güzellik endüstrisi de tabii ki doğayı çeşitli şekillerde etkileyen endüstriler arasında. Mevcut uygulamalar doğal kaynakları tüketebiliyor, okyanuslara ve yaban hayatına zarar verebiliyor ve zararlı mikro plastikler üretebiliyor. Bu endüstride karşılaştığımız en büyük zorluk ise ambalaj atıkları.

pexels-karolina-grabowska-4202926
Fotoğraf: pexels.com/tr-tr/@karolina-grabowska/

Güzellik sektörü her yıl milyarlarca ambalaj üretiyor. Kozmetik ambalajlarının çöpe atıldığı göz önüne alındığında, bunun ortaya çıkardığı çevresel zorlukların boyutunu düşünmek o kadar da zor değil. Ambalaj üretimi için yaygın olarak plastik kullanılıyor çünkü plastik kolay üretiliyor ve diğer seçeneklere göre daha ekonomik. Bunun yanı sıra, sentetik içerikler de mikro plastik sorununa katkıda bulunuyor. Birçok plastik ambalaj atığı, sonunda nehirlere ve okyanuslara ulaşarak deniz türleri için de ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Fakat her şey karamsarlık ve kasvet değil, zaten bu bakış açısıyla bir yere varamayacağımızda artık biliyoruz. Haberler güzel ki; birçok kozmetik markası artık çevresel etkilerini yeniden değerlendirmeye başlıyor, başladı ve devam ediyor. Tüketiciler, yani bizler nezdinde de sürdürülebilirlik, önceliklerimiz arasına yerleşiyor. Bu da azaltılmış ve plastik olmayan ambalaja sahip, toksik içeriklerden arınmış ve cilde dost ürünler aramamız anlamına geliyor!

pexels-polina-tankilevitch-3735218
Fotoğraf: pexels.com/tr-tr/@polina-tankilevitch/

Sürdürülebilir Güzelliğe Bakış: Farkındalık Sahibi Markalar

Ambalajlarında cam ve kutular için de geri dönüşümlü kutular tercih eden PELCARE %100 bedene uyumlu olan formülleri ve etkinliği yüksek olan ürünleri ile öne çıkıyor. Hammaddelerini sorumlu kaynaklardan elde eden ve üreten yerel üreticilerle çalışıyor. Cosmos ve EcoCert sertifikalı aktifler kullanarak küçük partilerde, izlenebilirliği sağlamakla birlikte maksimum tazelik ve kaliteyi garanti edebiliyor. 

soapy-co-enriched-vucut-kremi_435tl
Fotoğraf: soapycosmetics.com

Cilt tipine özel etkili, vegan ve sürdürülebilir kişisel bakım ürünleri ortaya çıkarma amacıyla kurulan Soapy Co. da yine çevre öncüsü markalardan biri. Aynı zamanda vegan, cruelty-free ve atıksız kişisel bakım ürünlerini PETA sertifikası ile güvence altına alıyor. Tüm üretim ve kargolama süreçlerini ise doğada çözünebilen içerik ve paketlemesiyle birlikte ZeroWaste (sıfır atık) kapsamında gerçekleştiriyor ve tüm siparişlerinde karbon nötr kargo imkanı sunuyor. 

Diğer yandan Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre Uganda’nın da içinde bulunduğu Afrika Büyük Boynuzu’nda 48 milyon insan kriz seviyesinde gıda güvensizliği ile karşı karşıya olması sebebiyle bölgede kalkınma projeleri gerçekleştirerek çözümün parçası olmaya devam ediyor. Satın alınan her bir Soapy Co. ürününden elde edilen kârın yüzde %5’i ile, Afrika’da Soapy Co. Yaşayan Tohum Bahçeleri kuruluyor.

pexels-feyzayildirimphoto-20469560
Fotoğraf: pexels.com/tr-tr/@feyzayildirimphoto/

Bitkilerin ve bilimin gücünü kullanarak bütünsel bir cilt bakımı sunma amacıyla yola çıkan Origins ise, Green Chemistry ilkeleri kapsamında insan sağlığını, ekosistem sağlığını ve çevreyi göz önünde bulundurarak formüllerinin sürdürülebilirliğini ölçen bir marka. İçeriklerini dünya çapındaki kapsamlı ve çok çeşitli yerel tedarikçi ağı ile sorumlu kaynak kullanımına katkıda bulunuyor. Ambalajlarında geri dönüştürülebilir, tekrar doldurulabilir, yeniden kullanılabilir, geri dönüştürülmüş veya geri kazanılabilir olması için bilinçli şekilde çalışmaya devam ediyor. Green the Planet projesi kapsamında ise fidan dikimi ve bakımı ile gezegenimizi yeşillendirmek için çalışıyor.

Kurulduğundan bu yana %100 vegan olabilme misyonuyla ilerleyen Aveda da, 1 yıl önce %100 vegan üretime ulaştı. İçerikleri, hem ekolojik hem de kültürel çeşitliliği teşvik etmek adına dünyanın farklı yerlerinden tedarik ediliyor, ayrıca tedarikçilerini de adil ücret politikası yoluyla destekliyor. Diğer yandan Aveda, yenilenebilir enerji kredileri ve karbon dengelemeleri yoluyla tüm ürünlerini %100 rüzgar enerjisiyle üreten ilk güzellik şirketi. Plastik kirliliğine olan bağımlılığı azaltmak için de yenilikçi çözümler yaratmaya devam ediyor. Charity: water ile bir araya gelerek de Temiz Su Hareketi sayesinde olabildiğince çok insana temiz su ulaştırmayı hedefliyor.

kapak-162
Fotoğraf: foamie.com

Foamie, kozmetik ürünlerinin plastik ambalaj veya mikroplastiklere ihtiyacı olmadığı görüşünden doğan bir bakım markası. Katı formunda olan Foamie ürünleri, su tasarrufu sağlıyor çünkü katı formu ile maksimum %10 su içeriyor. Karşılaştırıldığında, sıvı ürünler %75-85 oranında su içeriyor. Bu. Ayrıca, tamamen vegan ürünlere sahip marka, sabun içermiyor ve pH optimize edilmiş formülasyonuyla cildi kurutmadan nazik ve etkili bir şekilde bakım yapıyor. Yine katı formu sayesinde de geleneksel cilt bakım ürünlerinin 2 plastik şişesinin yerini tutuyor. Okyanuslardan çöp toplayan ve ardından bu atıkları geri dönüşüm sürecine kazandıran The Ocean Cleanup” ile de denizleri korumaya öncülük ediyor. Cleanhub ile iş birliği gerçekleştirerek de plastik atıkların toplanmasını sağlıyor ve bunların tekrar bir çöplüğe gitmesini, yakılmasını veya okyanusa ulaşmasını önlüyor.

Günün sonunda; güzellik endüstrisi gerçekten bir dönüm noktasında. Birçok sürdürülebilir iyileştirme gerçekleşirken, bu zorluğun üstesinden gelmek bekleneceği gibi biraz zaman alıyor. Tüm markalar bugün bir anda plastik ambalaj kullanmayı bıraksa bile, gezegenimiz önümüzdeki birkaç yıl boyunca kozmetik kullanıcıları tarafından atılacak milyonlarca plastik parçasıyla başa çıkmak zorunda kalacak. Bu da bizlere gerçek değişimin sağlanabilmesi için markalar ve tüketicilerin birlikte, etkili ve sabırlı bir şekilde çalışması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Kapak Fotoğrafı: pexels-sarah-chai

İlginizi çekebilir: İstanbul Flaneur’dan Doğaya Saygılı Markalar