Son zamanlarda bir tweetin altında, bir Reels veya TikTok videosunun yorumlarında ya da arkadaş sohbetlerinin tam ortasında şu cümleyi duymuş olmanız çok muhtemel: “Ekran süren yetmedi sanırım.” İlk bakışta ironik bir şaka gibi dursa da aslında bu ifade, bir konuyu ıskalayanı, bağlamı kaçıranı ya da popüler kültürün hızına yetişemeyeni işaret eden ince bir siteme dönüşmüş durumda. Peki ne oldu da bu ifade gündelik dilimize neredeyse bir “yetersizlik etiketi” gibi yerleşti? Mesele sandığımızdan çok daha derin. Çünkü bu ifade, aslında bir şakadan çok daha fazlası. Dijital dünyanın hızına yetişmeye çalışırken zihinsel sınırlarımıza çarptığımız anların ironik bir özeti. Öyle ki her şeye yetişmemiz beklenen bir düzende aslında hiçbir şeye tam anlamıyla yetişemediğimiz bir çağın görmezden gelinen ama fazlasıyla tanıdık bir gerçeğini açığa çıkarıyor.

pexels-karola-g-7283502
Ekran Sürem Yetmedi | Fotoğraf: pexels.com

Eskiden “bilgiye ulaşmak” bir çabaydı; arar, seçer ve anlamlandırırdık. Bugün ise tablo tersine döndü: Bilgi artık peşimizden geliyor ve ondan kaçmak neredeyse bir ayrıcalık. Bu yüzden ekran süresiyle ilgili o masum görünümlü esprilerin alt metni oldukça net: Gününün büyük bir kısmını bu akışın içinde geçirmediğin için o detayı, o trendi ya da anlık gündemi kaçırdın ve artık oyunun ritminin dışındasın. Böylece fark etmeden yeni bir ölçüt oluşuyor; ne kadar gördüğümüz değil, neyi kaçırmadığımız üzerinden değer biçilen bir dijital varoluş.

pexels-cottonbro-8088488
Ekran Sürem Yetmedi | Fotoğraf: pexels.com

Tam da bu noktada zihnimiz, sürekli genişleyen ve sınırları belirsizleşen bir bağlamın içinde savrulmaya başlıyor. Birkaç saniye içinde trajediden mizaha, kişisel bir itiraftan politik bir tartışmaya geçiyoruz; bir an doğal afet görüntülerine maruz kalıp içimiz sıkışırken, hemen ardından bir kedi videosuna kaydırıyoruz. Bu keskin geçişler yalnızca dikkatimizi parçalamıyor, aynı zamanda duygusal regülasyonumuzu zorlayan bir ritim yaratıyor.

pexels-cottonbro-5999682
Ekran Sürem Yetmedi | Fotoğraf: pexels.com

Psikolojik olarak beynimiz bu kadar hızlı değişen uyarıcılar arasında anlamlı bir bütün kurmakta zorlanıyor; her yeni içerik bir öncekini bastırırken geride tamamlanmamış duygular bırakıyor. Zamanla bu durum, yoğun duygulara karşı verdiğimiz tepkilerin körelmesine, içsel bir mesafe geliştirmemize neden oluyor. Sürekli maruz kaldığımız bu hızlı döngü, empatiyi derinleştirmek yerine yüzeyde tutuyor; vicdanımızı ve odaklanma yetimizi yavaş yavaş uyuşturan bir alışkanlığa dönüşüyor.

pexels-cottonbro-8088443
 Ekran Sürem Yetmedi | Fotoğraf: pexels.com

Sonuç ise çoğu zaman fark edilmeyen bir yorgunluk: Ne tam olarak üzülüyoruz ne de gerçekten eğleniyoruz; sadece durmaksızın tepki veriyoruz. Zamanla bu durum yalnızca bir yorgunluk değil, bir bağlam yitimi yaratıyor. Zihnimiz artık bir hikâyenin sonunu beklemiyor; sadece bir sonraki uyarana geçmek istiyor. Duygularımız tamamlanmadan kesiliyor, anlamlar kurulmadan dağılıyor. Ekran süremiz yetiyor belki ama duygularımızın bu hıza yetişecek dayanıklılığı kalmıyor. Sürekli “reaksiyon” veriyoruz ama nadiren “aksiyon” alıyoruz.

pexels-mart-production-7278805
Ekran Sürem Yetmedi | Fotoğraf: pexels.com

Modern Bir Panoptikon

Döngü zamanla kendi gerçekliğini kuran bir yanılsama üretmeye başlıyor. Ekran süremiz arttıkça, dünyayı da bu akışın içinden ibaret sanmaya daha yatkın hale geliyoruz. Oysa izlediğimiz şey dünyanın kendisi ile sınırlı değil; algoritmanın bizim için seçtiği, kesilmiş, hızlandırılmış ve optimize edilmiş bir versiyon. Tam da burada temel bir gerilim beliriyor: İnsan zihni sınırlı, algoritma ise sınırsız bir akış mantığıyla çalışıyor. Bu yüzden ne kadar izlersek izleyelim, ne kadar “yetişmeye” çalışırsak çalışalım, bu hızın gerisinde kalmak aslında kaçınılmaz.

pexels-nathanjhilton-17500628
Ekran Sürem Yetmedi | Fotoğraf: pexels.com

Ancak mesele yalnızca hız değil. Bu sistem, bizi sadece izleyen bir yapı olmaktan çok daha fazlası; neye bakacağımızı, neye güleceğimizi, neye üzüleceğimizi sessizce kurgulayan bir küratör gibi çalışıyor. Böylece gözetim, fark edilmeden yönlendirmeye; yönlendirme ise zamanla alışkanlığa dönüşüyor. Aslında mesele ekran süresinin yeterli olup olmamasının çok ötesinde. O sürenin ne kadarını durmaya, boşluğa ve ekranın dışındaki gerçekliğe ayırabildiğimiz. Çünkü hiçbir şeyi kaçırmamak için verdiğimiz çaba, çoğu zaman kendimizle kurduğumuz bağı zayıflatıyor.

“Ekran süren yetmedi” dediğinde, belki de bunu bir eksiklik olarak okumayı bırakmamız gerekiyordur. Hâlâ ekranın dışında bir hayatla temas kurabildiğiniz anların küçük bir kanıtı aslında.

Kapak Fotoğrafı: pexels.com

İlginizi çekebilir: Virtual Alin’den Infinity Scrolling