İstanbullu sinemaseverlerin uzun zamandır merakla beklediği !f 2013 nihayet programını açıkladı! Her geçen yıl çıtayı biraz daha yükselten !f, bu yıl da dünya festivallerinin gözdelerini İstanbul salonlarıyla buluşturuyor. Biletler çoktan satışa çıktı. Ancak henüz programını yapamayanlar için işte Tolga’nın !f İstanbul rehberi!

Programını Henüz Yapmamış Olanlar İçin !f 2013 Rehberi Vol.1

Keş!f ve Galalar bölümlerinden sonra, geldik !f Müzik bölümüne: Geçen yıldan itibaren festival içerisindeki müzik temalı filmler, müzisyen belgeselleri, konser/turne kayıtlarının gösterildiği Sesli Yaşam bölümü (ki bunun da geçmişi 5 yıllıktır) yoluna !f Müzik olarak devam ediyor. Filmlerin yanında söyleşiler ve gelenekselleşen !f partileri de eklenince tam bir “mini festival” havasına bürünüyor. Böylelikle doğurganlık özelliği bulunan ilk ve tek festival olan !f’in 11. yıl hediyesi bugün iki yaşında ve 6 film 3 parti 2 söyleşi ve 1 atölye çalışması ile karşınızda! Bu yıl yine birbirinden “müzik” yapımlar bizi bekliyor. Bu bölümde koltuklarda sabit durmak, alkışlamadan veya tempo tutmadan filmin sonunu getirebilmek zor hatta imkansız bana kalırsa. Bu yıl insanı-kendinden-geçiren- film ünvanını Efterklang: Ghost of Piramida ve Shut Up and Play the Hits / Sus ve Hitleri Çal‘a kardeş payı yapmak istiyorum. Ayrıca ayakta-alkışlanası-umut-ışığı film ünvanı ise tartışmasız Jason Becker: Not Dead Yet / Jason Becker: Henüz Ölmedi’nin.

!f’in yeni bölümlerinden birisi de “Oyun”. Kendileri bu bölümü: “Sinemada oyun alanı yaratan ve zamanı askıya alan filmleri bir araya getiriyor. Oyuncu belgeseller, kaçık bilimkurgular, kült adayı yeni işler ve animasyon dünyasının en son hitleri seyirciyi yeryüzünün ve insanlık tarihinin belki de en eski eylemiyle, ‘oyun’la baş başa bırakıyor” olarak özetlemişler. Zaten kelimeler ancak ve ancak özetleyebilir bu filmleri. Tarifi zor, izlemesi zevkli ve beklemesi kederli 13 film var burada. Her biri sinemanın belki de en ilginç ve kendisini diğer sanat uğraşlarından ayıran yapımları diyebileceğiniz 13 film. Antiviral, The Imposter/ Hayat Avcısı, Aurora/ Kaybolan Dalgalar bölüm filmler içerisinde kendilerini hemen belli ediyorlar. Bununla birlikte Le Magasin des Suicides / İntihar Dükkanı’nı izleyecek olanlara filmden önce filmin bir uyarlama olduğunu hatırlatır ve Jean Teule’nin (aynı zamanda senaristlerden biri) aynı adlı kitabını okumalarını tavsiye ederim. Sel Yayıncılık kitabı dilimize kazandırdı. Bunun dışında siz de benim gibi birer Uzakdoğu sineması hayranı iseniz Japonya yapımı Okami Kodomo No Ame To Yuki / Kurt Çocuklar kaçırmayın. Veyahut ne kadar sikkafalı olduğumuzu merak ediyor, sınırlarını tahmin etmekte zorlanıyorsanız The Final Member/ Son Üye tam sizlik. Safety Not Guaranteed/ Zaman Yolcuları‘na bakarken Little Miss Sunshine/ Küçük Gün Işığım filminin yapımcılarından olduğunu görünce filmin puanı gözümde bir derece arttı. Bunun dışında 2012 yılında filmin yolunun Sundance, SXSW, Münih ve Atina’dan geçtiğini de göz önünde tutarsak Zaman Yolcuları’nı listemize eklememek için hiçbir sebep yokmuş gibi geliyor bana. En son olarak Museum Hours / Ziyaret Saatleri var. Filmi ilk gördüğümde “işte içinde olmak istediğim film” dedim. Umarım beni yanıltmaz.

Sev&Değiştir ile bu yılın temasına biraz daha yakın hissedeceğiz kendimizi. Aslına bakarsanız sadece bu yılın değil; her yılın, !f’in varoluş amacının etkisi altına gireceğiz. Bağımsız filmler festivalinin bana kalırsa çekirdeğini oluşturan yapımlar en bağımsızlar; yani belgeseller, aktivist günlükleri, yeni dünya umudu aşılarıdır. Bu nedenle Sev&Değiştir’in etki alanındayken artık gökyüzü daha mavi, gelecekteki ışık daha net gözükecek gözlere. Bana kalırsa zaman zaman kaybettiğimiz o aktivist ruhun küllerinden yeniden doğması için bir vesile bu filmler. Şimdi olduğunuz yerden kalkın, gidip bir festival sinemasına bu filmleri izleyin, atın üzerinizdeki ölü toprağını, metropolün yığdığı ölü toprağı! Mesela Red Hack’in hackleyip çıkardığı, rektörlerimiz için hala acısı taze olan yolsuzluk belgelerinin elden ele dolaştığı şu günlerde We Are Legion: The Story of Hacktivists / Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Öyküsü‘ne gitmelisiniz. Ya da diktatör kafalıların Putin cephesinde neler olduğunu merak ediyorsanız on yönetmenin elbirliği ile çekilen Zima, Otkhodi! / Kış, Defol! mukayeseli analiz için temel teşkil ediyor. Diktatör demişken Tahrir meydanının son durumunu merak edenler Back to the Square / Meydana Dönüş‘e Estonya’dan bir çeşit kendi-cennetini-kendin-yap hikayesine tanık olmak isteyenler ise Uus Maalim / Yeni Dünya’ya buyursun. Bir de Blood Brother / Kan Kardeşim var ki , program açıklanmadan önce !f Blog’da yapılan film tahmin etmece oyununda gösterileceğini öğrendiğim günden itibaren merakla beklediğim bir belgesel. Bir yandan bunun bir hayal ürünü olması için dua ederken diğer yandan hikayenin gerçekliği karşısında sarsılıyorum. Tamam filmi izlemedim ve izlemeden böylesi etkileyici olabiliyorsa benim için salondan çıkınca neler düşüneceğimi tahmin edemiyorum. Özetle kahramanımız tası tarağı satıp Amerika’dan Hindistan’a HIV’li yetimlere yardım etmeye gider. Bu gidiş önce ziyaret amaçlı olsa da sonradan dönmemek üzere olacaktır.

Gelelim !f’in en gedikli bölümüne: Gökkuşağı. Bunca yıldır her zaman alternatif yolun takipçisi olan bir festivale yaraşır bir şekilde !f, gelen tepkilere, ithamlara aldırmadan göstermeye devam etti gökkuşağı filmlerini. Bundan 12 yıl önce Türkiye’de lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel veya travesti olmak yarı ölü yarı da linç edilmiş olmak olduğundan geçen süre içinde bu ötekileştirmeye dur diyebilme cesaretini gösteren ender yerlerden biri oldu !f. LGBT izleyicilere sınırların ötesinde de benzer hikayelerin olduğunu hatırlattı, yalnızlaştırmanın karşısında yalnız olmadıklarını hissettirdi. Düzcinsel izleyicilere insan hayatının cinsellikten, toplumsal cinsiyet kalıplarından ibaret olmadığını hatırlattı. Kimi zaman esprilere malzeme ettikleri insanların da kotarmak zorunda oldukları bir mücadelenin varlığı gösterildi, en önemlisi LGBT’lerin de birer insan olduğu ve herkes gibi insanca yaşamayı sonuna kadar hak ettiklerini her yıl birkaç kişinin daha anlamasını sağladı. Filmler arasında ayrım yapmaya elim varmıyor ancak yılın güzel-vakit-geçiren-birleştirici ünvanı benim nazarımda Parada/ Yürüyüş’ün. Balkanların neşeli tavrı her daim neşeli geylerle birleşince önünde ne içsavaş tanıyor ne de etnik köken. Bunun yanında bölümün ön-koşullu-film ünvanı Ha-Sippur Shel Yossi/ Yossi’nin. Bu filme gitmeyi düşünenlerin gelmeden Yossi&Jagger‘ı izlemeleri tavsiye edilir.

Ev bölümünde yerli yapımlar bir araya gelmiş. “Kendimizin en rahat, en ait hissetmeyi öngördüğümüz yer.” olsa da evler bu bölümde evlerimizden, yerimiz yurdumuzdan rahatsız edici hikayeler izleyeceğiz. Evin gerçekleri ile yüzleşeceğiz, huzurumuz, zaman zaman ise uykularımız kaçacak. Bölümün en sevindirici filmi Benim Çocuğum oldu. Film Türkiye’deki 5 ailenin hikayesini anlatıyor. LGBT olan evlatlarının hikayelerini bu sefer de ailelerinin gözünden aktarıyor film bizlere. !f haricinde bu belgeselin ülkede vizyona girme olasılığının olmadığını düşünüyorum. O yüzden kitlelere ulaşma konusunda !f büyük rol oynuyor. Dilerim Ankara ve İzmir programlarına da alınır. Bunun dışında yeni yönetmenlerin tazecik yapımları var bölümde. Benim dikkatimi çekenler Devremülk, Mustafa’nın Yaşam Döngüsü ve Bedenim Savaş Alanı seçkisi oldu. Bilet fiyatları konusunda da tüm Ev bölümü film biletleri 7 TL’de sabitlenerek hemşeriye ayrı bir kıyak geçilmiş.

Karanlık&Köşeli isim değiştiren diğer !f bölümlerinden sonuncusu. Eski ismiyle Nöbetçi Sinema. İsim değişikliği elbette boşuna değil, bu sefer sınırları genişlemiş daha karanlık sulara çekilmiş filmler bizi bekliyor olacak. Filmler günün son seansı olan 00:15 de gösterileceği için salona günün tüm yorgunluğu ile giriyorsunuz ama yay gibi gerilmiş bir şekilde, cin gibi çıkıyorsunuz. Geçen yıl son paramla biraz daha uyanık kalmak için aldığım bir bardak kahve ile 00:15 Babycall seansını beklediğim gün dün gibi aklımda. Filmler hakkında bi şey öneremiyorum zira bu yazıyı kaleme aldığım saat itibariyle (03:42) fragmanları izlemek bile uykumu kaçırabilir.

Sona yaklaşırken sırada Sundance : Özel Çalışma var. Türkiyeli sinemacılar için bulunmaz nimet olarak gördüğüm meşhur Sundance Lab’in junior versiyonu bu yıl festivalden ayrı olarak Mayıs ayında yapılacak. Bu bölümde ise 2012 Sundance’de Jüri Özel Ödülü almış olan Nobody Walks gösterilecek. Film 2010 yılında Sundance Senaryo Lab’ine seçilen filmlerden biri.
Bununla birlikte Türkiye’den kısa filmlerin gösterildiği üç özel seçkinin bulunduğu !f Kısalar bölümünü kaçırmamanızı tavsiye ederim. Kargart ve Beyoğlu Fitaş’da ücretsiz olarak izleyebilirsiniz. Bilen bilir, bazen dakikalar saatlerin beceremediğini beceriverir.

Festival bu kadar mı? Elbette hayır! Bunun dışında da söyleşiler, atölye çalışmaları, etkinlikler ve partiler olacak. Benim paralel etkinlikler içerisinde en çok beğendiğim ve başarısını taktir ettiğim TOG işbirliği ile yapılan Yaşayan Kütüphane. İki gün üst üste yapılacak olan etkinlikte hayatın normal akışı içesinde yaşamayacağınız karşılaşmaları gerçekleştirebileceğiniz “tüm tabuları söker atar” etkisinde bir etkinlik. Bunun yanında 3 adet parti var en az birine mutlaka gitmenizi tavsiye ederim. Küçük sohbetlerde de sizin için en iyi ikili bir araya getirilmiş ve size yalnızca arkası yaslanıp keyifle dinlemesi kalıyor. Tüm bu etkinlikler bir çeşit ders kitabının yanındaki alıştırma kitabı işlevi görüyor sanırım. Onlarsız festival tam oturmuyor. Sindirilmiyor.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?