Visages villages / Faces Places, Avrupa sinemasının en önemli yönetmenlerinden Agnès Varda ile fotoğraf projeleri ve murallarıyla tanınan sanatçı JR’ın ortaklaşa imza attığı bir belgesel. İçten, sıcak, duygulu ve hiçbir şey söylemeden çok şey söylemeyi başaran bu etkileyici film, Fransız kırsalında duygulararası bir yolculuğa çıkarıyor izleyeni.

Agnès Varda ve JR arasında 55 yaş fark olsa da, film boyunca yakaladıkları uyum bir an olsun bozulmuyor, diyalogları daima ilginçliğini koruyor. Film birbirlerinin işlerine nasıl bir hayranlık duyduklarını anlatmalarıyla başlıyor. 1955’ten beri film çeken Agnès Varda ile 1990’lardan beri sokakları ve duvarları sanatla buluşturan JR’ın bugün yollarını kesiştiren iki ortak payda, fotoğraf ve insan yüzleri, onları yakınlaştıran ve yollarını kesiştiren şey oluyor. Agnès Varda’nın geçmişteki sanatsal fotoğrafları da, JR’ın dünyanın farklı kentlerinin duvarlarını kaplayan portre fotoğrafları da projenin farklı adımlarında ikiliye ilham veriyor.

Projenin odak noktasında, iki sanatçının Fransa kırsalını karış karış gezmesi, uğradıkları kasabalarda yaşayan insanların hikayelerini dinlemesi, bu hikayeleri kendi anılarıyla ilişkilendirip duygularını birbirleriyle paylaşması ve oradan ayrılmadan dinledikleri hikayelerin kahramanlarını fotoğraflayıp, bir muralla ölümsüzleştirmesi aşamalarından geçen bir süreç var. Filmin en iyi yanı, birkaç kez tekrarlanan ve her biri ardında bir sanat eseri bırakan bu döngünün hiç mekanikleşmemesi, sıkıcılaşmaması. Upuzun yolculukları sonucunda geride muhtemelen çok daha fazla insan, anı ve eser bıraktıkları bu projenin filme taşınan duraklarının hepsi başka bir konuda düşünmenizi sağlıyor. Ve bunu kesinlikle didaktik bir şekilde ya da bir dile getirilen bir mesaj aracılığıyla değil, ufak dokunuşlarla yapıyor. Kent hafızası, feminizm, hayvan hakları, doğa-insan ilişkisi, tarih ve teknolojinin de aralarında olduğu birçok konuda yeni bir şeyler öğrenirken, durup daha fazlasını düşünürken buluyoruz kendimizi. Mesele yalnızca bir duvar resmi meselesi değil yani…

Visages villages / Faces Places‘ın her iki yaratıcısının da eğlenceli, esprili ve renkli kişiliklere sahip olması, filmi daha ilk anlarından itibaren akıcılaştırıyor, oyunbazlaştırıyor. Farklı yüzler ve insanlar tanımak, farklı yerler ve duvarlarda iz bırakmak üzerine olan bu yolculuğun ve belgesinin başlıca öznesi de, özne olarak seçtikleri insanlar değil, kendileri oluyor bu yüzden. Yarım asır arayla tanıştıkları bu dünyaya, üzerinde yaşayan insanlara, o insanların yaşadıklarına nasıl baktıklarını, baktıklarında neler gördüklerini öğreniyoruz. Yan yana kat ettikleri yollarda ve arkadaşça sohbetlerinde onlara katılıyor, mesafelerin ve sözcüklerin sonuçlarını görüyoruz. Görmek ve görme biçimleri, belgeselin önemli bir parçası zaten – hem görmemizi, düşünmemizi sağladıkları nedeniyle mecazen hem de gerçek anlamıyla: Ortağına bu inadıyla Jean-Luc Godard’ı hatırlatan JR’ın gizlenen gözleri, Agnès Varda’nın tedaviye muhtaç gözleri… Güneş gözlüklerinin, telefon ekranının, kamera objektifinin ya da farklı geçmişlerin filtrelerinin ardından baktıkları dünyanın ortaya çıkardığı şey bu belgesel oluyor.

Visages villages, izledikten sonra yüzümde kocaman bir gülümseme, aklımda birçok fikir, içimde de seyahat etme, yeni yüzler ve sokaklar görme isteği bıraktı. Bir de Murathan Mungan’ın sonradan bir şarkıya da dönüşen şu dizeleri geldi aklıma:

İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar

Not: Visages villages / Faces Places, Agnès Varda’nın Onur Ödülü’ne layık görüldüğü 90. Akademi Ödülleri’nde En İyi Belgesel dalında bir Oscar adaylığı elde etti.

IMDb Puanı: 7.9/10

İlginizi çekebilir: Bilmeniz Gereken, Dünyaca Ünlü Sokak Sanatçıları

Emre Eminoğlu

theMagger Editörü, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN