Funda Pelin Kurt ile: 'Bir Tohumla Başlar Hayat' Üzerine
Şehir hayatının yorucu ve hızlı temposu içerisinde gözümüze ilişen küçük yeşil alanlar, bizlere taptaze bir nefes yaratabiliyor. Haliyle bitkilerin dinlendirici etkisi sadece yaşam alanlarımızı değil, ruh hâlimizi de değiştirip dönüştürüyor. Ben de bitkilerin dünyasına ilgi duyan biri olarak, doğayla kurduğu ilişkiyi zamanla bir yaşam biçimine dönüştüren Funda Pelin Kurt’la bir araya geldim. Kendisiyle oyunculuk kariyerinin yanında hayata geçirdiği “Bir tohumla başlar hayat” platformunun ortaya çıkış hikâyesini, bitkilerin hayatındaki yerini ve şehir yaşamında doğayla bağ kurabilmenin nedenli önemli olduğu üzerine konuştuk. Bu sohbetimizde bitki bakımına dair samimi önerilerden, sabır ve emekle büyüyen bir tutkunun hikâyesine uzandık; gelin, sizi de biraz rahatlamaya davet edelim.
Merhabalar Pelin Hanım, öncelikle “Bir tohumla başlar hayat”ın çıkış hikâyesini çok merak ediyorum. Sizi bu platformu kurmaya iten güç tam olarak neydi?
Pandemide çiçeklerle ilgilenmeye başladım. Aslında doğaya karşı ilgim hep vardı; sadece zamanı gelmemişti. O dönemde elimin değdiği her şeyin içine bir bitki ekiyordum. Sonra bir gün dedemden kalan rakı kadehleri gözüme ilişti. Onlara da yeni bir hayat vermek istedim. Beni ziyarete gelen, marka danışmanı olan bir arkadaşım, yaptıklarımı görünce “Sen aslında eskiye yeni bir hayat veriyorsun,” dedi. Ardından şu soruyu sordu: “Bu kadar güzel bir fikri neden markaya dönüştürmüyoruz?” Sanırım her şey o an anlam kazandı. Çünkü fark ettim ki eski ya da yeni fark etmez… İçine bir tohum bıraktığınız her şey, yeni bir hayatın başlangıcına dönüşüyor. Benim hikâyem de tam olarak böyle başladı: Bir tohumla başlar hayat!
Oyunculuğun yanı sıra bitkilerle kurduğunuz bağ da çok dikkat çekici. Bu ilgi zamanla nasıl daha profesyonel bir alana dönüştü?
Profesyonel olarak ilgilenmeme pandemi vesile oldu. Ama oldum olası bitkilere, çiçeklere ve toprağa çekilmişimdir hep. Evde çok fazla bitki olunca, onlarla daha iyi ilgilenebilmek adına iç mekân bitki yetiştiriciliğiyle ilgili birçok eğitime katıldım. Daha sonra “Bir tohumla başlar hayat” hayata geçince, oyunculuğun yanında profesyonel bir iş olarak başladı.
Bitkilerle ilgilenmenin size hissettirdiği duygu nedir? Sizi bu dünyaya bu kadar bağlayan tarafı nasıl anlatırsınız?
Şahitlik, huzur ve sorumluluk… Doğanın mucizelerine tanık olmak, bitkilerin büyümesini, açmasını seyretmek; sizin ilginize ve sevginize karşılık veriyor olması, arada kopmaz bir bağ oluşmasını sağlıyor.
Evde bitki yetiştirmek aslında dışarıdan bakıldığında çok basitmiş gibi görünse de kendi içerisinde belli bir özen ve ön araştırma gerektiren ve kendine has bazı kuralları olan bir süreç. Bu noktada özellikle evde bitki yetiştirmeye başlamak isteyen ama gözünde büyüten biri için ilk öneriniz ne olurdu? Nereden başlamak, süreci daha sağlıklı ve keyifli hale getirir?
Fazla bakım gerektirmeyen, nazlı olmayan, susuzluğa dayanıklı bitkilerle başlamalı. Sukulentler, pothos gibi… Bitki ile ilgili genel bir bilgi edinmeli, evimizin aldığı yere göre konumlandırmalıyız. Sulama rutini oluşturmalı ve toprağa dokunmadan karar vermemeliyiz. Bir süre sonra tanışmış ve yakınlaşmış oluyoruz bitkimizle.
En kolay yetiştirilen salon bitkileri hangileri ve sizin evinizde ayrı bir yeri olan bitkiler var mı?
Barış çiçeği, kauçuk bitkisi, paşa kılıcı ve tabii ki sukulentler… Bunlar hem bakımı kolay hem de evimizde çok şık duracak bitkiler. Benim favorim yok. Evimdeki her bitkiyle ayrı ayrı aşk yaşıyoruz.
Bitki bakımında insanların en sık düştüğü hatalar sizce neler? En çok nerede zorlanıyoruz?
Tabii ki sulama… Ya çok fazla su verip kökleri boğuyoruz ya da susuz bırakıyoruz. Yeterince ışık alıp almaması ve kullandığımız toprak da çok önemli. Ve bitkinin boyuna göre saksı seçimi yapılmalı. Bir de sabırsızlık var. Hızlı gelişen bitkiler var tabii ama insanlar hemen dev gibi olmasını bekliyor. Halbuki bitki bakımı zaman, sabır ve emek ister.
Ev bitkilerinin ruh haline ve psikolojiye etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir tohumun içinde sakladığı mucizelere şahit olmak, ruhsal olarak sizi geliştiren bir durum. Onları seyretmek bir tür meditasyon. Sürece ve sabra güvenmeyi hatırlatıyor bize. Yeşilin sakinliği ise ortamın tüm enerjisini değiştiriyor. Doğal terapiye ihtiyacı olanların ilacıdır bitkiler.
Şehir hayatının hızlı, yorucu ve betonla çevrili hali içerisinde sizce bitkiler nasıl bir yer açıyor? İnsanların evlerinde ya da yaşam alanlarında yeşile yönelmesini siz nasıl yorumluyorsunuz?
Kaos, koşuşturma ve beton dolu şehir hayatında, bitkiler, yaşadığımız evrenle olan doğal bağlantıyı geri getiriyor.
Kapak Fotoğrafı: Funda Pelin Kurt
İlginizi çekebilir: Eylül Aytan’dan Emine Boyner ile Sohbet
Şura Nur Savranoğlu 














Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!