Sinemanın popüler, sevecen ve “genç” yönetmenlerinden Jon Favreau’nün son filmi The Jungle Book, Disney’in 1967 yılında Rudyard Kipling’in eserinden yine aynı isimle uyarlanan yapımın, Favreau’nün tabiriyle “genç kuşağa hitap edecek” hale getirildiği bir yeniden yapım (remake).

the jungle book

Tarzan’a oldukça benzeyen, bir yandan da Bozkurt Destanı ve Kartal Tibet’in Tarkan serisini anımsatan hikaye ormanda bir başına kalan küçük bir çocuğun kurtlar tarafından yetiştirilmesi ve henüz çocuk olmasına rağmen insan kimliğiyle ormanın “doğal” düşmanı haline gelerek ormandan gönderilmesi sürecini, çabasını anlatıyor. Fakat Mowgli’nin ormandan gönderilmesinin gerçek sebebi çok farklı; ormanın en vahşisi ve en güçlüsü Kaplan Shere Kahn’ın insanlarla olan geçmişi…

the jungle book

Film de hikaye de aslına bakılırsa oldukça sıradan. Sırf görüntü kalitesini yükseltmek, çizgilerini gerçekçi kılmak ve izlenebilir haline getirmekse mesele boşa çaba sarf etmeye gerek yok diye de düşünmüyor değil insan, vizyonda ne var ne yok diye bakarken. Fakat bu noktada Favreau’nun filmi izledikten sonraki sözlerinden alıntı yapmak istiyorum: “Sanki hayvanlara oyunculuk dersi vermişler gibi.” Filmin yönetmeninden, film vizyona girmeden hemen önce böylesi bir yorum duymak oldukça komik geliyor, o ayrı. Ancak ilk iki Iron-Man filminin yönetmenliğini yapmış, Hollywood’daki birçok projede öyle ya da böyle yer almış birinin bu denli şaşırması, hayran kalması dikkat çekici. Ancak yönetmenin Chef filmini bir an aklıma getirdiğimde “Bu adamı şaşırtmak pek de zor olmasa gerek, kesin duygusal davranıyordur.” diye içimden geçirmedim de değil.

the jungle book

Salon karanlığa gömüldü, sesler kesildi, gözlükler takıldı ve film başladı (Evet, reklam yok. Biz reklamsız izliyoruz, eheh). Henüz iki dakika olmamıştı ki gördüğüm manzaraya inanamadım. Fragmanı izlememiş, afişe de henüz bakmamış biri olarak Kung-Fu Panda benzeri görsel bir şölen bekliyordum. Fakat perdede gerçeklikle karşılaşınca tokat yemiş gibi bakakaldım. Özünde animasyon olan, ancak klasik anlamdaki animasyonlarla kıyaslanamayacak bir gerçeklikle, hem de Cameron’un Avatar’ından farklı olarak bir canlı silüeti üzerine oturtularak değil sıfırdan yaratılan bir gerçeklikle adeta büyülendim.

the jungle book

Görsel anlamda insanın iliklerine etki etmesine rağmen The Jungle Book yalnızca “görüntü kalitesi”nden ibaret değil. Evet, Hollywood yapımı bir film, hem de Hollywood’un ideolojik kalıplara en bağlı yönetmenlerden birinin filmi olarak propaganda yapacak, bunun kaçışı yok. Ancak filmin dili, hayvanı “ne insan ne de bitki olan canlı” değil, yalnızca “bitki olmayan canlı” bilinciyle ele alması, büyük bir artı. Bu dili Ben Kingsley, Bill Murray, Scarlett Johansson ve filmdeki favorim Christopher Walken gibi isimlerin sesinden dinlemek ayrı bir keyif (Murray olağanüstü, filmin adeta neşesi, ancak Murray’den beklenen de bu. Oysa Walken beklenenin üstünde bir performans sunuyor, bu yüzden daha çok etkiledi beni). Fakat filmin altyazısı ve (izlemedim ama muhtemelen) dublajı (da) bütün bu büyüyü ve filmin özen gösterdiği bu bilinçli dili katlediyor. Çok küçük detaylar, evet. Fakat farkı yaratan da dildeki bu detaylar değil mi?

The Jungle Book animasyon hayalleriyle gittiğim, beklentimin çok üstünde bir görsellikle ve çok dışında bir terminolojiyle karşı karşıya geldiğim olağanüstü bir yapım. Şahsen ben çok beğendim, tek kelimeyle bayıldım.

IMDb Puanı: 7.4/10

İlginizi çekebilir: İzlemeniz Gereken 10 Çevreci Film 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN