Karaköy’ü ve hakkında yazacağım café’yi önceden keşfetmiş kişiler bu yazının geç kalınmış bir yazı olduğunu düşünebilirler. Ancak, Tünel ve Şişhane taraflarından çok da aşağı inmemiş kesim için Karaköy – Ops Café’den sonra Karabatak’ı anlatmak artık boynumun borcu. Neden mi? 1. Karabatak’tan instagramda yeni bir fotoğraf yüklediğimde “aa ne güzel, burası neresi” yorumları için. 2. Her gittiğimde gruptan bir kişinin “ilk defa keşfediyorum burayı, bayıldım” dediği için. 3. Gün geçtikçe daha da çok benimsediğim Karaköy’ü daha iyi tanıtmak için… Karşınızda, Karabatak!

Benim geçen yaz başı keşfettiğim bu café, aslında 2011′den beri açık. Karaköy’de KaraAli Kaptan sokağı’ndan giriyorsunuz ve retro tarzı, dekoru, sandalyelerinin sokağa yayılmış haliyle ilginizi çekiyor Karabatak. Ben ilk gittiğim zaman etrafa bakmaktan, detayları incelemekten 10 dakika yerimi dahi seçememiştim. Sonrasında ise sokakta bulunan ahşap sandalyelere oturup, kahvemi içtim. İçmek, o içmek…

Duvarlardaki çizimler, asılı olan tablolar, masaların üzerindeki rengarenk çiçekler, çalan huzur dolu hafif jazz müzikle Karabatak’ta oturmak, dakikalar geçtikçe çok daha keyif veriyor insana. Bana da öyle oldu. – Ki zaten o günden beri birçok toplantımı, arkadaşlarımla kahve keyfimi orada yapmaya başladım… Hatta bazen toplantılardan önce oraya erken varıp, içerideki dergi – kitaplara göz atıyorum; işim varsa laptopumu açıp orada yapmayı tercih ediyorum.

Duvarlarının olduğu gibi bırakılmış olması, antika masalar ve vintage görünümlü detaylarla Karabatak, gerçekten Karaköy’de, yani zamanında Rum’ların yaşadığı Karaköy’de olduğumu, geçmişi olan sokakların arasında gezdiğimi hissettiriyor. Bu da bana çok iyi geliyor..

Karabatak’ta “neler yenilir, içiler”e gelirsek, burada kahve içilir. Çok net. Avusturya kökenli Julius Meinl’in kahveleri benim gibi daha çok “çay insanı” olan birine bile kendini içiriyor. Ayrıca, sandviç, tost ve hafif salatalarını tavsiye ediyorum. Kahvaltı için yanında sabah latte’si ile kruvasan şipariş edilebilir veya earl grey ile panini içine peynir, zeytin ezmesi, domates ve biberli lezzetli bir tost yenilebilir.

Etrafta neler var?

Karabatak’tan çıkıp şahsen çok beğendiğim bir tasarım mağazası olan Atölye 11‘e uğrayabilirsiniz. artSümer de farklı bir alternatif olabilir. Karaköy’de önceden hakkında yazdığım Ops‘a da başka bir günde uğramanız ayrıca bir tavsiyem.

Kısacası Karabatak, kendimi rahat hissettiğim, bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız sizin de gittiğiniz zaman kendinizi rahat hissedebileceğiniz bir mekan. Normalde restoran ve café’lerde aldığım servis ve menüdeki çeşitlilik benim için önemlidir, ancak Karabatak bana kendini o kadar sevdirdi ki bu tarz şeyler burada ikinci, hatta üçüncü plana atıldı…

Herkese sevgiler!

 

Kemankeş Mahallesi Kara Ali Kaptan Sokak 7, Karaköy

(0212) 243 69 93

Kapak fotoğrafı: instagram @barocan24

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?