“Haz ile Göklenir Dünya”: Bihter Yasemin Adalı’nın Renkli Evreni
Yağmurlu bir günde, Burcu Dimili’nin davetiyle sanatçı Bihter Yasemin Adalı ile buluştuk. Dışarıdaki gri havayı bir anda unuttuk; bizi rengârenk, enerjisi yüksek bir sergi alanı ve aynı enerjiyi taşıyan Adalı karşıladı. Sanatçı eserlerinin arkasındaki ilhamı anlatırken adeta dünyadan kopup onun kurduğu evrene adım attık.
Adalı, 2003 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden ayrılarak State University of New York, Purchase College’da Sanat ve Tasarım Okulu’nda disiplinler arası sanata yönelmiş. Çizim ve resmi dans, sanat-mimarlık tarihi, psikoloji ve yeni medya ile buluşturan özgün bir eğitim sürecinden geçmiş. Çizim yapmayı yalnızca eşzamanlı çizgi, hareket ve ses üretimi değil; aynı zamanda anlatı yaratan performatif bir süreç olarak yeniden keşfetmiş.
Purchase’tan mezun olduktan sonra Arts Students’ League of New York’ta Bruce Dorfmann ve Charles Hinman ile, Kaliforniya’daki Tamalpa Enstitüsü’nde ise post-modern dansın öncüleri Anna Halprin ve Soto G. Hoffman ile çalışma imkânı bulmuş. Burada dışavurumcu sanat terapisi yüksek lisansına devam ederken bir performans sanatçısı olarak kendi varlığını ve disiplinler arası işbirliği becerilerini geliştirmiş. 2011’de İstanbul’a döndüğünden beri hem disiplinler arası sanatçı hem de klinik/klinik dışı alanlarda çalışan bir sanat psikoterapisti olarak çift yönlü kariyerini sürdürüyor.
Sanatçı Haz ile Göklenir Dünya sergisinin arkasındaki düşünceyi şöyle aktarıyor: “Rüyalar ve gece, hiçbir prodüksiyon ya da telif olmadan sürekli bir sinema hâli yaratıyor. Hepimizin içinde küçük bir cep sineması var; bu resimler de benim içimdeki o cep sinemasından çıkan filmler gibi düşünülebilir. Bazı anlar vardır; kaza anları, zamanın durduğu kesitler… Bu anlar zihinde film şeritleri olarak belirir. Rüya haricinde de hafıza ile anı birbirine karışır. İçimde tortulanan bu anlar zamanla tuvale dönüşüyor.”
Sergide sıkça karşımıza çıkan raflar hakkında “Bir konuyu rafa kaldırmak, masaya yatırmak…” diyerek dilsel metaforlarla düşünmeyi sevdiğini söyledi. “Konuştuğum gibi çizdiğimi fark ediyorum. ‘Bu konuyu biraz pişirelim, içim kaynıyor’ gibi ifadelerin hepsi resimde mutfak imgelerine dönüşüyor.” diyerek üretim sürecini anlattı.
Adalı’ya göre resim bir bilmece gibi. Yabancı bir dil gibi; alt yazıya, üst yazıya ihtiyaç duyarız. Sergi tam da bu nedenle sinematik bir yapı taşır: eklenen, montajlanan bölümlerle ilerleyen bir film şeridi gibidir. Resim içindeki yerleştirmeleri hiyerografiye benzettiğini de aktardı.
Sanatçının vurguladığı en önemli şeylerden biri, yalnız olmadığımız ve pek çok formda benzer deneyimler yaşadığımız. Ayrıca insan kadar evine, çevresine, kullandığı materyallere karşı da şefkatli ve romantik bir bakışının olduğu fark ediliyor. Bu bakışı resimlerine de en yalın ve zarif hâliyle taşıyor; objelerin kendi hikâyelerini anlatmalarına izin veriyor.
Serginin ismi “Haz ile Göklenir Dünya” da bu bakıştan doğuyor. Sanatçı, izleyicinin rüya görmesini istiyor. Rüya tasvirlerini sevdiğini söylüyor ve sergiyi bir rüya tasviri deneyimine benzetiyor. Ona göre rüyayı yapan mekanizma ile resmi yapan mekanizma aynı: bilinçdışının düşünsel süreçleri. Rüya istemsizce gerçekleşir; resim yaparken ise bu süreç daha istemlidir. Başlangıçta rüya kadar kriptografik, okunaksız bir yapı olsa da zamanla anlam belirir.
Sanatçı, bir resimdeki dağa bakarken “yan yatmış bir figür var mı?” sorusunu sordurmayı amaçladığını belirtiyor. Bunu şöyle açıklıyor: “İç manzarayı dış manzaraya yansıtıyoruz. Dünyaya bakmanın hazzı burada: içerisi dışarı çıkıyor; dışarısı içeriye dönüyor. ‘Haz ile göklenir dünya’ dediğim şey tam olarak bu.”
Serginin ikinci yarısında zaman teması öne çıkıyor. Adalı, zamanın iyi ya da kötü oluşundan çok iki yönlülüğüne dikkat çekiyor. Çayın demlenmesi ne kadar beklerse o kadar güzelleşir; fakat buluşma yerine erken gidip bekleyen biri için zaman ağırlaşır, insan “ağaç olur”. Sanatçı bu tür imgelerle zamanın farklı işleyiş biçimlerini resimlerinde görünür kılıyor.
Gezinti boyunca Adalı eserlerin ardındaki hikâyeleri detaylı şekilde anlattı. Onu dinlemek başlı başına keyifli bir deneyimdi. Eserlerin içine bu bilgiyle bakmaya başladıkça zihnimde farklı hikâyeler belirmeye başladı. Sanatçı bir imgenin arkasındaki hikâyeyi paylaşsa da daha sonra izleyiciyi eserle baş başa bırakıyor; eser sizin kendi birikimlerinizle tamamlanıyor.
Siz de uyanıkken Adalı’nın rüyasına dahil olmak, ardından bu rüyayı kendi bakışınızla yeniden tasvir etmek isterseniz, Art On İstanbul’daki sergiyi mutlaka ziyaret edin.
Kapak Fotoğrafı Kaynağı: Bihter Yasemin Adalı
İlginizi çekebilir: İlke Tulunay Solakoğlu’dan Shiva Zahed Gallery

İlke Tulunay Solakoğlu 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!