House of SOFA: Kadıköy'de Sıcacık Bir Mola
Kalabalığın hiç eksik olmadığı Kadıköy’de her köşe başında yeni bir kafe ya da restoranla karşılaşmak mümkün. Ancak çok azı, kapısından içeri girdiğiniz ilk andan itibaren sizi bulunduğunuz semtten alıp bambaşka bir atmosfere taşıyabiliyor. House of SOFA da tam olarak bu ayrıcalığı sunuyor. Konforu, şık tasarımı ve özenle hazırlanan lezzetleri aynı çatı altında buluşturan mekân, yalnızca vakit geçirilen bir adres değil; deneyimlenen bir yaşam alanı olma iddiasını da taşıyor. Bu yazıda, House of SOFA’yı farklı kılan detayları birlikte keşfetmeye ne dersiniz?
Moda’nın köklü yaşam kültürünü bugünün temposuyla harmanlayan SOFA, iki şubeli bir kahve ve deneyim noktası olarak hizmet veriyor. Şair Latifi Sokak No: 35’te hayat bulan ilk şubenin ardından, şimdi aynı sokakta No:8’deki yeni şube House of SOFA ile beraber devam ediyor. (Ben yeni şubeyi deneyimle fırsatı elde ettim. Bu yazımda yeni şube ile ilgili detayları sizlere aktarıyor olacağım.) Tarihî dokusu, kültürel çeşitliliği ve günün her saatinde yaşayan sokaklarıyla öne çıkan Kadıköy’ün enerjisini yansıtan mekân, merkezi konumu sayesinde hem semt sakinlerinin hem de İstanbul’u keşfetmeye gelen ziyaretçilerin uğrak adreslerinden biri hâline gelmiş durumda. İşte tam bu atmosferin içinde yer alan House of SOFA, restore edilerek yeniden hayata kazandırılan tarihi bir köşkte misafirlerini ağırlıyor.
Köşk demişken; House of SOFA’nın karakterini belirleyen en önemli unsurlardan biri ise arkasındaki mimari vizyon. 17 yıl boyunca bir aile konutu olarak titizlikle korunan tarihi bir köşkün, The Work Mimarlık ofisi tarafından yapılan hassas dokunuşlarla nitelikli bir yaşam alanına dönüştürülmesi ile bu mekân ortaya çıkıyor. Yani mekânın tasarımına imza atan bu ekip, yalnızca tarihi yapıyı restore etmekle kalmıyor; onu günümüz ihtiyaçlarına cevap veren sıcak ve işlevsel bir yaşam alanına dönüştürüyor. Aslına sadık kalınarak restore edilen yapı, geçmişin zarafetini çağdaş tasarım anlayışıyla buluşturuyor. Yüksek tavanları, ahşap detayları, geniş pencereleri ve özenle korunan mimari dokusu, mekânın her köşesine karakter kazandırırken; modern mobilyalar ve yalın dekorasyon tercihleri bu tarihi atmosferi tamamlıyor.
Köşk ve tarihi yapısı derken mekânın kapısı bile insanı etkiler mi, etkiliyor valla. Kapından girdiğiniz anda mekânın giriş kısmında, sokağın ritmine eklemlenen vitrin- bar kurgusu, ziyaretçileri iç mekânın atmosferine doğru çekiyor. Üst katlardaki özgün oda düzeni bireysel çalışma, okuma, dinlenme ve buluşmalar için sakin oturma alanları sunuyor. Kafenin en özel noktalarından biri de şüphesiz üçüncü kat. Bu kat tamamen özel davetlere, partilere, iş toplantılarına ve atölyelere ev sahipliği yapıyor. Diğer katlardan izole olabilen bu kat, cumbalı bir oturma alanı olarak kurgulanıyor.
Benim içerisiyle işim olmaz bana açık alan lazım diyenlerdenseniz eğer o da var. Şehrin yoğunluğundan kaçmak isteyenler içinse, arkada minimalist bir havuz tasarımı ve yoğun bitki dokusuyla çevrili ve Moda’nın geleneksel yeşil avlu kültürünü yaşatan sakin bir bahçe yer alıyor. Biz soğuk bir İstanbul sabahında gitmiştik, şans işte hava berbat yağmurlu. Ne yazık ki bahçenin tadını doyasıya çıkaramadık. Eğer olur da akşam saatlerinde giderseniz loş aydınlatmaların sıcaklığı ve havuzdan gelen su sesinin de vereceği huzur ile köşkte sakin ama bir o kadar keyifli bir akşam atmosferi yaşayabilirsiniz diye tahmin ediyorum. Gündüzü de ayrı tabii ki.
Bu tarihî atmosfere titizlikle hazırlanan menü ve taze kahve kokuları eşlik ediyor. Nitelikli kahvelerin yanı sıra, mekânın kendi özel reçeteleriyle hazırlanan soğuk ve sıcak içeçeklerde menünün en dikkat çeken detaylarından. Bizler portakallı lattemsi bir şey deneyimledik, adını tam hatırlamıyorum. Ben portakal sevdiğim için beğenmiştim, hafifti. Ama aromalı şeylerle arası iyi olmayanlar, net kahve tadını almak isteyenler menüden başka reçetelere baksın derim. Herkese hitap eden bir lezzet olmayabilir çünkü.
Gelelim SOFA’nın sourlarına. Yazları özellikle tercih edilen sourlar, çilekli ve ananaslı seçenekleri ile karşımıza çıkıyor. Sangria da yine menüde yer alan başka bir tat. İçecekle devam ediyorken çay kısmına da el atmak istiyorum. Siyah, yeşil ve bitki çaylarının yanı sıra meyve ve çiçek aromalarıyla zenginleştirilen özel harmanlar, klasik çay alışkanlığını farklı bir deneyime dönüştürüyor. Kısacası artizan çay seçenekleriyle çay tutkunlarına farklı aromalar keşfetme imkânı sunuyor diyebilirim. Son olarak çayların Chado’dan temin edildiği bilgisini de sizlere vermek istiyorum.
Ayrıca içecek menüsüne günün her saatine uyum sağlayan tatlı ve tuzlu lezzetler de eşlik diyor. Kabaklı focaccia, mücverli sandviç ve ege poğaçası tercih edilen ürünler arasında. Yine çok tercih edilen ürünlerden biri olan cinnamon ise; yaz – kış sunulan bir lezzet olarak ön plana çıkıyor. Dondurmalı brownie ve çilekli tart da menünün diğer gözdelerinden. Özetleyecek olursam; gün ışığını içeri davet eden ferah salonlar, yeşillikler içindeki bahçesi ve huzurlu avlusu sayesinde House of SOFA, Kadıköy’ün hareketli temposu içinde sakin bir mola noktası oluşturuyor. İster sabah kahvesiyle güne başlamak, ister uzun bir öğle yemeğinin tadını çıkarmak ya da günün sonunda dostlarla keyifli sohbetler etmek için uğrayın; mekân günün her saatinde aynı sıcak atmosferi korumayı başarıyor. Tüm ekibe de buradan sevgiler!
Kapak Fotoğrafı: Hatun Vera Altunöz
İlginizi çekebilir: Tuba Nil Dengiz’den Simple Coffee
Hatun Vera Altunöz 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!