İç Kimse: Onur Erler'den Çok Katmanlı Benlik
Onur Erler’in “İç Kimse” adlı sergisi, 24 Mayıs’a kadar Decollage Art Space’te izleyiciyle buluşuyor. Sergi, benliğin katman katman çözülüp yeniden kurulduğu bir içsel derinlik sürecine odaklanıyor. Kimlik, yalnızlık, iç dünya ve dönüşüm gibi meseleler; semboller, metaforlar ve sürrealizme yaklaşan bir anlatım dili aracılığıyla ele alınıyor. Ben de sergi ziyaretimden notları sizinle paylaşmak istiyorum.
Sergiyi gezerken en çok hissedilen şeylerden biri, çalışmaların doğrudan bir hikâye anlatmaktan çok, insanın iç dünyasında dolaşan belirsiz duyguları görünür kılmaya çalışması olabilir. Eserlerde gerçeklik tamamen terk edilmeden semboller ve metaforlarla başka anlam katmanları açılıyor. Anlam katmanları, eserlerle baş başa kalan izleyicinin kendi içine dönüşüyle derinleşiyor.
Sergi boyunca sürekli bir arayış hissiye karşılaşılıyor. Kimlik burada tamamlanmış ve sabit bir yapı olmanın ötesine geçiyor; sürekli dönüşen, parçalanan ve yeniden kurulan bir süreç olarak ele alınıyor. Hayatın getirdiği her olayın insanın içinde yeni bir süreç başlattığı düşüncesi, çalışmaların genel atmosferine yayılıyor.
Eserlerde şiirlerin kullanılması benim için serginin en dikkat çekici yönlerinden biri. Şiir ve görsel anlatım birbirinden ayrı ilerlemiyor; aksine birlikte çalışan ortak bir ifade biçimine dönüşüyor. Serginin isminde olduğu gibi eserlerde de kelime oyunlarıyla karşılaşıyoruz. “İç Kimse” ifadesi hem “hiç kimse” olma hissini hem de insanın içinde taşıdığı başka bir benliği düşündürüyor. Bu çift anlamlı yapı, serginin kimlik ve varoluş meselesini daha derin bir yere taşıyor.
Çalışmalarda kadın figürlerinin ön planda olması da dikkatimi çeken önemli noktalardan biriydi. İnsan figürünün çoğunlukla kadın üzerinden kurulması, Onur Erler’in de ifade ettiği gibi matriyarkal bir dünyanın izlerini düşündürüyor. İnsanoğlu kavramı tarih boyunca daha eril bir yerden kurulmuş olsa da burada içten gelen, duygusal ve sezgisel olanın kadın figürüyle ifade edildiği aşikar. İnsanı anlatmanın geleneksel ifade biçiminden koparak kadın bedeni üzerinden aktarılması, bu kadın bedenlerinde bulunan farklı ifade biçimleri ve semboller de dikkat çekici.
Bu semboller eserlerin anlam katmanlarını genişletiyor. Küçük kanat formları, gözler, eller, küreler eserlerde ön plana çıkan sembollerden. İnsandaki özgürlüğe ulaşma isteği; kanatların küçük oluşu, bu özgürlüğün kırılganlığını da hissettiriyordu. Taç imgesi ise klasik anlamda bir güç ya da kibir göstergesi olmaktan çok, figüre yüklenen sorumluluk hissiyle ilişkilendirerek yeni bir anlam kapısı da açıyor. Çalışmalarda dikotomilerin varlığı da yoğun şekilde hissedilebilir. İç dünya ve dış dünya, görünür olan ve saklanan, özgürlük ve baskı arasında gidip gelen bir yapı kuruluyor.
Özellikle duygunun ifadesinde kullanılan el formu da dikkat çekici. Eller yalnızca fiziksel bir formun ötesinde; duygunun aktarıldığı temel noktalardan biri hâline geliyor. Çekingenlik mi, korku mu, özgüven mi? Bu hisler eller üzerinden okunabiliyor. Figürlerin beden dili, bazen yüz ifadelerinden bile daha yoğun bir psikolojik alan yaratıyor.
Sergi boyunca her eserle tek tek baş başa kalma hissi de oluşturulmuş. Bu durum, izleyicinin kendi iç dünyasıyla yüzleşmesine alan açıyor. Topluma yansıtmadığımız, içimizde tuttuğumuz ya da açıklayamadığımız taraflarımız eserlerle karşı karşıya geldiğimiz anlarda görünürlük kazanıyor. Sembollerin tam anlamını bilmesek bile, onlarla duygudaşlık kurabiliyor ve kendi hayatımızdan yeni okumalar yapabiliyoruz.
Bu nedenle “İç Kimse”yi yalnızca görsel bir sergi yerine; şiir, metafor ve semboller aracılığıyla insanın içsel dünyasına yönelen düşünsel bir deneyim olarak değerlendiriyorum. Sergi, izleyiciye kesin cevaplar sunmuyor; bunun yerine kişisel yüzleşmelere, arayışlara ve içsel sorgulamalara alan açıyor.
Kapak Fotoğrafı: Furkan Yavuz
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul’un Yeni Sergileri

Verda Aykan 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!