Yakın zamanda keşfettiğim oyuncu, yönetmen ve senarist Lake Bell ve ünlü seslendirme sanatçısı-oyuncu Fred Melamed’in başrollerini paylaştıkları”In a World…” filmi, sinema endüstrisinin el değmemiş bir bölgesi olan seslendirmeyi konu alıyor.

Hemen her gün film izleyen birinin en sevdiği film türünün romantik komediler ve romance‘ler olması kulağa garip gelebilir belki ama öyle, seviyorum. Gülüp eğlenmek istediğim zamanlarda romantik komedilere, sakin ancak insana dokunan, kısa da olsa derin bir iz bırakan filmler izlemek istediğimde ise romance‘lere yöneliyorum. Söz konusu bu iki tür olduğunda muhafazakar olduğumu da kabul etmem gerekiyor, türün yapısını bozan yeniliklere mesafeli davranıyorum.

Geçtiğimiz günlerde arşivde Man Up (2015) filmini buldum. Başrollerini Lake Bell ve Simon Pegg’in paylaştığı sıradan bir romantik komedi, aradığı aşkı bulamayan (aslında pek de aramayan) bir kadının saçma tesadüfler ve aksilikler sonrası buluştuğu adamın hayatının aşkı olduğunu gördüğü klasik bir hikaye. Ne bir twist var, ne de insanın aklında kalan bir sahnesi. Ancak Lake Bell’in performansı beni etkilemedi desem yalan olur; yine saçma filmler listesinde yer alan ancak benim çevremdekilerin aksine zorlanmadan izlediğim No Escape (2015) filminde de yer aldığını sonradan öğrendim. Bu bilgi akıllarda dursun, bir başka isimden daha bahsetmek istiyorum; yüzünden çok sesini tanıdığımız Fred Melamed. Robin Williams’ın son projelerinden The Crazy Ones dizisi sırasında tanıştığım Melamed de bir süredir takip listemdeydi, sesinin yanı sıra oyunculuğundan da etkilenmiştim. Asıl bahsetmek istediğim film de işte, Fred Melamed ve Lake Bell’in bir arada olduğu In a World… (2013) filmi. Romantizmin eksik kalmadığı bir komedi…

Lake Bell’in yazdığı, yönettiği ve başrolünü üstlendiği In a World…, erkek egemenliğindeki seslendirme dünyasına girme hayalleri kuran Carol’ın hikayesini anlatıyor. Seslendirme camiasının ünlü isimlerinden Sam’in (Fred Melamed) kızı olan Carol, babasının izinden gitmeye niyetli olmasına karşın kadınlara yer olmayan sektörde kendine iş bulamıyor. Babası ise kızının sektörde yeri olmadığını düşünüyor, söz konusu mesleği olduğunda muhafazakar bir adam. Ancak şans eseri Carol sektöre adımını atıyor ve attığı gibi de sektörün yükselen yıldızı Gustav’ın (Ken Marino) işlerini “çalmaya” başlıyor. Ve Don LaFontaine’e ait “In a world…” kalıbının yeniden kullanılmaya başlanacağının ortaya çıkmasıyla iş rekabete dönüşüyor.

In a World… filmini not etmeye/önermeye değer görmemin ilk sebebi şüphesiz film endüstrisinin pek de bilmediğimiz bir tarafını ele alması. Düşünüyorum, gerçekten de fragmanlarda bir kadın sesi eksikliği var; gerçi hangi alanda yok ki! Yine de, ucundan kıyısından da olsa film sektörünün anlatılmayan bir yönünü, yüzünü bilmediğimiz seslerin hikayesini konu almasıyla farklı bir yapım. İkinci ve üçüncü sebepler ise Lake Bell ve Fred Melamed. Güçlü sesinin yanı sıra oyunculuğuyla da etkileyen bir isim, hatta sıradan rolleri sıradanlaştırma konusunda üst düzey bir oyunculuk sergiliyor; doğal. Yönetmenliğini değerlendirmek ne kadar doğru bilemiyorum, sonuçta onca işinin arasında yardım almamış olması zor gibi, oyuncuların birçoğu da piyasanın köklü isimlerinden. Senaryonun en beğendiğim yanı ise karakterleri, özellikle de Carol ve Sam. Man Up filminde de benzer bir karakterdeydi Lake Bell, sinemada görmeye alışık olmadığımız bir kadın figürü. Yalnızca düşünce ve davranışlarıyla yaratmıyor bu farkı hayır, duruşuyla da, tarzıyla da sinemada alışık olmadığımız bir ana karakter. Yüzlerce romance / romantik komedi izlemiş biri olarak bu iki türün kalıplarına hiç ama hiç uygun olmadığını, ancak buna karşın izleyicinin beklentisini (fazlasıyla) karşıladığını da vurgulamak isterim. Dikkat edenler görecektir, her ne kadar beklediğimiz gibi ilerlese de hikayenin her basamağında her eşiğinde küçük farklılıklar var.

A sınıfı aktrisler bir yana, Lake Bell hem hikaye kurgulamadaki becerisi hem de diğerlerinden sıyrılan kadın karakterler (en azından kendi oynadığı karakteri) yaratabilmesiyle son zamanlarda tanıdığım en iyi isim. Hollywood sinemasında radikal bir değişim yaşanmadığı sürece büyük yapımlarda, Oscar adaylığı kovalayan filmlerde kendisine rol verileceğini pek zannetmiyorum, ancak bir senarist ya da yönetmen olarak neler yapabileceğini ileride göreceğiz. Hak ettiği ilgiyi göremeyen bir oyunculuk kariyeri olacağını düşünsem de şans verenlerin listesinde takip edilmesi gereken isimler arasında yer alacağına da şüphem yok.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?