Ekranlarda izlediğimiz o güven veren, yumuşak anne karakterlerini düşündüğümüzde akla gelen ilk isimlerden biri, İnci Türkay! Kendisi bu kez bambaşka bir kadın portresiyle karşımıza çıkıyor. Jennifer Tremblay’in yazdığı ve Ayşegül Hardern’in yönettiği tek kişilik ödüllü Liste oyununda Türkay’a tamamı kadınlardan oluşan bir yaratıcı ekip eşlik ediyor. Oyun, Londra’daki prömiyerinin ardından Ankara ve İstanbul’a seyahat etmeye hazırlanırken biz de İnci Türkay’la oyunun dinamiklerini, karakterin katmanlarını ve sahnedeki bu yeni hikâyeyi konuştuk.

Liste Oyunu

Liste, ilk okuduğunuzda sizde nasıl bir izlenim bıraktı? “Bu karakteri ben oynamalıyım” dediğiniz kırılma anı ne oldu?

Metni ilk okuduğumda adeta bir tokat yemiş gibi hissettim. Beni en çok çarpan şey, karakterin kırılganlığını saklamak için kurduğu o düzen takıntısıydı. Dışarıdan bakıldığında güçlü, planlı, hatta kontrolcü görünen bir kadının iç dünyasında böylesine büyük bir dağınıklık olması bana çok gerçek, çok insani geldi.
“Aslında tam şu anda karar verdim” diyebileceğim tek bir kırılma anı yok. Ama karakterin kendine bile itiraf edemediği bir gerçekle yüzleştiği o anlar, listelerine olan bağlılığı, düzen takıntısı, sürekli güçlü görünme çabası ve sonunda yaşadığı vicdan hesaplaşması… Bunların hepsi oyuncu için çok katmanlı ve çok lezzetli alanlar.

Ekranda uzun yıllar “düzeni sağlayan” karakterlerle özdeşleştiniz. Liste’de ise kontrol etmeye çalıştıkça dağılan bir kadın portresini görüyoruz. Bu ters köşe, karakterinizi yaratma sürecine nasıl yansıdı?

Uzun yıllar seyirci beni daha toparlayıcı, güven veren, yumuşak ve sevimli anne karakterleriyle özdeşleştirdi. Şimdi ise dışarıdan güvenli görünen bir hayatın içten içe çöküşünü oynuyorum. Bu durum oyuncu olarak beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü ilk kez sürekli güçlü görünmek zorunda olan bir karakteri değil, kontrol etmeye çalıştıkça panikleyen bir kadını oynuyorum. Bu karakter güçsüz demiyorum; ama gücünü kontrol üzerinden kurmaya çalışıyor ve o kontrol kaydıkça kırılganlığı ortaya çıkıyor. Yazar Jennifer Tremblay ile kurduğumuz ilişki de karakterin şekillenmesinde çok önemli oldu. Yönetmenimiz Ayşegül Hardern’le uzun uzun konuşarak karakterin o kırılgan ve savunmasız taraflarını ortaya çıkarmaya çalıştık.

Oyun, ilk bakışta gündelik bir kadının hayatını anlatıyor gibi dursa da katmanları açıldıkça bir vicdan muhasebesine dönüşüyor. Siz bu metni hangi noktada “gerçek” buldunuz?

Metin zaten gerçek bir hikâyeyi anlatıyor. Yazarın bizzat yaşadığı bir olaydan yola çıkıyor.
Hepimiz hayatımızın bir noktasında “Ben bunu neden yapmadım?” ya da “Neden o anda sustum?” diye düşündüğümüz anlar yaşamışızdır. O vicdan muhasebesi bana çok tanıdık geliyor. Metnin en sevdiğim tarafı şu: bağırmıyor, acındırmıyor, seyirciyi zorla ağlatmaya çalışmıyor. Sadece aynayı tutuyor. Ve o aynaya bakıp bakmamak seyirciye kalıyor. Bazen hayatımızda atladığımız, ihmal ettiğimiz küçücük ayrıntıların başkalarının hayatında nasıl büyük etkiler yaratabileceğini fark etmemizi sağlıyor.

Liste Oyunu

Tamamı kadınlardan oluşan bir yaratıcı ekip ve kadın hikâyesi odaklı bir oyun… Oyunu ve prova süreçlerini bu bağlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu projede kendimi çok güvende hissettim ve bu benim için çok önemliydi. Çünkü bir kadın hikâyesi anlatırken savunma halinde olmak istemiyorsunuz. Provalarımızda çok konuştuk. Sadece metni değil, kendi hayatlarımızı da… Anneliği, suçluluk duygusunu, ertelemeyi, yorgunluğu… Bu paylaşımların sahneye yansıdığına inanıyorum. Ben bu oyunu sadece bir “kadın hikâyesi” olarak değil, çok insani bir yerden yakalayan bir insan hikâyesi olarak görüyorum. Hikâye aslında hepimizi içine çekebilecek kadar evrensel.

Londra’daki tiyatro geleneği ile Türkiye’deki sahne pratiği arasında belirgin farklar var. Liste sizce bu iki yaklaşımın neresinde duruyor?

Londra’da tiyatro yaparken yapı ve disiplin çok belirleyici. Türkiye’de ise seyircinin enerjisi oyunun içine daha doğrudan giriyor. Ben kendimi katı bir metod oyuncusu olarak tanımlamıyorum. İki dünyanın ortasında yaşıyorum. Belki bu yüzden Liste de benim için bu iki yaklaşım arasında bir yerde duruyor. Oyunun matematiğini çok çalıştık ama sahnede kendimi kalbime ve duygularıma bırakıyorum. Türkiye’de oynadığımda seyircinin nefesi daha duyulur oluyor. Londra’da ise sessizlik daha derin. Ama vicdan, dünyanın neresinde olursanız olun, aynı sessizlikte konuşuyor.

Bugünkü İnci Türkay, kariyerinin başındaki İnci’ye nasıl bir “liste” önerirdi?

Yavaşla. Her şey hemen olmak zorunda değil. Herkesi mutlu etmeye çalışmak çok yorucu. Önce kendine “Ben ne istiyorum?” diye sor.

Nazik ama net ol. Her davete gitmek, herkese yardım etmek, her sorumluluğu almak zorunda değilsin.

Haksızlığa uğradığında konuş. Susma, kabullenme. Ve kimse için kendinden vazgeçme.

Seyirci bu oyundan çıkarken zihninde tek bir an kalacaksa, bunun ne olmasını isterdiniz?

Oyunun sonunda bir sessizlik var ve sadece kar yağıyor. İsterim ki seyirci o sessizliği eve götürsün. Belki kendi hayatında ertelediği bir telefonu düşünsün. Belki bir kırgınlığı… Belki kendi yaptığı bir listeyi ya da ihmal ettiği birini.
Oyun bittikten sonra insanların içinde küçük bir şeyin kıpırdamasını isterim.

Kapak Fotoğrafı: Liste Oyunu

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den Oyun Önerileriyle: Bahara Giriş Biletimiz Hazır