İstanbul sürekli olarak değiştikçe, bundan 5 – 10 yıl öncesine olan özlemimiz ve nostalji duygumuz bile güçlü bir hale gelebiliyor. Ama gelin daha fazlasını yapalım, bugün çok farklı olan birçok semtte, bundan 50 hatta 100 yıl önce yazlar nasıl ve nerelerde geçiyormuş bir göz atalım.

İşte eski İstanbul’un plajları, sahilleri, mesire alanları, koruları ve parklarından 10 tanesi…

***

Nostaljik İstanbul

Caddebostan Plajı, Kadıköy

Bugün hâlâ tüm görkemiyle Caddebostan sahilini selamlayan o dev köşkü, yani Ragıp Sarıca Paşa Konağı’ndan etkilenmemek mümkün değil. İşte onyıllar önce, bu köşkün bitişiğinde, incir ağaçlarının gölgesinde bulunan Caddebostan Plajı, İstanbul’daki diğer plajlardan farklı olarak daha çok mevsim boyunca ve ailece faydalanılan bir plajmış. Arkası yola dayalı kabinler ve iki katlı uzunlamasına yapılmış binalardaki odalar yazdan yaza ailelere kiraya verilir, buraya Istanbul ve hatta Ankara’dan tatile gelinirmiş. Plajın restoranı, Marmara Yat Kulübü ve plaja komşu Caddebostan Gazinosu, ünlü sanatçı ve tiyatrocu ziyaretçilerin de katılımıyla daime eğlenceli olurmuş. Plajda konaklayan geniş aile topluluğunun etkisi herkesin birbirini tanımasında ve aileler arası yapılan yemek ikramlarında da kendini belli edermiş. En parlak günlerindeki sahibi Reşit Bey’in ölümünden sonra plaj eski havasını kaybetmiş, plaja ait binalar birer birer yıkılmış ve yerlerine apartmanlar yapılmış. Bugün Caddebostan Plajı yerinde üzerinde hala eğlenceli yaz geceleri geçirebildiğimiz Caddebostan Sahili, Caddebostan (Maksim) Gazinosu yerinde Migros bulunuyor. Ragıp Sarıca Paşa Konağı ise tüm etkileyiciliğini koruyor.

 

Moda Deniz Hamamı, Kadıköy

Fotoğraf: Moda Deniz Hamamı, 1920’ler. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu

Moda İskelesi’nin sol tarafındaki koyda yer alan plaja 1920’lerde Moda Deniz Hamamı adı verilen ve kadınlar ve erkeklerin ayrı denize girdiği bir plaj inşa edilmiş. Plajın sahibi, o dönemde Küçük Moda denilen, set üstündeki geniş, ağaçlı ve manzaralı arazinin de sahibi olan Avusturyalı Mari Franckenstein’mış. 1930’lara gelindiğinde Moda Plajı adını alan ve cinsiyet ayrımı ortadan kalkan plaj su sporları dersleri verilen, uluslararası yüzme yarışları düzenlenen, çeşitli gösterilere ve eğlencelere ev sahipliği yapan hareketli bir yere dönüşmüş. 1937’deki Macar ve Türk yarışçıları arasında düzenlenen yüzme yarışlarında Atatürk’ün ödül verdiği, 1950’de Almanya’dan gelen “Su Perileri” adlı yüzme grubunun reflektörlerle aydınlatılıp süslenen plajda bir gösteri yaptıkları bilinenler arasında. Moda Plajı, Moda koyunun ve sahilin doldurulmasıyla tarihe karışmış.

 

Süreyya Plajı, Kartal

Zamanında Suadiye’de, Bostancı’da, Küçükyalı’da yazlığı olan aile büyüklerinden bu cümleyi duymuş olabilirsiniz: “Süreyya Plajı’ndan bakireler mabedine kadar yüzerdik. “Temple de Vierges” yani Bakireler Mabedi, Küçükyalı’da bulunan, 1939’da bostandan plaja dönüştürülen Süreyya Plajı’nın simgesiymiş. Yunan tarihinde bu mabedi tavaf eden genç kızların çabucak koca bulduğu efsanesi yer alır, Avrupa filmlerinde görülen parklar ve su kenarlarında bu efsaneyi simgeleyen altı sütunlu ve kubbeli yapıya çokça rastlanırmış. Kadıköy’e yaptığı hizmetlerle tanınan ve bu plajın kurucusu olan Süreyya Paşa da plajı bir Bakireler Mabedi ile süslemeye karar vermiş. Kartal kaymakamının ricasıyla kurulan Süreyya Plajı’na ulaşımın kolaylaşması için Karaköy’den motor ve Kadıköy’den otobüs seferleri düzenlenirmiş. Bu arada evet, Süreyya Paşa isminin yabancı gelmemiş olması gayet normal; çünkü Süreyya Paşa aynı zamanda Kadıköy’ün simgelerinden Süreyya Operası’nın da kurucusu.

 

Florya Plajı, Bakırköy

İstanbul’un deniz hamamları ve plajlarla dolup taşmaya başladığı ilk yıllarda açılan ilk plajlardan biri Florya’daki Solaryum Plajı ve Haylayf Plajı olmuş. 1935’te Atatürk için Istanbul Belediyesi tarafından yaptırılan Florya Cumhurbaşkanlığı Köşkü sayesinde Florya modern bir sahil beldesine dönüşmeye başlamış. İki kilometre uzunluğundaki plaj, çok uzun yıllar cumhuriyet dönemi İstanbul’unun en gözde plajı olmuş, plaja bir gazino ve 600 metre boyunca kabinler eklenmiş.Florya Plajı’nın o dönem ne kadar kalabalık ve popüler olduğunu anlatmak için şu veriler de bir fikir verebilir: Otobüs, kamyon, otomobil ve at arabasıyla da ulaşım imkanı olan plaja sadece 1948 Temmuz ayında kesilen Sirkeci- Florya tren bileti sayısı 123 binmiş.

 

Ataköy Baruthane Plajı, Bakırköy

Listemizdeki yerler arasında belki de en genci olan Ataköy Plajı’nın açılış haberi, 16 Ağustos 1957 tarihli Hayat Mecmuası’nda müjdeli bir haber olarak duyurulmuş. Bakırköy’deki eski baruthane sahasına yapılan modern plaj sitesi, Florya’da dolup taşan plajın kalabalığını azaltmış, çünkü 250 metre uzunluğunda ve 50 metre genişliğindeki alanları, 1000’den fazla kilitli dolap ve 400’den fazla kabiniyle büyük bir kapasiteye sahipmiş. Tarık Akan zamanında burada cankurtaran olarak çalışmış, dönemin büyük yıldızları Göksel Arsoy ve Belgin Doruk’un burada fotoğrafları çekilmiş. Zamanla, şehirleşmeyle birlikte denize girme koşulları ortadan kalkmış, önce bir havuz yapılmış ardındansa tesis tamamen kapatılmış. Bugün Ataköy Plajı’nın üzerinde yeni inşa edilmiş çok katlı binalar yükseliyor.

 

Göksu ve Küçüksu, Beykoz

İstanbul’un Anadolu yakası topraklarını sulayan ve İstanbul Boğazı’nın Anadolu Hisarı’nın bulunduğu noktasından denize dökülüyor Göksu ve Küçüksu dereleri. İki dere arasında kalan bölge çok uzun yıllar boyunca İstanbul’un en popüler mesire alanlarından olmuş. Haziran ayından eylül sonlarına kadar çarşamba, cuma ve pazar günleri Göksu Deresi kıyısında yapılan kara eğlenceleri “Göksu âlemi” olarak adlandırılır, bu eğlencelere Boğaziçi, Kadıköy ve Üsküdar halkı yoğun ilgi gösterirmiş. Gelen kayık ve sandalların sayısı o kadar fazla olurmuş ki, kürek çekmeye imkan olmaz, derenin bir kıyısından diğerine kayık ve sandallara basarak geçmek mümkün olurmuş! Kayıkların döşemeleri ve kıç örtüleri ile kayıkçı elbiselerinin parlaklığı bir zenginlik ve sınıf göstergesiymiş. Bu bölgenin bir diğer özelliği ise mısırları ile ünlenmiş olmaları. İki mesire alanında da günde 4-5 kazan mısır kaynatılır, ziyaretçilerce kapışılırmış. Her bir kazanda yedi yüz koçan mısır kaynatıldığı düşünülürse, hesabı siz yapın. Bugün Göksu ve Küçüksu dereleri kıyısındaki eğlenceler çok uzaklarda; fakat Anadolu Hisarı çevresinde hafta sonu kahvaltı keyfi yapmak ya da Küçüksu Kasrı’nı ziyaret etmek halen mümkün.

 

Alibey Köyü, Eyüp

Kağıthane’yi özellikle Lale Devri’nde zevk ve sefa düşkünü İstanbulluların çokça tercih ettiğini duymuşsunuzdur. Kağıthane ve Alibey derelerinin birleştiği yerde bulunan bu bölge, aslında Kanuni Sultan Süleyman döneminden beri İstanbul halkının tercih ettiği bir mesire bölgesi. Devrin şairleri buraya “Sâdabat” adını vermiş, İstanbul halkı özellikle de ilkbahar aylarında kara yolu ya da deniz yoluyla buraya akın edermiş. Kağıthane’nin popülerliği bir yana, bir de buraya çok yakın olmasına rağmen daha az bilinen, daha tenha ve sakin bir mesire alanı daha var: Alibey Köyü. Uzun yıllar kadınların kazanlarda veya tencerelerde kaynattığı ve “Alibey köyünün süt mısırı!” diye bağırarak sattığı mısırlar bu köyden geliyor. Kağıthane’ye gidenlerin bir kısmı, halkının çoğunluğu 1877 Rus – Türk Savaşı sırasında Rumeli’den gelen göçmenlerden oluşan bu köye uğramadan geçmezlermiş. IV. Mehmet’in yaptırdığı, III. Ahmet tarafından onarılan ve çevresine üç büyük havuz yaptırılan av köşkü, köyün daha çok duyulmasına neden olmuş. 1910 yılında inşa edilen Silahtarağa Elektrik Santrali ise köyün gelişmesini sağlamış ve sanayileşmeye başlayan bölge bir mesire alanı olmaktan çıkmış. Bugün Alibeyköy olarak anılan bölge, Silahtarağa Elektrik Santrali’nin yerini alan İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul kampüsü dışında tamamen betonlaşmış durumda.

 

Kalamış Körfezi, Kadıköy

Fotoğraf: Kalamış’ta denize girenler ve arkada Aşod’un meşhur deniz hamamı, 1930’lar. Seyhun Binzet Koleksiyonu

“Yok başka yerin lütfü ne yazdan ne de kıştan / Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan” sözleri hepimizin ezberinde… İşte eski İstanbul halkının denize girmek için ya da bir tatlı huzur almak için tercih ettiği Kalamış Körfezi, Kadıköy’ün iki önemli burnu, Fener Burnu ve Moda Burnu arasında yer alıyor. 1930’larda burada kurulmuş olan Aşod’un Meşhur Deniz Hamamı da bir dönem Kalamış’ın popülaritesini arttırmış. Yaz akşamlarında ise Kalamışi kıyılarındaki gazino ve kahvelerde büyük bir kalabalık toplanır, mehtaplı gecelerde sandalla gezintilere çıkılırmış. Günümüzde sandalların yerini yat limanı, gazino ve kahvelerin yerini kafe ve restoranlar almış olsa da, Kalamış hâlâ huzurlu.

Fener Burnu, Kadıköy

Fener Burnu, adını IV. Murat döneminde buraya yapılan bir deniz fenerinden alıyor. Marmara Denizi’nden İstanbul’a gelen deniz taşıtlarının hareketlerini kolaylaştırmak için kagir bir kule üzerinde yanık tutulan bir fener bulundurulurmuş. Burna III. Ahmet döneminde ufak bir havuzlu yazlık saray yaptırılmış, saray II. Mahmut döneminde yıktırılsa da bahçesi, yani Fener Bahçe, korunmuş. Uzun yıllardır İstanbul’un belli başlı mesire alanlarından olan Fener Bahçe’sinden denize de giriliyormuş. Cuma ve pazar günleri İstanbul’un paralı ve mevkili aileleri buraya araba gezintisi yapmaya gelir, arabalar burna sağ kıyısından girer, sol kıyısından çıkarak Kızıltoprak’a devam ederlermiş. Bir dönem özel aracı bulunmayan ailelerin de buraya ulaşabilmesi için özel bir tren hattı bile açılmış. Bugün Fenerbahçe Parkı’nın bulunduğu Fener Burnu hâlâ İstanbul’un en güzel parklarından biri olarak özellikle bahar ve yaz aylarında dolup taşıyor. Fenerbahçe Orduevi’nin plajından halen denize girmek mümkün.

 

Abrahampaşa Korusu, Beykoz

Beykoz’daki Abrahampaşa Korusu, İstanbul’un daima şehir sınırları içindeki en önemli korularından olmuş; zamanında Paşabahçesi koyundan Karadeniz kıyılarındaki İrva’ya kadar uzanır ve içerisinde orman okulu öğrencilerinin araştırmalarda bulunduğu nadide ağaçlar da yer alırmış. Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır Hidivliği arasında önemli rol oynamış bir Ermeni veziri olan Abraham Paşa’nın koruyu padişahı tavlada yenerek kazandığı söyleniyor. Sultan Abdülaziz tahttan uzaklaşmadan önceki dönemde bu koruyla ilgili ortaya atılan başka bir söylentiyse halkı paniğe sürüklemiş: Rivayete göre Sultan Rus Çarı’ndan yardım istemiş ve Rus ordusu bu koruya açılan gizli bir yoldan ilerleyerek İstanbul’a ulaşacak ve şehri işgal edip padişahı koruyacakmış. II. Abdülhamit tahta geçtiğinde bu söylentilerin hatırasını silmek için korunun Paşabahçesi koyu kıyılarındaki kısmını satın alarak “Hürriyet Bahçesi” adıyla halka açmış. Bugün Beykoz Korusu olarak anılan bir kısmı, Cumhuriyet döneminde İl Özel İdaresi tarafından satın alınmış ve Beykoz Fidanlığı ismini almış. Abrahampaşa Çiftliği olarak bilinen binalar da bugün Beykoz Korusu’nda yer alıyor.

Büyükada ve plajları hakkında bilgi almak isterseniz bu yazımızı da okuyabilirsiniz.

Bu yazıdaki bilgilerin birçoğu Mehmet Halit Bayrı’nın “İstanbul”, Feza Kürkçüoğlu’nun “Popüler Tarih” ve Dr. Müfid Ekdal’ın “Kadıköy’ün Plajları” kitaplarından faydalanılmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?