İstanbul'u Anlatan Kitaplar: Yazarların Gözünden Şehrin Peşinde
İstanbul’u keyifle yaşamanın binbir türlü yolu var. Şehir yaşamını sevebilmek, her şeyiyle onu kucaklamak ve sadece yaşadığımız bir yer olmaktan çıkarmak için o yollardan biri de okumak. İstanbul’u anlatan, şehrin kimliklerine, hikâyelerine, seslerine kayıtsız kalamamış seyyahlardan, tarihçilerden, yazarlardan okumak. Bu şehrin sakini olun veya olmayın insanda keşfetme iştahını ve başka gözlerle bakarak şehre dair tüm ayrıntıları görme merakını tetikleyecek kitaplardan bazıları…
İSTANBUL // Edmondo de Amicis
İtalyan yazar Amicis, büyük bir merakla yollara düşerek gemi yoluyla gelir İstanbul’a. Şehrin 19.Yüzyıl ruhunu, gördüklerini, duyduklarını, tanık olduğu sahneleri anlatma aşkıyla yanıp tutuştuğu her cümlesinden belli olan yazarın kitabında sadece İstanbul anlatılmaz aslında. Muhteşem detaylara yer verdiği izlenimlerini, gezmenin fizyolojik ve psikolojik yanlarını, diğer insanlarla olan diyaloglarını yazara eşlik eden ressam arkadaşının (Cesare Biseo) gravürleri eşliğinde görürüz. Ve belki de bu şehrin hiç bilmediğimiz yüzleriyle karşılaşırız.
Yazarın seyahatnamesinde İstanbul’u, semtlere ve yazarın öznel bir seçkisiyle başlıklara ayrılmış bir şekilde okuruz. Kapalıçarşı, köpekler, hamamlar, Tatavla (ve birçok diğer semt), giyim kuşam, aylaklık, haremağaları gibi… Hepsi, yaşamadığımız bir yüzyılın tanıklıklarıdır ve sanki bir başkasının rüyasında yaşanmış gibidir. Tam da bu yüzden yazarın anılarını okurken hem İstanbul’a aşık olmamız hem de yazarın gözlemlerinden süzerek aktardığı cümlelere mıhlanmamız kaçınılmazdır.
Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri İstanbul’u gördüğü ilk anları ve şaşkınlığını betimlemesidir. Bir de şehri tanımlayan şu cümlesi her daim hatırlanmaya değerdir:
“İstanbul’un ne olduğunu sorana kafamızdaki keşmekeşi dindirmek için şöyle bir elimizi şakağımıza dayamadan cevap veremeyiz. İstanbul Bâbil’dir, bir âlemdir, kâinatın yaratılmadan önceki karışıklığıdır. Güzel midir? Harikuladedir. Çirkin midir? Berbattır. Hoşunuza gider mi? Sarhoş eder.”
Galata & Pera // İlhan Berk
Yenilikçi, bütün kuralları altüst etmeyi seven bir şair olan İlhan Berk’in Galata ve Pera kitapları İstanbul’un şiirsel yansımaları gibidir. El yordamıyla ve gönül gözüyle bulduğu şehrin sokak sokak kelimelere dökülmesi, sıradan bir İstanbul anlatısından çok uzaktır. Şiirin ta kendisi gibidir. Sarhoş eder, başınızı döndürür, hayallere daldırır. Ben nasıl oldu da fark edemedim bu sokak adını veya nasıl oldu da göremedim o sokağın köşesindeki o tabelayı derken bulabilirsiniz kendinizi.
Edebiyatçıların, dönemin (1980’ler ve öncesi) entelektüel kesiminin ve sanatçıların da yaşam izlerine satır aralarında rastlarsınız. Kim nerede yaşamıştır, hangi aşk dedikodusuna karışmıştır adı sanı, hangi kafeye gitmiştir…
Bu iki kitapta sadece bölgelerin, semtlerin sokakları değil, enteresan hikâyeler taşıyan insanları, dükkânları ve karakter analizleri de biraz mizah ve çokça hayal eşliğinde bir resim gibi gözünüze sunulur.
Taksim’den Tünel’e Adım Adım Beyoğlu // Turgay Tuna
Rehber, yazar ve koleksiyoner Turgay Tuna’nun kaleme aldığı bu kitabında adım adım Beyoğlu’nda ilerler, adeta orayı yaşarsınız. Tuna, sadece tarihi mekanlara ışık tutmakla kalmaz, unutulmuş isimlerin anılarına da bir büyüteçle yaklaşır.
St. Antoine Kilisesi’nin bir zamanlar Concordia isimli bir eğlence salonu olduğundan, bazı isimlerin dudak uçuklatan anılarından, Naum Tiyatrosu’nun kuruluşundan, Çiçek Pasajı’nın isminin nereden geldiğinden, Sait Faik ve arkadaşlarının kadeh tokuşturduğu Atlas Apartmanı’ndan ve daha nice bilgiden mahrum kalmadan; Beyoğlu’nu bilerek yaşamanın en güzel yoludur bu kitabın tekrar tekrar sayfalarını çevirmek.
Kitabın tek eksiği olarak keşke bir dizini olsaydı da aradığımız bina/mekân isimlerini sayfaları hızlıca çevirip bulabilseydik dedirtse de Beyoğlu denilince akla ilk gelen; özenle hazırlanmış rehber kitaplardan biridir.
Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu // Salâh Birsel
Salah Birsel bu kitabında sadece Beyoğlu’nu anlatmakla kalmaz, Beyoğlu’nu ve diğer semtleri (başlık altında değilse de yazı içlerine saklanmış bir şekilde) mesken edinmiş birçok şair, yazar, eleştirmen, gazeteci ve sanatçı ismin hatıralarına da değinir. Hatta sadece hatıra demeyelim; bir nevi o dönemin dedikodularıdır bu okuduklarımız. “Kim kiminle nerede nasıl?” tadındadır ve olabildiğince nüktedandır. Okurken yer yer hayret eder, yer yer kahkahalarla gülersiniz. Birsel belki zaten bunu yapmak istemiştir. Okuyucunun tebessümünü taze tutmak, Beyoğlu’nun dününü hatırlatırken bir yandan da içlerine umut kırıntıları serpmek.
Günümüze kadar gelememiş insanların ve mekânların bir nevi tarihidir Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu. Okurken, Markiz’e, Baylan’a veya Elit Kahvesi’ne ışınlanmak ve o insanların arasında hiç değilse birkaç saat geçirmeyi istememek işten bile değildir.
Asmalımescit 74 // Fikret Adil
Gazeteci ve yazar Fikret Adil, 1930’lu yılların Asmalımescit ve dolayısıyla Beyoğlu dünyasını anlatırken oldukça cömert davranır. Hikâyelerine, tanıklık ettiği sanat çevresinin dedikodularına, eğlence yaşamının bütün sırlarına büyük bir cömertlikle ve açık sözlülükle değinir. Bu açık sözlülüğü yer yer takma isimlerle gölgelenmiş gibi dursa da anlattığı hikâyelere öyle cuk oturur ki okuyucu yadırgamaz. Dallı, İbrahim Çallı’dır mesela. Bunun gibi takma isimlerle aktarır çevresindeki eş dostu. Necip Fazıl’ın “kötü olan şeylere” tövbe etmeden önceki yaşamını gözler önüne serer. Bütün bunları okurken, İstanbul’un umarsızca yaşadığı gece eğlence hayatının da bir özetini görmüş oluruz; en azından sanat ve edebiyat dünyasının daha bohem tabakasındaki yansımalarıdır bunlar.
Adil, kitabın isminde bir oyun yaparak kendi yaşadığı Asmalımescit No: 47’deki evine de bir gönderme yapmıştır. Şimdilerde yerinde bir otopark olan 47 numara ve onu çevreleyen Asmalımescit sokakları ise Fikret Adil’in o anlattıklarından çok uzaktadır artık.
İstanbul Hatıralar ve Şehir // Orhan Pamuk
Pamuk’un otobiyografik detaylarla bezeli bu kitabında yazarın çocukluğu, ilk gençliği ve yetişkinlik dünyasında yer edinmiş başrollerden biri olan İstanbul’u görürüz. Haliyle Cihangir ve Nişantaşı semtleri ana hatlarını oluşturur kitabın. Diğer yandan sadece yazarın İstanbul’u değildir anlatılan; Ara Güler’in, Melling’in, Reşat Ekrem’in, Gautier’in de İstanbul’udur. Eğer dikkatli bir edebiyat okuruysanız, bazı satırlarda Ahmet Hamdi’nin etkilerine de rastlarsınız.
Pamuk, kendi hayatını kronolojik olarak anlatırken onu etkileyen manzaralara, şehrin zaman zaman onu etkisi altına alan melankolisine, huzursuzluğuna ve gözünü büyüleyen estetik dünyasına da ayrıntılarıyla yer verir. Bütün bunlar sadece bir edebiyatçı gibi değil, bir meraklı kaşif ve çocuk ruhunu korumayı başarmış bir insanın, kendi şehrine yaklaşma biçimlerinin ortaya koyduğu anlatılardır. Mutlu, hüzünlü, meraklı, umursamaz, samimi, mesafeli Orhan Pamuk’u görürsünüz sayfalarda. Bazen hemen büyümek isteyen, bazen de o istemese bile erkenden büyümek zorunda kalan Pamuk’tur karşımızdaki portre. Aile dramları, kavgalar, içsel çelişkiler serpiştirilmiştir yazarın İstanbul hatıratının aralarına. Bu yüzden kitabı okurken, sadece İstanbul’u okumuş sayılmayız. Yazarın yerine kendimizi koyabildiğimiz taktirde birçok duygunun da içinden geçeriz ve kitap bittiğinde şehir sarhoşu olmuş gibi bir an evvel sokaklara atılmak isteriz. Beyoğlu’nun, Fatih’in; Zeyrek’in, eski dükkânların, tepelerden izlenilen Boğaz manzaralarının, halen denize girilebilen sahillerin, topal martıların, çıkmaz sokakların da peşine düşmek isteriz.
İstanbul Hikâyeleri // Reşat Ekrem Koçu
Tarihçi ve yazar Reşat Ekrem Koçu, bu şehrin başına gelmiş en güzel “hadiselerden” biridir. Hayatını adadığı ve G harfine kadar getirebildiği İstanbul Ansiklopedisi, tüm sergüzeştlerin başyapıt saydığı eserlerdendir.
Aklınıza gelip gelebilecek en ince ayrıntısıyla dokur İstanbul’u bu kitabında Koçu. Ansiklopediye ve daha önceki kitaplarına girmiş veya sadece arşivinde yer almış insan hikayelerinde ayak takımına da yer vardır, pek havalı elitlere de. Deli dolu, sansürsüz ve gerçektir tepeden tırnağa her bir karakter. Hikâyeler bir masal gibi anlatılır, kanıtlarıyla ve bazen de çizimlerle.
Garip tarihi vakalar, bir tuhaf hikâyeler, düğünler, meyhaneler, zorbalar, külhanbeyleri, batakhaneler ve günahkarlar, aşıklar, delirenler, cinayetler, yosmalar, intikamlar, işret alemleri… Hepsi ve daha fazlası kendine yer bulur Reşat Ekrem makalelerinde.
İstanbul’un Kuytu Köşeleri // Aydın Boysan
Bu şehri anıları vasıtasıyla yazıya dökenler arasındaki en sıcacık, en içten kalem de Aydın Boysan’ınkidir. Boysan gerçek bir İstanbulludur. İstanbul’un birçok semtinde bulunmuş, oraları adı gibi duygusuna katmış, eş dostla buluşup meşk ettiği mekanları eğrisiyle doğrusuyla anlatmıştır.
Doğduğu semti Samatya’yı onun kaleminden okumak ise büyük keyiftir. Narlıkapı Çıkmazı’nın sakinlerini, komşularını, yazma ve çiroz manzaralarını, çocukluğunun komik anılarını… Bütün bu yazıları okurken, sanki Aydın Boysan o muzip gülümsemesiyle size bir yerden bakıyordur ve elinde mutlaka rakısı vardır.
Boysan’ın bu kitabında meyhaneler, köprüler, tiyatrolar, satıcılar, restoranlar, hamamlar, garsonlar, kıyılar, lezzetli mezeler ve “imparatorluk sentezinden kasaba çeşitlemesine dönüşen” İstanbul semtleri birer deneme ve anlatı olarak karşımıza çıkar.
Doğduğum Şehir İstanbul // Mario Vitti
Kitap, 1926’da bu şehirde doğan ve hayatının ilk 20 yılını İstanbul’da geçiren Vitti’nin gözünden ve onun çocukluk penceresinden İstanbul’u anlatır. Özellikle çocukluğunun geçtiği Tomtom Sokağı ve yarı İtalyan bir aileye (baba İtalyan, anne Rum) mensup olduğu için gittiği İtalyan Lisesi anıları, kitabın baş köşesine oturur.
Paskalya öncesi uçurtma geleneği, Rum annelerin çocuklarını oyalamak için bulduğu “alıkobeni” taktiği ve tuvalet kağıdı yerine gazete kağıdı kullanmaları gibi birçok az bilinen anekdot da kitapta yerine bulur.
Yazarın belli ki “nostos”u ile örtüşen ve zaman zaman onu içsel bir dürtüyle seyahat etmeye yönelten bu şehir, Vitti’nin kaleminde incelikli, masum ve kırılgan.
Kumkapı Ermeni Balıkçıları // Ara Güler
Kumkapı’yı benim gibi seven, arada bir kaymakçısına, Kör Agop’una giden, kilise avlularında portakal çiçeklerini, yaseminleri izlemeyi seven -veya sevmeyen- herkesin bu kitabı okuması gerekir. Çünkü bu kitap Ara Güler’in, yalnızca harika fotoğrafçılığına değil aynı zamanda başarılı muhabirliğine de şahit olmamızı sağlıyor.
Kumkapı’da yaşayan Ermeni balıkçılarla, onların balıkçı kahvehanelerinde, barınaklarında, kimi zaman gün doğumunda balığa çıktıkları takalarında röportajlar yapan ve balıkçıları tüm sahiciliğiyle fotoğraflayan Ara Güler’in güzel yapıtlarından biri.
Bu kitap bir yanıyla da unutulup gitmiş Kumkapı balıkçılarına, ağları büyük bir özveriyle onaran ve sonra natürel boyalarla boyayan merametçi (ağları onaran) Ermeni kadınlara, el emeğiyle kurutulan çirozlara, semte özgü oyma ahşaplarla boyanan yazma kültürüne ve semtin öz değerini yaşadığı geçmiş günlerine bir saygı duruşu.
Kapak Fotoğrafı: Deniz Yılmaz Akman
İlginizi çekebilir: Eylül Aytan’dan İstanbul’un Hikâye Anlatıcıları

Deniz Yılmaz Akman 















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!