Toskana denince aklıma ilk gelenler; Orta İtalya’da üzüm bağları, yeşilin her tonundaki ağaçlar, özellikle simgesi olan selviler, toprak rengi evler, lezzetli yemeğin yanında muhteşem şaraplar, küçük tarihi köylerde huzurlu bir tatil. Eğer bunlar sizi de heyecanlandırdıysa hadi Toskana’da neler yapılır yazımı okuyun :)

img_9532.jpg

Toskana’nın merkezi Floransa, genellikle bu turlarının en önemli durağı konumunda; küçük ve çok tatlı olan bu şehir İtalya’nın simgelerinden. Biz daha önce burayı gördüğümüz için gezi planımıza eklemedik. Toskana turlarına başlamak için Bolonya veya Pisa’ya uçabilirsiniz, aslında ikisi de gezilecek ana yerlere yakın uzaklıklarda o yüzden ikisine de gidişi dönüşü ayarlayabilirsiniz.

Toskana kendine has selvi ağaçları, üzüm bağları ve yeşil doğasıyla arabayla seyahat etmeyi en çok hak eden yerlerden. Bizim programımız 3 tam gün, bir de yarım günden oluştuğu için kısa zamanda çok yer görme üzerine planımızı yaptık. Konu Toskana olunca kendinizi küçük köylerde, şarap tadımlarında, el yapımı sanat dükkanlarında ve üzüm bağlarında buluyorsunuz. Toskana turu için araç şart, trenle her köye ulaşım yok ve çok vakit kaybı olur, bir de en güzel manzaraları arabayla gezerken görüyorsunuz.

Gezdiğimiz yerleri gün ve gün yazacağım ki, bir güne neler sığdırılabilirsiniz daha net zihninizde canlanabilsin. Toskana’da gezecek çok fazla köy ve kasaba var, biz 3 tam güne Cortona, Montepulciano, Pienza, Siena, San Gimignano, Radda in Chianti, Lucca ve Pisa’yı sığdırdık.

1.Gün: Cortona

Turumuza başlamak için Pisa’yı seçtik çünkü daha önce Bolonya’ya gitmiştik, eğer orayı görmediyseniz ve vaktiniz varsa Bolonya’dan gitmenizi öneririm çok güzel ve otantik bir şehir.

İlginizi çekebilir: Özlem Karagöz’den “Gurme Şehir Bolonya

IMG_9365

La bella Vita filmindeki tiyatro binası

Pisa’ya indikten sonra arabamızı kiraladık ve gideceğimiz yerlerden en uzak nokta olan Cortona için yola çıktık. İki saatlik yolun ardından akşam üzeri Cortona’ya vardık. Cortona, gezdiğimiz köyler içinde benim en çok beğendiklerimden biri oldu. En sevdiğim filmlerden olan La bella Vita’nın bir sahnesi burada çevrilmiş, bir de Under the Tuscan Sun filmini izledikten sonra buraya ayrı bir hayranlık duymuştum ve görmeyi çok istemiştim.

Tarihi sokaklarda gönlümüzce dolandık, küçük dükkanları gezdik, Cuma akşamı olduğu için şehrin merkezi cıvıl cıvıldı. Çalan kilise çanları, koşan çocukların hafta sonu mutluluğu, oynadıkları İtalyanca oyunlarla burası daha da bir keyifliydi.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Relais&Châteaux Il Falconiere (@ilfalconiere) on

Akşam yemeği için Michelin yıldızlı il Falconiere restoranında şık bir yemek yedik, burası bahçe içindeki bir otelin Toskana’ya özel yemek seçeneklerinin olduğu fine dinning tarzında bir yer. Açıkçası ilk girince biraz fazla şık buldum ama sonrasında farklı bir deneyim yaşadığımız için babam da ben de çok memnun ayrıldık, kendimizi tarihin içinde hissettik.

IMG_9428

Cortona’da Relais Villa Baldelli otelinde kaldık, sanki otelde değil de Toskana’da bir akrabamızın yayına misafirliğe gitmişiz gibi hissettik. Villa olduğu gibi orijinal olarak korunmuş. Odada dolap, koltuk, yatak hepsi antikaydı tam Toskana’nın ruhunu yaşamalık bir yer, burası bugüne kadar en çok etkilendiğim otellerden biriydi. Bahçe derseniz her yer yeşillik, her yerde çiçekler, üzüm bağları, yazın giderseniz havuzun da keyfini çıkarabilirsiniz. Bağ bahçede olduğunuz için tek ses kuşların cıvıltısı burada oturup sessizliğin tadını çıkararak bir kahve içmek için burada kalınır. Sohbet koltuğuna bayıldım! :)

İlginizi çekebilir: Lisya Kalma’dan Cortona

2.Gün: Montepulciano, Pienza ve Siena

Sabah otelde kahvaltımızı ettikten sonra yola koyulduk, ilk durağımız Montepulciano oldu. Cortona’dan Montepulciano’ya 30 km’lik yolumuz üzüm bağları, selvi ağaçları, taş evleri izleyerek geçti. Toskana’daki köyler hep tepelere kurulmuş, etrafı surlarla veya kulelerle çevrili, şehrin merkezine giriş için tarihi büyük kapılardan giriyorsunuz. Gezerken binaların, kapıların, hatta yoldaki taşların bile zarar görmediğini görünce İstanbul’un şimdiki haline ve yıkılan tarihe iç geçirmeden edemedik.

Montepulciano

IMG_9447

Montepulciano’da gezilecek yerler bence; Piazza Grande, Ricci Sarayı ve Palazzo Comunale. Cafe Poliziano’da terasta bir kahve içmeden ve tatlı yemeden dönmeyin. Şehir tepede yer aldığı için dört tarafı manzara ile çevrili, buraları gezerken kendinizi muhteşem vadilerin manzarasına bırakıyorsunuz.

IMG_9485

Montepulciano’nun ünlü şarabı Vino Nobile. Köyde bir çok mahzen var, bunlardan bir kaçını gezip gezdiğiniz yerlerden de tadım yaparak şarap alabilirsiniz. Biz Cantina Contucci’nin şarap mahzenini gezdik, sonrasında da tadım yapıp şaraplarımızı aldık.

IMG_9508

İtalya’da her bölgeye ait özel makarnalar oluyor, Toskana’ya özel olanın ismi Pici, spaghetti’nin daha kalını olarak düşünebilirsiniz. Restoranlarda genellikle bundan kullanılıyor, bana biraz fazla kalın olduğu için hamur ağırlıklı geldi ama tabi ki muhteşem İtalyan sosuyla tabağı bir ekmekle sıyırmadığım kaldı :) Öğle yemeğini de burada yedikten sonra Pienza’ya doğru yola çıktık.

Pienza

IMG_9499

Montepulciano’dan Pienza’ya yarım saatlik yolun ardından vardık. Burada eski şehrin dışında kalan yerler klasik İtalya’dan biraz farklı, kırmızı tuğladan yapılmış villalarla çevrili, daha çok Alman esintisini hissediyorsunuz. Eski şehir kısmı diğer Toskana şehirleri gibi, büyük şehir kapısından girince sıra sıra dizili dükkanlarda butik şarküteriler, şaraphaneler, sanat galerileri, hediyelik eşyalar var.

IMG_9556

Bunları keyiflice gezdikten sonra meşhur Toskana peyniri Pecorino’muzu da çantamıza atıyoruz. En güzel manzarayı seyretmek için Via dell Amore’yi (Aşıklar Yolu) bulup, Toskana manzarasının keyfini çıkarıyoruz. Aralarda dinlenmek için espresso’lar yardımımıza koşuyor, iki güzel köyü gezdikten sonra akşam kalmak için Siena’ya devam ediyoruz.

Siena

Siena’da otelde kalmak için iki farklı yol izleyebilirsiniz. Şehir surlarla çevrili olduğu için araba ile bir yere kadar girebiliyorsunuz, o yüzden surların içinde şehir merkezine en yakın yerde kalabilirsiniz. Ama bavulları taşımak biraz zor çünkü asıl merkeze araba giremiyor. Ya da şehrin dışında, tepelerde daha sakin ağaçlıkların içinde villa tarzında oteller oluyor, eğer arabayla gittiyseniz bu tarzın da farklı bir keyfi var.

IMG_9574

Biz şehrin biraz dışında bir tepede kurulu Villa Scacciapensieri’de kaldık. Bahçesi muhteşem, sessiz ve çok huzur verici bir oteldi. Hava çok soğuk olmamasına rağmen Ekim ayında şömine bile yakmışlar, kendimizi dağ oteline gelmişiz gibi hissettik.

İlk akşam yemek için Osteria le Logge’de karar kıldık. Toskana restoranları klasik İtalyan restoranları gibi değil, daha çok av ürünlerine odaklanmışlar. Yemeklerdeki şaraplar ise yemeğin en keyifli kısmı, şarapların çok özelliklerini bilemiyorum ama burukluğu ve tadındaki farklılık burada hissediliyor.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Marco Pacifici (@m4rc0p) on

Siena’da akşamın keyfini çıkarmak için en güzel yer şehrin meydanı olan Piazza del Campo, burası gerçekten çok büyüleyici, gece ışıklandırmayla ayrı güzel, gündüz güneşin yansımasıyla ayrı bir güzel. Bu meydanda bir çok kafe, restoran var burada oturup tarihi manzara eşliğinde şarap, kahve veya Spritz keyfi yapmanız şiddetle tavsiye edilir.

3.Gün: Siena, San Gimignano

Siena şehir olduğu için diğer gezdiğimiz yerlere göre gezilecek daha çok yer var, burayı tam anlamıyla gezmek için en az bir tam günü ayırmanız lazım. Siena’da gezilmesi gereken yerleri şu şekilde özetleyebilirim:

_Piazza Del Campo: Burası şehrin simgesi konumunda, bu alana girdiğinizde binaların güzelliğinden ve ihtişamından büyüleniyorsunuz. Bu meydandaki diğer yapılar: Palazzo Pubblico, Torre del Mangia, Cappella di Piazza ve Fonte Gaia.

_Palazzo Pubblico: Belediye binası gotik tarzda yapılmış alanda ilk dikkati çeken yapı. İçinde de Museo Civico mevcut, burada Medici Ailesi’ne ait eşyalar sergileniyor.

_Torre Del Mangia: Bu kule, kilisenin devletle eşit güçte olduğunu göstermek amacıyla Siena Katedrali ile aynı yükseklikte tasarlanmış. 88 metrelik uzunluğuyla meydanın en görkemli yapısı.

_Palio di Siena: Bu meydanda yapılan at yarışına verilen isim. Yılda iki kez; 2 Temmuz ve 16 Ağustos günleri, eski geleneklerine bağlı olan Siena mahallerinin birbiri ile yarıştığı bir organizasyon. Bu yarış Orta Çağ’dan günümüze kadar gelmeyi başarmış, eğer bu günlerde giderseniz festivalin içinde eminim çok keyifli vakit geçirirsiniz.

_Duomo, Santa Maria Assunta Katedrali: Kahverengi Toskana evleri ve binaları arasında beyaz ve gotik tarzı ile çok ayrışıyor, gerçekten ihtişamlı rüya gibi bir katedral. Bizim çok vaktimiz olmadığı ve daha yolumuz da olduğu için açıkçası müzelerin içlerine giremedik, şehri sokaklarda gezerek yaşamayı tercih ettik, Siena görülmeyi kesinlikle hak eden şehirlerin başında geliyor.

San Gimignano

Sıradaki köyümüz San Gimignano, adı Toskana turlarında mutlaka geçen yerlerden biri de bu köy. Burasını diğer köylerden ayıran özellik kuleleri, Orta Çağ’dan günümüze 14 tanesi ayakta kalmış ama şehrin ihtişamını hayal etmeniz için bunlar da yeterli. Burada da büyük bir şehir kapısından girdikten sonra sizi hediyelik eşya satan butikler, sanat atölyeleri, şaraphaneler, kafeler karşılıyor.

IMG_9658

Şehrin meydanına yürüdükçe Duomo, Torre Grossa ve diğer tarihi alanlar karşınıza çıkıyor. Toskana manzarası izlemek için vadiye bakan bir restoran ve kafeyi seçip doğanın keyfini çıkarabilirsiniz. Zaten köy çok küçük, biraz dolandıktan sonra yemek veya kahve keyfi yapıp köyün otantik atmosferini doyasıya yaşayabilirsiniz.

4.Gün: Radda in Chianti, Lucca

Siena sonrası şarapları ile ününü çok duyduğumuz Chianti’ye doğru yol alıyoruz. Chianti genel bölgenin adı, buraya bağlı farklı farklı köyler ve kasabalar var. Eğer vaktiniz varsa tabii ki bir kaçını gezebilirsiniz ama bizim akşam olmadan Lucca’da olmamız gerektiği ve orayı da ayrıca merak ettiğimiz için sadece Radda in Chianti’ye uğradık.

IMG_9713

Chianti bölgesinin en önemli özelliklerinden biri bisiklet sporunun burada yaygın olması. Avrupa’dan araçlarla ve turlarla doğada bisiklet binmeye gelen birçok bisikletçi grup vardı. Virajlı ve yokuşlu dağ yollarından keyif alıyor, doğanın ve tarihin iç içe olduğu bu güzel yerlerin tadını en çok onlar çıkarıyordu. Bir de Chianti’nin en önemli özelliklerinden biri şarap turları, bu turlara katıldığınızda size şarapların nasıl yapıldığını ve üzüm bağlarını gezdiriyorlar, sonrasında da şarap tadımını yapabiliyorsunuz.

Öğle yemeği sonrası, yola çıktık. Lucca’ya varmak için önümüzde iki saatimiz daha vardı. Sanırım yaptığım en keyifli araba yolculuklardan biri olarak hafızama kazınıyor, Toskana köyleri, selvi ağaçları ve üzüm bağları ile çok güzeldin Toskana.

Lucca

Burası açıkçası Toskana ile ilgili bilgi toplarken hiç duymadığım bir şehirdi. Babamın İtalyan iş arkadaşı Toskana turumuzu öğrenince mutlaka Lucca’ya da gidin dediğinde araştırmaya başladım. Eğer gidiş ve dönüşünüz Pisa’dan değilse burası Toskana’ya ters kalıyor. İlk başta programa burayı eklememek için ısrar etmiştim, ama şehri gördüğümde gerçekten çok şaşırdım kesinlikle İtalya’da görülmeye değecek şehirlerden biriymiş.

IMG_9742

San Michele in Foro Klisesi

UNESCO Dünya Mirası listesinde olan Lucca şehrinin iki bölümü var; yeni ve eski şehir. Eski şehir tamamen surlarla çevrili, birkaç farklı kapıdan şehre giriş yapabiliyorsunuz. Rönesans döneminden kalan surlar ise hiç zarar görmeden duruyor buna da ayrıca hayret ettim, surların içine girince resmen kendinizi tarihin içine bırakıyorsunuz. Yoldaki taşlar dahi çok eski, yamuk yumuk ama gelip de hiçbir belediye buraya asfalt dökmemiş tabi :) Surların dışında kalan kısım ise modern kısım, yine binalar tarihi ama büyük caddelerin olduğu bir şehir, gözünüzde canlanması için Barselona’yı andırıyor diyebilirim.

Tarihi eski şehre araba girişi yapılmıyor, şehir düz olduğu için çok fazla bisiklet kullanan kişi vardı. O kadar özendim ki hayallerimden biri işe, markete, gezmeye bisikletle gidebileceğim bir şehirde yaşamak. Turistlerden de bisikletle gezenler vardı ama bizim az saatimiz olduğu için yürümeyi tercih ettik. Lucca’yı akşam 6-7 saatte gezdik, tabii geç vakit gittiğimiz için müze ve kulelerin içine giremedik ama sokaklar o kadar keyifliydi ki iyi ki buraya gelmişiz dedirtti. Siz mutlaka bir tam gününüzü buraya ayırın. Lucca’da gezilecek yerleri şöyle sıralayabilirim:

_San Martino Katedrali: Lucca’daki iki büyük kilisenin de kahverengi Toskana binalarına karşılık beyaz olması hemen dikkatleri üzerine çekiyor.

_San Michele in Foro Klisesi: Bu kilise de beyaz rengiyle ve ihtişamlı yapısı ile meydanda sizi karşılıyor olacak. Akşam olduğu için maalesef biz kiliselerin içine giremedik. Ama kilisenin dışı; heykelleri, oymaları, sütunları ile ayrı bir sanat eseri.

_Casa di Puccini: 1858 – 1924 yılları arasında yaşayan ve İtalyan operasının en önemli bestecilerinden olan Puccini’nin evi şu anda müze olarak sergileniyor.

_Torre Guinigi: Lucca’nın sembolü olan bu kulenin üstünde meşe ağaçları var, ben yine akşam olduğu için çıkamadım ama dibine kadar gidip kuleyi gördüm gerçekten de tepesinde yeşillikler vardı :) 45 metre uzunluğundaki bu kuleye çıkıp, şehir manzarasını izleyebilirsiniz.

_Torre delle Ore: Lucca’nın diğer meşhur kulesi, hatta buraya çıkıldığında Torre Guinigi’nin manzarası daha güzel oluyormuş.

_Amfitiyatro Meydanı (Piazza dell‘Anfiteatro): Bu meydan için de Lucca’nın sembolü diyebiliriz. Meydan, 360 derece binalarla çevrili. Gerçekten meydana bayıldım, küçük ve çok tatlı. Meydana giriş kemerlerden oluyor, kafeler ve restoranlar tabi ki meydanların olmazsa olmazı.

5.Gün: Pisa

TEVA9391

Lucca ile Pisa arası yaklaşık 40 dakika sürdü, öğlen saatinde olan uçağımız öncesi Pisa’yı tekrar bir görelim istedik, tabi koştura koştura gittik ve beş dakikada bu pozu çekip çıktık! :)

Böylece yine unutulmaz bir İtalya rotasını hafızalarımıza kazıdık. Mis gibi yeşilliğin, tarihin, yemeğin ve şarabın keyfini çıkarmak için Toskana’yı planlarınıza eklemeniz dileğiyle :)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN