Beden Dismorfik Bozukluğu (Body Dismophia), Blumia ve Aşırı Yeme Bozukluğu (Binge Eating Disorder). Bunların tam olarak ne demek olduğunu açıklamak bambaşka bir yazının konusu. Özetle diyebilirim ki, kendi bedenimde rahat hissedebilmek 25 yılımı aldı. Mücadele henüz bitmiş değil. Daha çok yolum var, iyi ve kötü günlerim var. Hepimizin öyle. Eğer siz de benim gibi kendi beden algınızla savaştığınız bazı günler yaşıyorsunuz, gelin ilhamı bu yedi kadından alalım.

Kadın olmanın zorlukları, toplumun kadın bedeni üzerinde yarattığı algı, kadın bedeni üzerinde, tüm popülasyonun sadece yüzde birinde görülebilecek özellikler üzerinden yaratılan gerçekçi olmayan bekletiler, zorbalıklar, moda dünyasında çeşitlilik… Bunlar aslında son birkaç yıldır dünya çapında o kadar çok konuşuldu ki, bunlara değindiğimde iç eleştirmenim  Meryl Streep’in Devil Wears Prada’da kendisine sunulan sezon önerilerine getirdiği o müthiş iğneleyici bakışı atıyor bana.

Ama bir yandan da şunun farkındayım: Benim gibi bu konuyla son derece ilgili insanlar için bile bu algı hala tam olarak oturmuş değil. Çünkü doğduğumuzdan beri toplum tarafından bize işlenmiş beden algılarını yıkmak öyle bir günde olmuyor. Küçük yaşlarda Barbie bebekleri ideal kadın kabul ederek başladığımız bu koşullanmalar ilerleyen yaşlarda çoğunlukla medyada gördüğümüz pek çoğunun işi modellik, oyunculuk vb. olan ve hatta kendileri de muhtemelen dışarıdan yorumlarda bulunan kimseler tarafından belli bir biçimde görünmeye mecbur bırakılmış insanları idealize ederek devam ediyor. Hal böyle olunca sürekli bir kıyaslama, kendinde eksikler bulma, değişme isteği ve yetersizlik hissi ortaya çıkıyor.

Çevrenizdeki herhangi bir kadınla konuşun. Hiçbir yaş aralığı, iş, aile, sosyal çevre farkı dahi gözetmeyin. Konuştuğunuz her bir kadının verilmesi gereken en az 5 kilosu olduğundan ve elinde olsa vücudunda”düzelttirmek” isteyeceği bir yeri olduğundan bahsedeceğine bahse girerim. Hiç değilse burnu bir parça daha kalkık olmalıdır, kulakları keşke küçültülebilsedir, dişlerini beyazlatmak lazımdır ve o basen genetiğini veren kromozomları allah bildiği gibi yapsındır. Çünkü hepimizin zihninde olmamız gereken bir ideal biz var ve ne hikmetse o biz hiçbir zaman şu an olduğumuz biz değil. Hep bir şey eksik.

Peki Instagram gibi sürekli elimizin altında kendimizi kıyaslayıp üzüleceğimiz “ideal” lere her an dikkatimizi çeken bir araç varken önünü alamadığımız bu kıyaslamaları nasıl durdurmalı? Kendimizle nasıl savaşmalı ve yönümüzü nereye çevirmeli? Eğer siz de benim gibi kendi beden algınızla savaştığınız bazı günler yaşıyorsunuz gelin ilhamı bu dört kadından alalım.

Ashley Graham

İlham aldıklarımıza bir süper model ile başlayalım. Moda ya da beden algısı konularıyla ilgisi olmayanların dahi tanıdığını tahmin ettiğim Ashley ile başlamak istedim listeme. Çünkü kendisi varlığından haberdar dahi olmadığı Türkiye’de yaşayan bir kadıncağızın (bendeniz) hayatını değiştiren kadınlardan. Geçmiş olduğumuz son 4-5 yılda kariyerinin zirvesine oturan Ashley aşina olduğumuz süper modellerden oldukça farklı. Çünkü kendisi 31 yaşında ve 14-16 beden (buna bizim alışık olduğumuz ölçüler için xl ya da xxl diyebiliriz).

Küçük yaşlarda modelliğe başlayan Ashley oldukça güçlü ve bilinçli bir anne tarafından yetiştirilmiş olmaktan aldığı güçle alıştığımız kalıplara meydan okuyor ve uzun vadede başarılı olarak Met Gala’lara davet edilen bildiğimiz büyük markaların defilelerinde yer alan modeller arasına adını yazdırıyor. Kendisini bir “beden aktivisti” olarak da tanımlayan Ashley, sıklıkla kadınlara kendi mücadelelerini anlattığı konuşmalar yapıyor ve medyada farklı bedenlerde kadınlar görmenin kadınlar için küçük yaşlardan başlayarak beden algısının gelişmesinde son derece önemli olduğunu vurguluyor.

Kusurlarını göstermekten zerre korkusu olmayan Ashley, büyük beden kıyafetler üzerine çalışan Additionelle markasının da sahibi ve #fashiondemocracy mottosu ile her bedenden kadınları özgürce bikinilerini giyip plajlarda hayattan keyif almaya davet ediyor. Bunun yanı sıra kendisi şu anda hamile ve hamileliğin vücudunda yarattığı değişimleri kucaklayarak paylaşıyor ve böylece sürece bambaşka bir bakış açısı getiriyor.

Instagram

Iskra Lawrance

28 yaşındaki İngiliz model de tıpkı Ashley gibi oldukça erken bir yaşta (13) başlamış olduğu modellik kariyeri boyunca yaşadığı zor anları ve kendi beden algısı ile ilgili sıkıntılarını paylaşmaktan çekinmeyenlerden. Endüstri içerinde büyürken bedeninde yaşadığı değişimlerin işine ve yaşamına etkilerinden, birlikte çalıştığı insanların yaptıkları kaba yorumlara ve hatta modellik endüstrisindeki tacizlere kadar pek çok konudan açıkça söz ediyor.

Bir röportajında uzun süre iş bulmak konusunda sıkıntı yaşadığını söyleyen Lawrance, büyük beden markalarının kendisini büyük beden sayılamayacağını diğer markaların ise model olmak için gerekli ölçülere sahip olmadığını söyleyerek reddettiğini belirterek Instagram hesabından sıklıkla kendi tecrübelerini paylaşıyor ve zorluklar karşısında devam edebilmek için özgüvenin önemini vurguluyor.

Özellikle spor rutinlerini çok severek takip ettiğim İskra’nın spor yapmanın belli bir bedendeki insanlara özel bir lüks olmadığını anlamamda bana çok yardımcı olduğunu söyleyebilirim.

Melanie Murphy

30 yaşında İrlandalı bir Youtuber ve yazar olan Melanie ise benim bu yazıdaki kişisel favorim diyebilirim. Yeme bozuklukları ile savaştığım dönemde paylaşımlarından çokça ilham aldığım Melanie kendi de çok uzun süre çeşitli yeme bozuklukları ve beden dismorfik bozukluğu ile mücadele etmiş. Yaşadığı süreçleri açıkça anlatmaktan çekinmeyen Melanie, Youtube kanalında sıklıkla beden algısı ve mental sağlığa ilişkin videolar paylaşıyor ve tavsiyelerde bulunuyor.

Melanie aynı zamanda “Fully Functioning Human (Almost)” kitabının yazarı ve kitapta yeme bozukluklarından depresyon, anksiyete gibi çeşitli sorunlara; cinsellikten ilişkilere kadar pek çok konudan bahsediliyor. İyi ve kötü tüm deneyimlerinin kendisine kattığı bir şeyler olduğuna inanan Melani’nin pozitif ve duyarlı yaklaşımının pek çoğumuza iyi gelebileceğini ve kendi yaşamımıza uyarlamak için ilham verebileceğini düşünüyorum.

Melanie, İnstagram hesabında ise görmeye alışık olmadığımız ancak son derece gerçek kareler paylaşmaktan çekinmiyor. Oturunca katlanan göbeğini, sırtında yaşadığı akne problemini, basenlerini rahatça paylaşıyor ve bunların sadece bizim başımıza gelmeyen son derece normal durumlar olduğundan bahsederek bizleri “kusur”larımızla barışmaya davet ediyor.

Instagram

Katie Sturino

Yakın zamanda keşfettiğim Katie kısa sürede Insragram feed’imde görmeyi en sevdiğim hesaplar arasında yerini aldı. Geçirdiği bir boşanma sürecinin ardından kilo alan Katie, kilo almanın dünyanın sonu olmadığı konusunda son derece vokal ve dış görünüşün içsel mutlulukla uzaktan yakından ilgisi olmadığı konusunda ısrarcı.

Tartıda gördüğümüz rakamların ne kadar çekici olduğumuza etkisi olmadığını savunan yazar, kızının doğumu ile aldığı kilolar sonrasında eski fotoğraflarına bakmış ve o fotoğrafların çekildiği anda şimdiki halinden çok daha zayıf olduğu halde kendini hiç de iyi hissetmediğini ve hatta ne kadar şişman bulduğunu hatırlamış. Bunun üzerine kendisiyle ilgili algısının görünüşü ile hiçbir ilgisi olmadığına emin olmuş ve bir Instagram hesabı açarak kendi deneyimlerini insanlarla paylaşmaya başlamış.

Instagram

Instagram hesabında çok sevdiğim iki seriyi sürdürüyor. Bunlardan ilki #supersizethelook; bu seride ünlülerin giydiği kombinlere oldukça benzer kombinleri 16 beden bir kadın olarak keyifle giyiyor ve bizlere Kate Moss gibi görünmek için Kate Moss gibi görünmek zorunda olmadığımızı hatırlatıyor. Diğer serisi #makemysize’da size çoğumuzun değil Instagram’da paylaşmak, anılarını dahi hatırlamak istemeyeceğimiz o kıyafet deneme kabini anlarını paylaşıyor. Kendisine oldukça küçük gelen ve hatta içine girmeye çalışırken yırtılmanın eşiğine gelen kıyafetlerle fotoğraflarını çekiyor ve markaları kadınların sadece sınırlı bir kısmına hitap eden kalıplardan çıkıp büyük bedenlerde ve kalıplarda kıyafetler üretmeye davet ediyor. Bahsettiğim serilerden yazın bacak aralarında oluşan pişiklere kadar açıksözlülükle bahsedebilen Katie’yi ne zaman görsem gülümsüyor ve rahat bir nefes alıyorum.

Sürekli dayatılanın ve iddia edilenin aksine kadınların birbirine rakip olmaktan çok birbirine ilham verdiğine inanan biri olarak paylaştığım kadınların çalışmalarını ve paylaşımlarını takip etmeye bayılıyorum. Aynaya, yanından geçerken bakışlarımı değdirmekten karşısında rahatça dikilmeye geçişimde etkisi olan tüm bu kadınların kızkardeşimmişçesine üzerimde emekleri olduğuna inanıyorum. Yazının sonuna gelirken de fazlasıyla gaza geliyor ve şu cümleyi hatırlıyorum: “Here’s to strong women, may we know them, may we be them, may we raise them”.

İlginizi çekebilir: Kübra Ketenci’den “GLOW: Güreşin Muhteşem Kadınları!”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN