Kadın hikayelerini, kadın mücadelesini ve dayanışmasını konu alan filmleri ve dizileri izlemek beni çok mutlu ediyor. Uzun zamandır araştırmasını yaptığım, hakkında dersler aldığım, ince ayrıntılarına kadar öğrenmeye çalıştığım feminizmi bir dizide ya da filmde görmek beni hem daha çok araştırmaya ve öğrenmeye motive ediyor, hem de öğrendiklerim sayesinde artık daha kritik bakabiliyorum izlediklerime. Bunlarla ilgili olarak da çok fazla feminist içerik izledim, izlediklerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Çok fazla oldukları ve her biri hakkında söyleyecek çok fazla şeyim olduğu için bir yazıya toplayamıyoru; tek tek, sindire sindire hepsini sizinle paylaşacağım.

İlk bahsedeceğim dizi GLOW, Gorgeous Womans of Wrestling keyifle takip ettiğim bir Netflix dizisi. Özellikle farklı gruplardan kadınların hikayelerini anlatan yapımları çok seviyorum ve GLOW kesinlikle onlardan biri.

Dizinin konusundan kısaca bahsederek başlamak istiyorum, dizi gerçek olaylardan esinlenerek yapılmış ve Orange is the New Black’in yapımcıları bu dizinin de yapımını üstlenmiş. Yani en azından benim için beklenti yüksekti, büyük oranda da karşıladı diyebilirim. Bölümlerin uzunluğu 30 dakika, çok katmanlı yapısı ve hikayenin işlenişi ise bence yeterli ve yerinde. Saçlar, kıyafetler, dizinin renk skalası… görüntü anlamında da izlemek çok keyifli.

80’lerde geçen dizinin baş karakteri Ruth Wilder, onun hikayesini izliyoruz. Bununla birlikte tüm öteki karakterlerin hikayelerini de dizi boyunca yavaş yavaş öğreniyoruz. Ruth aktörlüğü çok ciddiye alan ama bir türlü istediği yere gelemeyen bir oyuncu. Bir gün “değişik kadın oyuncular” arandığına dair bir telefon alıyor ve GLOW macerası böyle başlıyor. Kadınlar için bir güreş şovu! 12 tane ‘değişik’ kadın bir güreş şovu yaratmaya çalışıyor. Hepsinin ring için bir karaktere ihtiyacı var ve bu karakterler dizideki yapımcının isteğine bağlı olarak tamamen görünüş üzerinden, önyargılara bağlı olarak çiziliyor. Çok ayrıntıya girmeyeceğim, spoiler vermek istemiyorum. Diziye biraz daha farklı, feminist bir bakış açısıyla yaklaşmak istiyorum.

Farklı kadınları ve bu kadınların geri plandaki hikayelerini izlemek çok keyifli, kadınların hepsi hayatlarında yanlış giden şeyleri yoluna koymak için gelmiş gibiler. Bahsettiğim gibi Ruth hiçbir yerde rol bulamadığı için son çare olarak geliyor, Carmen’in ailesindeki tüm erkekler güreşçi, o da olmak istiyor ama babası izin vermediği için gizlice geliyor. Sheila, günlük hayatında bile kurt gibi giyinen bir kadın, hikayesini tam olarak bilmiyoruz ama muhtemelen bir savunma mekanizması. Debbie, eski bir dizi oyuncusu, artık bebek sahibi olduğu için işini bırakmak zorunda kalıyor, çünkü bebeklere sadece anneleri bakabilir(!). Para için gelen var, eğlence için gelen var, her türlü kadın var anlayacağınız. Ama bir şekilde 12 kadının hepsi bu işe muhtaç. Bunları anlatıyorum çünkü bunlar aynı zamanda 12 kadının setteki tamamen ırkçı sisteme neden katlandıklarının bir açıklaması. 

Evet, çok ciddi bir ırkçılık görüyoruz. Mesela, aslında Hint bir kadın olan Arthie, sadece esmer olduğu için şovdaki adı Deli Bombacı Beyrut oluyor ve ringe canlı bomba kıyafetleriyle çıkıyor. Ya da Rhonda İngiliz aksanı konuştuğu için ringe Britannica adıyla, çok zeki bir kadın olarak çıkıyor. Dizide gördüğümüz kadınlar da aslında içinde bulundukları ırkçı ortamı eleştiriyorlar, ama az önce dediğim gibi bu işe mecburlar. Bu noktada şöyle bir ikileme düşmemiz de çok normal, evet burada gördüğümüz tüm önyargılar gerçek, günlük hayatımızda karşılaştığımız şeyler, ama ekranda da görmek daha fazla normalleştirip, güçlendirmez mi? Ya da, burada gördüğümüz tüm önyargılar gerçek, günlük hayatımızda karşılaştığımız şeyler o yüzden ekranda da görmekten neden çekiniyoruz, görelim, hakkında konuşabilelim ki neyin karşısında olduğumuzu bilelim. Hadi siz çıkın işin içinden. Sadece konuyla ilgili şunu söyleyebilirim ki duyacağınız bazı şeyler gerçekten sinirinizi bozabilir. 

Ekonomik bağımsızlığı için bu işi yapan, bu ortamda kalan kadınlardan bahsettik, peki aynı dönemde aynı işi yapan erkekler ne durumdaydı? En başta şunu söylemeliyim, bu konuda izleyicinin tavrı da önemli, çünkü kadınların yeterince güçlü olmadığına inanan halk, güreş şovunu izlemeyi de tercih etmez. Bu yüzden erkek güreş şovu televizyonun en yoğun izlendiği saatlerde ekrana çıkarken, kadın güreş şovu sabah haberlerinden sonra, en az izlenen saatlerden birinde ekrana çıkıyordu. Kazandıkları parayı az çok tahmin edebiliriz herhalde? Ama bahsettiğimiz kadınlar bunu kabullenmiyor ve çalıştıkça çalışıyor, en zor hareketleri bile öğreniyor. Kadınlar da güçlü olabilir, kadınlar da güreşebilir’i kanıtlıyorlar. 

Bu kadınların arasında en çok çalışması gereken de yine baş karakterimiz Ruth. Çünkü öteki herkesin belirli bir özelliği varken Ruth gayet normal bir kadın. Kendinden daha sonra gruba dahil olan Debbie mesela, cinsiyet kalıplarına çok net uyan bir kadın, insanların televizyonda görmek isteyeceği türden biri, bu yüzden yeterince iyi olmamasına rağmen şovda en iyi rollerden birini kapıyor. Ruth cinsiyet kalıplarına Debbie kadar dahil olmadığı için ondan çok daha fazla çalışmak zorunda. 80’lerden bugüne medyanın hiç değişmediğini görmek sizi şaşırttı mı?

Bununla beraber, Debbie zaten ışığını kaybetmiş bir dizi yıldızı olarak hayatında kötü bir noktada, ama bunu sindirip kabullenmek yerine karşısında durup, kozlarını kullanıp, şovda sadece oyuncu olarak kalmak yerine hırslı bir tavırla kendini yapımcı aşamasına kadar çıkarıyor. İtiraf etmeliyim, bunlar ilk olduğu zaman ben de yargıladım Debbie’yi ama şimdi düşününce Debbie aslında sadece kendini sağlama almaya çalışan, hayatını devam ettirmeye çalışan bir kadın. Bununla birlikte, Debbie’nin yaptıklarını bir erkek karakter yapsa muhtemelen, ‘Ne kadar da azimli, hedeflerinin peşinde giden bir erkek’ diye düşünme potansiyeline sahip olan bizler, neden aynı şeyi yapan bir kadın olduğu zaman yargılıyoruz? Arkandayım Debbie! 

Bunlar dışında, dizide özgürlük peşindeki kadınların başkaldırıları, lezbiyen bir ilişki, kendilerini keşfetmeleri, dayanışmaları, tüm sorunlara rağmen birlikte çözüm üretmeleri ve bu kadınların gün geçtikçe hem mental hem de fiziksel olarak güçlendiklerini görmek beni çok çok mutlu eden ayrıntılardı. 

Kısacası, aslında hiç düşünmeden sadece izleyip çok fazla gülebileceğiniz bu dizide bile aslında yazdığımdan çok daha fazla feminist eleştiri yapılabilecek yer var. Dizinin geri kalanı için tek dileğim, kadınların biraz daha fazla otonomi sahibi olmaları.

Dizinin yeni sezonu 9 Ağustos’ta Netflix’te olacak. Feminist kritik gözlüklerimi taktım, 3. sezonu izlemeye gidiyorum. 

İlginizi çekebilir: Hollywood’da Kadın Hikayeleri, Kadın Filmleri

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN