Sevdiğim türlerin başında gelen anı kitapları, deneme ve biyografiler okumaktan çok keyif aldığım, içinde tarih, felsefe, psikoloji barındıran ve bu yüzden de bir okumada birçok şey bulduğum kitaplardır. Diğer türlere nazaran daha kaygısız, daha olduğu gibi yazıldıklarını hissederim okurken. Okuyucuya bir şey öğretme, kabul ettirme kaygısı yoktur çünkü. Yalnız olmadığımızı hissettirirler. 

kitap önerileri - anı kitapları deneme biyografi

Aylık kitap önerileri yazılarımda yer alan anı kitapları, deneme ve biyografiler:

***

Kitap Önerileri: Anı Kitapları, Deneme ve Biyografiler

 

anı kitaplarıWerner Herzog – Buzda Yürüyüş

Werner Herzog, yakın arkadaşı ve önemli bir eleştirmen olan Lotte Eisner’ın ölmek üzere olduğunu haber alır ve Münih’ten Paris’e doğru yola çıkar. Ancak yürüyerek… Kitap, yazarın bu yürüyüş sırasında, gün be gün yazdığı notlardan oluşmakta. Kah o gün yaşadıklarını kaleme alır, kah anılarından bahseder, kah arkadaşını anar bu yazılarında. Ölmek üzere olan arkadaşına yürüyerek ulaşmaya çalışması da, kitaba verdiği isim de manidar. Jaguar Kitap, yine değişik bir kitapla buluşturuyor bizi.

 

anı kitaplarıEngin Geçtan – Kimbilir?

Engin Geçtan, diğer kitaplarında olduğu gibi, bu kitabında da insan, insan davranışı ve insanın toplumla olan etkileşimi üzerine fikir ve düşüncelerini paylaşıyor. Önsözünde, kitabı istek üzere yazmaya başladığını belirtmiş, çok da iyi etmiş. Yaşarken göz önünde değildi, bilirsiniz.  Eğer yazmasaydı bizler onun değerli fikirlerinden, bilgi ve birikimlerinden, zarif üslubundan habersiz olacaktık, ki bu da büyük bir kayıptı. Hayatı boyunca çok üretmiş, birçok kitap yazmış ama yine de, onu her okuduğumda keşke daha çok, daha çok yazsaydı, diye düşünmeden edemiyorum. Nurlar içinde yatsın!

 

John Berger – A Fortunate Man

Kitap, John Sassall adındaki doktorun, hastalarıyla olan bire bir yahut grup ilişkisi hakkında yazılmış bir deneme olarak sunuluyor. Bir insan niye doktor olmak ister? Doktorluk neden bu kadar zor? Zor olan bir şeyi istemek çılgınlık değil mi? Neticede işin ucunda az pişmiş bir yemek, yanlış boyanmış bir tuval ya da yanlış sayılmış bir para değil, insan hayatı var! Tam da bu noktada bir doktorun portresini yazıyor John Berger ve Jean Mohr da doktorun anlarını fotoğraflıyor. İlgi çekici bir kitap, Türkçe’ye çevrildi mi, çevrilir mi bilmiyorum. Geçen ay Londra’ya gittiğimde görüp almıştım. Severek okudum.

 

Michel Tournier – Düşüncelerin Aynası

Michel Tournier’nin ilk kitabı ‘’Cuma ya da Pasifi Arafı’’nı okuduğumda hayran kalmıştım. Kitabı okurken zorlanmıştım, bazı şeyleri çok iyi anladığımdan da şüpheliyim hatta ama kurgu, tespitler, dikkat çekilen noktalar beni çok etkilemişti. ‘’Düşüncelerin Aynası’’nda da aynı şeyi yaşadım. Okuduğum bir yazıda, Tournier’nin bir röportajından alıntı paylaşmışlar. Yazar şöyle diyor:’’ Bir yazar olarak işim, felsefenin temel meselelerini herkesin kolaylıkla anlayabileceği simgesel bir anlarımla erişilir kılmaktan ibarettir.’’ İşte Tournier, bu kitabında tam da bunu yapıyor! Birbirine karşıt ya da karşıt sayılabilecek kavramları açıklayıp, kimi zaman ilişki kurarak denemelerini oluşturmuş. Kimi zaman mitolojiye kimi zaman kutsal kitaplara atıflar yapıyor. Her yazı ayrı bir şölen. Her bölüm bir buçuk iki sayfa sürüyor ama hepsi, entelektüel yönden, okuru bir ya da birkaç basamak üste çıkarıyor. Enfes!

 

Wolfgang Bauer- Stolen Girls

2014 yılının nisan ayında, Nijerya’da 276 genç kız, bir terrorist örgüt tarafından kaçırıldı. ‘’Kızlarımızı Geri Getirin’’ sloganıyla birçok politikacı, aktivist, ünlü- ünsüz insanlar sosyal medya aracılığıyla tepkilerini ortaya koydular. Kızlar teslim edilmedi ancak örgütün elinden kaçıp kurtulanlar oldu. Bauer kitabında, Afrika’daki İslamcı Terör Örgütleri’nin tarihini, politik alt yapısını anlatırken, kamptan kaçan genç kadınlarla yaptığı röportajları da paylaşıyor. Genç kızların yaşadığı acımasızlıkları, hayatta kalma çabaları, umutları ve bekleyişlerinin yanı sıra, insanların din yoluyla nasıl uyuşturulup bir canavara dönüştürüldüğünü okumak dehşet vericiydi. Okuyan, araştıran, tartışan ve düşünenler neyin ne olduğunu ayırt edebiliyorlar ancak acımasızlık cehaletle birleşti mi sonrası felaket oluyor…

 

Engin Geçtan – Zamane

Tanımadığım birinin kitaplarını okurken–hele bir de çok şey öğreniyor, düşünüyorsam- onu sanki tanıyormuşum, sohbet etmişim gibi bir etki yaratıyor bende. Engin Geçtan bu yazarlardan biri. Vefatını duyuyduğumda çok üzüldüm hatta bir süre kitaplığımda duran kitaplarının yanına uğrayamadım. Çocuk gibi, hiç tanımadığım birine öldü diye küsmüştüm sanki. Üzerinden biraz zaman geçince, dikkat çekici bir kapak fotoğrafı olan ‘’Zamane’’yi aldım elime… Geçtan kitabında içinde bulunduğumuz zamanın olaylarına bakarak bunların insanlarla olan etkileşimini irdeliyor. Zaman zaman kendi hayatından, klinik deneyimlerinden gözlemler aktarıyor, kimi zamansa birtakım kuramları herkesin anlayacağı şekilde kısaca anlatıyor. Bütün bunların yanında, nasıl güzel bir üslup, nasıl olgun bir yaklaşım ve nasıl mesafeli bir duruş… Kitabı çize çize, işaretliye işaretliye bir hal oldum. Nurlar içinde, huzurla uyusun…

Stefan Zweig – Nietzsche

Zweig’ın şimdiye kadar birçok kitabını okudum ancak hepsi kurguydu. Severim kendisini. Özellikle beni çok etkileyen, unutamadığım bir-iki öyküsü vardır ki, defalarca okusam sıkılmam. Ancak bu kez biyografi tadında bir şeyler okumayı denemek istedim, iyi de etmişim. Kitap Nietzsche’yi anlatıyor ancak alıştığımız tarzda bir biyografiden bahsetmek mümkün değil. Yani şu sene şöyle oldu, bu sene böyle oldu, o sene şuraya gitti, bunu yazdı gibi bir hayat hikayesiyle karşılaşmıyoruz. Zweig’ın psikolojiye olan merakını öykülerini okuyanlar hisseder, bilirler. Bu kitapta da yazar, Nietzsche’nin içdünyasını, alışkanlıklarını, takıntılarını, davranışlarının ve sözlerinin sebeplerini irdeliyor. Yani Nietzcshe’nin neler yaptığından çok nasıl ve niçin yaptığıyla ilgili olduğu söyleyebilirim. Güzeldi…

 

Oruç Aruoba – Uzak

Birkaç ağır kitabı art arda okuduktan sonra bir anda Borges’in içine düşmeyeyim diye aldım elime bir Aruoba kitabı… ‘’Tavşan Besleyene Kılavuz’’ ve ‘’Özlem Çekene Kılavuz’’ adlı iki bölümden oluşan kitap, kabaca, özlem kavramını irdeliyor. Elbette çok güzel… Oruç Aruoba okumak bence çok keyifli, çok hüzünlü, çok düşündürücü, çok dokunaklı… Bence Oruç Aruoba’nın her kitabı hakkında ciltlerce şey yazılabilir ama aynı zamanda yazılamaz, anlatılamaz. Onun yazdıklarını okumak gerekir. O kadar.

 

Bilge Karasu – Haluk’a Mektuplar  

Bilge Karasu’nun neredeyse tüm kitaplarını okuduktan sonra artık mektuplarını okuma zamanının geldiğini düşündüm. Oğuz Atay’ın günlüğünü okuduktan sonra diğer kitaplarını okuduğum için çok pişman olmuştum o yüzden o günden beri önce kitapları, varsa, sonra günlük yahut mektuplaşmaları okumayı tercih ediyorum. Felsefeci ve yazar Bilge Karasu’nun, şair ve eleştirmenlik yapan dostu Haluk Aker’e otuz yıl boyunca yazdığı mektupların bulunduğu kitapta, yaşanan gündelik olaylar, az da olsa ülkenin durumu, çevirmenlik ve yazarlıkla ilgili yaptığı çalışmalar, yaşadığı duygu durumlarını okuyoruz. İlla okunmalı mı bilmem ama aranızda Karasu’nun kitaplarını seven, okuyan ve onu merak edenler varsa, bu mektupları okumak hoşunuza gidecektir.

 

Michel Foucault – Güzel Tehlike

Foucault ve eleştirmen Bonnefoy’un söyleşisinin paylaşıldığı kitapta ünlü felsefecinin edebiyat, yazı ve bunların kendi hayatındaki serüvenini okuyoruz. Söyleşi Foucault’yla olunca elbette bazı cümleleri kavramak için biraz düşünmek gerekiyor fakat genel itibariyle anlaması zor, sıkıcı bir kitap değil. Ben keyifle ve severek okudum. Düşündüren, altını çizdiğim, daha evvel hiç aklıma gelmeyen cümleler okudum. Ama herkes sever mi, ilgisini çeker mi bilemiyorum. Foucault’nun benim için, henüz tam kavrayamadığım bir sebepten ötürü, büyük bir cazibesi var doğrusu…

 

Filiz Ali – ‘’Filiz Hiç Üzülmesin’’

Sabahattin Ali’nin hayatını anlatan bir film şu an sinemalarda gösteriliyor sanırım. Kitaplarını, şiirlerini okuduğum Ali’nin hayatını, yine kızının ağzından, bir televizyon programında dinlemiştim fakat bir kez daha okumak istedim. Bir kız çocuğunun gözünden babasını okumak, Ali’yi bir de baba olarak zihnimde canlandırmak, eski fotoğrafları incelemek hem çok keyifli hem de hüzünlüydü. Yayınevi iyi ki böyle bir iş yapmış, Filiz Ali iyi ki bunları yazmış.

 

kitap - beauvoirSimone De Beauvoir – Sade’ı Yakmalı Mı?

Marquis de Sade, kitaplarında geçen zorba, şiddet yüklü ve çarpık ilişkilerle dikkat çeken, sadizme adını veren bir felsefeci. Fakat Sade’ı okumaya başlamadan evvel onun hayat hikayesini az-çok bilmek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü kitaplarında bahsi geçen olayların nereden, niçin ve nasıl anlatıldığını okuyucu anlayamazsa, okudukları sapıklıktan öteye geçemez. Sade okunması gereken bir yazar mıdır? Ben bilmem. Ama şayet okuyacaksanız, Michel Foucault ‘Büyük Yabancı’ ve Beauvoir’ın bu kitabını tavsiye edebilirim. Kitap fazla teknik, belki ağır gelebilir -ki bana geldi- ama en azından birkaç kitap daha Sade okuması yapmayı düşündüğüm, sığ bir bakış açısıyla okumak istemediğim için, tabir-I caizse biraz kastırdım ve beğendim.

 

kitap - ozdemirEmin Özdemir – Düzyazının Sorgulayan Gücü

Emin Özdemir, önsözünde de bahsettiği üzere, kitabında Türkiye ve Dünya’dan birçok deneme paylaşıp, böylece deneme türünün tarih içerisindeki gelişimini okuyucuya sunarken aynı zamanda bu türdeki konu çeşitliliğine, tarz farklılıklarına, hem içeriksel hem biçimsel özelliklere dikkat çekmeye çalışıyor. Kitabın sonundaysa denemelerini paylaştığı yazarların kısa yaşam öyküleri de yer almakta. Deneme türünü sevenler ve deneme yazanlar, yazmaya niyet edenler için ilgi çekici bir kitap olabilir diye düşünüyorum. İlgiyle okudum.

 

kitap - fournierJean-Louis Fournier – Ma Mere Du Nord

Yazarın, babasını, çocuklarını, karısını ve kendisini yazdıktan sonra –ben onları okumadım henüz- annesini anlattığı kitabının hüzünlü ve dokunaklı olduğunu söyleyebilirim. Orta halli, Katolik bir ailenin kızıdır Marie-Therese. Fournier’nin doktor olan babasıyla tanışır ve evlenirler. Çocukları olur. Baba bir süre sonra alkolik olur ve Fournier’nin annesi, çocuklarını büyütmek için tek başına mücadele eder. Yazarın annesinin hayatını anlattığı, kendi yorum ve anılarını yazdığı kitap, şiirsel bir dille kaleme alınmış. Paylaşılan bazı fotoğraflarla o hüzünlü ve nostaljik hava iyice öne çıkıyor. Ben çok severek okudum. Oldukça kolay bir Fransızca’sı var. Şu an yazarken bile hüzünlendim, ne diyeyim…

 

kitap - el seddaviNeval El Seddavi – Sıfır Noktasındaki Kadın

Kitap, idama mahkum edilen Firdevs adlı kadının, çocukluğundan yetişkinliğine uzanan hayatını konu alıyor. Mısırlı feminist yazar Seddavi, küçük bir kız çocuğunun yaşadıklarını, zorla evlendirilip şiddet gördükten sonra sokaklara düşüşünü, fahişelik yapmaya başladıktan sonra yaralanmamak için nasıl katılaştığını öyle etkileyici anlatmış ki, kitabı elimden bırakamadım, birkaç saat içerisinde okuyup bitirdim. Etkileyici, sert ve hüzünlüydü… Çok beğendim.

 

kitap - cioranEmil Cioran – Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine 

Çok sık olmamakla birlikte bazı kitapları adından ötürü okumak istediğim olur. ‘Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine’, adından da anlaşıldığı gibi doğmuş olmanın sakıncalarına dair maddeleri sıralamıyor. Cioran’ın hayat, aşk, ölüm, doğum yani insan ve insana dair her şey hakkında düşündüklerini birer aforizma gibi olmasa da denemeyi anımsatan bir tarzda okuyucuya sunuyor. Etkileyen ve ilgimi çeken cümleler olsa da ‘Çürümenin Kitabı’nı okurkenki tadı alamadığımı belirtmem gerekir.

 

kitap - cioran 2Emil Cioran – Burukluk

Asi, dikkafalı, cesur ve huysuz bulduğum Cioran’ı Thomas Bernhard’a benzetirim biraz. Böyle yazarları okumaktan büyük keyif alıyorum. O yüzden bu yazarların son kitabını çok sevmesem dahi okumaktan bir türlü vazgeçemiyorum. ‘Burukluk’, Hasan Ali Toptaş’ın da bahsettiği ve etkilendiği kitaplardan biri olduğu için merak ettim. ‘Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine’de olduğu gibi, benzer konulardan yine benzer şekilde aforizmavari cümlelerden oluşmakta. ‘Çürümenin Kitabı’ hala ilk sırada…

 

KafkaGustav Janouch – Kafka İle Konuşmalar

Hasan Ali Toptaş’ın ‘Harfler ve Notalar’ kitabında adı geçen kitapların listesini çıkarmıştım. Bayağı uzun bir listeydi. ‘Kafka İle Konuşmalar’ da bu listenin gözdelerinden biriydi. Öncelikle, kitabı elimden bırakamadan, ilgiyle okudum. Gustav Janouch, yazmaya meraklı bir çocukken, bunu gören babası, aynı iş yerinde çalıştığı Franz Kafka’ya oğlundan bahseder ve ikisini tanıştırır. Kitapta, Janouch’un Kafka ile yaptığı sohbetler bulunuyor, anlayacağınız. Buraya kadar her şey gayet güzel. Fakat kitapla ilgili bir takım söylentiler var… Buna göre, Janouch’un bahsettiği konuşmaların hepsi kurgu yani gerçeklik payı yok. Bu konuda Milan Kundera’nın ‘Kafka İle Konuşmalar’ için aldatmaca olduğu yönündeki yorumunu da paylaşmam gerekir. Bu gerçek  dışılık büyüyü ne kadar bozsa da, kitabı sevdiğimi söylemeliyim.

 

Benim adim Gurci

Ben Kervan – Benim Adım Gurci

Gurci, yaşı doksana dayanmış, buna rağmen oldukça güçlü bir hafızaya sahip eski bir aşiret reisinin kızıdır. Kitapta aşiret hayatı, o dönemlerde yaşanan isyanlar, insanların birbirleriyle olan ilişkileri, ayrılıklar, ölümler, doğumlar ve yaşlı kadının kendi kişisel hayatına dair anıları, bizzat kendi ağzından anlatılmakta. Kitabı okurken insan o diyarlara gidiyor doğrusu. Özellikle insanların doğa ve hayvanlarla iç içe oluşu, bir bütün olarak yaşamanın anlatıldığı kısımlar çok güzeldi. Belki de ben modernlik denilen şeyden anlamadığımdan en çok onlar dikkatimi çekti. Doğu’daki hayata dair hoş bir anı kitabı olmuş.

 

kitap - urganMina Urgan – Bir Dinozorun Anıları

Popüler kitapları biraz geriden takip ediyorum. Aslında çoğunu takip dahi ettiğimi söyleyemem. Seneler evvel herkesin elinde gördüğüm, adını sıkça duyduğum bir kitaptı Bir Dinozorun Anıları ama gelin görün ki ancak yirmi sene sonra okudum. Dücane Cündioğlu, Arasokakların Tarihi adlı kitabında, hakkında birtakım eleştiriler yapmıştı. Kitabı merak ettiğimden okuma listemde biraz öne çektim. Çok severek okuduğum Moby Dick ve Sineklerin Tanrısı’nın çevirmeni olan, yazdığı önsözleri ilgiyle okuduğum, bilgisine, eğitimine ve başarısına saygı duyduğum biridir Urgan. Anılarını kaleme aldığı kitabı, Cündioğlu gibi eleştirmeyeceğim. Kimi yerde bana uymayan üslup ve düşünceleri olsa da, kimi yerde bazı tutumlarını antipatik bulsam da entelektüel bir kadının anılarını okumak benim için keyifliydi. Ancak şu da bir gerçek ki Sartre’ın Sözcükler’inden sonra, anı kitaplarının çıtası da yükseldi benim için. Sadece yaşanılan olaylar değil, onların anlatılış tarzı da bir o kadar önem kazandı.  Okursanız, ne demek istediğimi anlarsınız.

 

kitap - thomasD.M.Thomas – Freud

Yazarın, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’la yaptığı hayali söyleşinin bulunduğu kitap, Freud’a girişin, girişi niteliğinde. Hatta o kadar bile olmayabilir. Neyse… Beğenmedim.  Yani, Freud’dan hiç haberi olmayan biri, bu kitabı okuduktan sonra belki merak edebilir. Bilemiyorum. Ben Freud’un birkaç kitabını okuduğum için, bu kitap bana fazlasıyla sığ ve hatta zorlama geldi. İşin daha çok magazinel kısımlarına dikkat çekilmiş. Kuramların en tepki alacakları kullanılmış falan… Zaman kaybı.

 

Oruç Aruoba- İle Oruç Aruoba – İle 

Kitabın ikinci cildini kafam bu denli yorgunken okuyamazdım. O yüzden Oruç Aruoba’yı ilk tanıdığım ve sonrasında diğerlerini de okumak için sabırsızlandığım kitabı ‘İle’yi elime aldım ve biraz rahatladım açıkçası. Kadın erkek ilişkisi, ayrılık, sevgi, aşk, özlem, alışkanlık ve daha nicesi üstüne gerek düşündürdükleri, gerek dil ve üslubu, gerek biçimsel özellikleriyle gönlümü yeniden fetheden, harika bir kitap. Felsefeye Oruç Aruoba sayesinde merak saldım, onun yüzünden bir sürü şeye bulaştım. Sonunu bilmediğim, göremediğim bir yoldayım ama gelin görün ki yarı yolda dönmeye de niyetim yok. En azından şimdilik. Kitabın güzelliği zaten tartışılmaz da, benim için farklı bir önemi vardır. O yüzden de farklıdır işte.

 

kitap - foucaultMichel Foucault – Büyük Yabancı

Foucault okuma ve anlamanın, benim için pek de kolay olmadığını öncelikle söylemem gerekir. Buna rağmen; dil, delilik ve edebiyatı konu alan yazılarını okumak keyif verici olmakla birlikte, bana fazlasıyla yeni bakış açıları kazandırdı. Özellikle kitabın üçüncü bölümünde Sade’ın kurmaca metinlerindeki hakikat iddiasını araştırması, teorik söylevler ile kurmaca sahneler arasındaki ilişkileri ortaya koyması ve bunları felsefi anlamda incelemesi, benim gibi Sade okumaya niyetli olanlar için müthiş bir yol gösterici olacaktır.

 

kitap - kemalOrhan Kemal – Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl

Nazım Hikmet’le üç buçuk yıl süren hapis arkadaşlığı süresince yaşadıklarını yazmış Orhan Kemal… Nazım’ın hapse geldiği gün, Kemal’in arkadaşlarıyla girdiği iddia ve akabinde Nazım’ın onu romancılığa yönlendirmesi, yaşadıkları hüzünlü, keyifli zamanlar… Orhan Kemal’in kaleminden onların anılarını okumak çok keyifliydi. Anlatım o kadar samimiydi ve sahneler gözümde o kadar net canlandı ki, kimi zaman ben de kendimi onların yanındaymışım gibi hissettim. Kısa süren, keyifli bir anı kitabı…

 

kitap - mullerHerta Müller – Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

İsmine vurulacak kitaplardan biri de bu olsa gerek! Müller, Nobel Edebiyat Ödülü almış bir yazar. Kitabında, uzun bir travmay yolculuğunda gözlemlediklerini ve bütün bir yaşamını gözden geçirmesini anlatmakta. Aşk, acı, hayal kırıklıkları, kapı önlerinde dolanan ihbarcılar ve faşizm gölgesinde yaşananlar… Kitabı beğenmeme rağmen, artık nedendir bilemiyorum, yer yer sıkıldığımı belirtmem gerekir. Kurgu ve geri dönüşler açısından bana zaman zaman Isabel Allande’nin ‘Paula’sını da hatırlattı. Diyebileceğim tek şey, güzeldi…

 

kitap - cioranEmil Michel Cioran – Çürümenin Kitabı

Cioran’ı da okumak ve anlamak pek kolay değildi ama buna rağmen kitaptan keyif aldım. Keyif alınacak bir kitap mıydı peki? Konu başlıkları altında kaleme alınan fikir ve düşünceleri göz önüne alırsam, sorgulayıcı, bunaltıcı, insanın içine şüphe salan, genel anlamda depresif bir kitap. Benim keyif almam için her türlü şart sağlanmış gibi görünüyor. Sizi bilemem… Kimi zaman sert, çoğunlukla öfkeli bir üslubu var yazarımızın. Bazı yerlerde kendini tekrar etmiş olmasına rağmen ben kitabı beğendim. Hatta ilerki zamanlarda tekrar tekrar okumayı düşünüyorum. İşaretlediğim, üzerine düşündüğüm çok cümle oldu. Tavsiye ederim.

 

kitap - vassaf 1Gündüz Vassaf – Cehenneme Övgü

Baskıcı ve totaliter dünyaya sert göndermelerin bulunduğu, aşktan ölüme, gündelik hayatımızdaki birçok kavram üzerinde duran, irdeleyen ve eleştiren bir kitapla karşı karşıyayız. Her konunun belli başlıklar altında incelendiği denemelerdeki üslubun oldukça sert olduğunu söyleyebilirim. Bu anlamda kitabı okurken çoğu yerde Reich’in Dinle Küçük Adam’ını hatırlamadan edemedim. Yazar, kitaptakileri tatbik edilsin, hayata geçirilsin diye değil, okuyucusunu düşündürmek için yazmış olmalı. Zira öyle bir dünyayı  – gözüme kulağıma hoş gelse de – hayal bile edemiyorum, özellikle son yıllarda… Elimden bırakamadan, ilgiyle okudum; çizdiğim ve not aldığım bir sürü cümle oldu. Hatta şimdiye kadar en çok çizdiğim kitap diyebilirim. Tekrar tekrar okuyacağım.

 

kitap - vassaf 2Gündüz Vassaf – Cennetin Dibi

Yazar bu kez de modern zaman insanını irdeleyerek, sahte hayatlara, hakikatten çok uzak olan sanal dünyaya ve zamanla insanların sahteyi gerçeğinin yerine koyup inanması ve öyle yaşamasına dair masalsı denemelerle okurun karşısında… ‘Cehenneme Övgü’ kadar ilgiyle okuduğumu söyleyemeyeceğim ama bu kitaptan sonra Vassaf’ın diğer kitaplarını da merak ediyor, okumak istiyorum.

 

kitap - pasaliİbrahim Paşalı – Entelektüellerin Hurafeleri 

Yanılmıyorsam bu kitabı iki sene evvel bir takipçim önermişti ancak okumak şimdiye kısmet oldu. Yazarın, entelektüellik meselesine değinerek kaleme aldığı denemelerden oluşan kitabı, başlıklarıyla da bir hayli ilgi çekici. Değindiği birçok konuya katıldığımı, düşüncelerinin çoğunda kendisiyle hemfikir olduğumu söylesem de, üslubunu sevemedim. Kitap kolay okunuyor, keyifli ve zaman zaman güldürüyor ancak, aşağılama ve yargılamaların olduğunu düşündüğüm yerler hoşuma gitmedi. Paşalı birçok yerde, eleştirdiği tuzaklara düşmüş kanımca. Bunun dışında, farklı bakışaçısı sağlayacak bir kitap olması açısından önerebilirim.

 

kitap - cundiogluDücane Cündioğlu – Arasokakların Tarihi 

Açıkçası kitabı, İstanbul’un arasokaklarının anlatıldığını düşündüğüm için almıştım fakat yanılmışım. Cündioğlu, arasokağı bir metafor olarak kullanmış. Şöyle ki; tarihi öğrenmek için anı ve hatırat okumanın önemine dikkat çekiyor kitabında. Tabir-i caizse, anayola çıkmak için önce arasokakları keşfetmek gerektiğini vurguluyor. Kesinlikle çok keyif alarak okudum kitabı. Anı, hatıra ve günlük okumayı oldum olası çok severim. Güvenilirliği, tarih kitaplarından daha fazladır. Kitabı okursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınızdır.

 

kitap - dinoAbidin Dino – Eller 

Toptaş’ı bir solukta okuyup bitirince, ayın son gününü kitapsız geçireyim dedim ama beceremedim yine. Sonra Abidin Dino’nun kitabını aldım. Hem biraz figür göreyim hem de bir ressamın gözünden birkaç satır okuyayım istedim. Dino’nun özportre olarak nitelendirdiği çalışmasını okumak benim için keyifliydi zira, resim yaptığım dönemlerde ben de el figürleri çizmeyi çok sever ve keyif alırdım. İnsanların ellerini incelemeyi de severim ayrıca. Siz de böyle biriyseniz belki ilginizi çeker.

 

kitap - edguFerit Edgü – Biçimler, Renkler, Sözcükler

Şair ve ressamlar üzerine denemelerin yer aldığı bir Edgü kitabı… Van Gogh’dan Matisse’e, Cezanne’dan Picasso’ya birçok ünlü sanatçının resimlerini yorumlayan, bu yorumlara şair ve yazarlardan anektodlar ekleyen Edgü, okuyucusuna adeta entelektüel bir sıçrama yaşatıyor. Kitabı okurken çok keyif aldım ancak, keşke resimden daha çok anlasaydıım, ressamları daha iyi tanısaydım diye de hayıflanmadan edemedim. Edgü’nün dil ve üslubunu da seviyorsanız, muhakkak okumanızı öneririm.

 

kitap - nerudaPablo Neruda – Yaşadığımı İtiraf Ediyorum

Bir anı kitabı için ne kadar güzel bir isim değil mi? Neruda’nın kendi kaleminden hayat serüvenini okumak oldukça keyifli bir deneyimdi. Şiirlerine ilham veren şeyleri, onları yaratma sürecini, yaşadığı olaylara, insanlara bakışını, savunduğu fikirlerin arkasında duruşunu okumak, kitabın ortalarında Nazım Hikmet’le karşılaşmak, şaşırtıcı ve ilham vericiydi. Çok zorlu ve çetin bir hayatla karşılaşmadım ama Neruda’nın hayatını okuyunca, şiirlerini biraz daha iyi anlayabildiğimi düşünüyorum. Yine de, tüm kitabı bitirdikten sonra dahi beni en çok etkileyen kitabın adı oldu, şüphesiz…

 

kitap - gandhiGandhi – Bir Özyaşam Öyküsü

Uzun zamandır otobiyografi/biyografi okumadığım için, konu Gandhi de olunca, kitaba büyük bir sabırsızlıkla sarıldım. Beklediğimi de buldum! Birilerinin kafama ’şunu yap, bunu yap’ demesinden çok daha etkili ve ilham vericiydi Gandhi’nin kendi tecrübe ve deneyimlerini okumak. Okumaktan ziyade, dil ve üslubuna bakılırsa, daha çok sohbet dinler gibi bir halim vardı benim. Çocukluktan yetişkinliğe değin yaşadığı olaylar, bedenini ve ruhunu terbiye ediş şekli, durumları algılayışı ve eleştirilerini ilk ağızdan okumak, kesinlikle kaçırılmaması gereken bir fırsat diye düşünüyorum. Ancak…  Cem Yayınevi’nin yazım hataları ve yanlış kullanılan noktalama işaretleri beni benden aldı. Madem böylesi değerli ve önemli bir kitap basıyorsunuz, neden bu kadar dikkatsiz ve özensiz davranıyorsunuz, anlamakta güçlük çekiyorum. Umarım aynı hatalar kitabın yeni basımlarında olmaz.

 

Emile Ajar – Yalan-Roman

kitap - ajarRomain Gary, Emile Ajar takma adıyla, ‘Koca Tembel’ ve ‘Onca Yoksulluk Varken’den sonra yazdığı üçüncü kitabı ‘Yalan-Roman’ı Danimarka’daki bir klinikte psikolojik tedavi görürken kaleme almış. Kitaba yine kara mizah ve hüzün hakim. Özellikle doktorun kendi hakkında tuttuğu raporlar üzerine, yazarın yaptığı yorumlar çok dikkat çekiciydi. Her zaman olduğu gibi, en sıradan olaylara yaptığı basit ama bir o kadar da etkileyici yorumlarla yüreğimin en derin yerlerine dokunmayı başardı, Gary… ‘Yalan-Roman’, yazarın kesinlikle en başarılı kitaplarından biri. Kendiyse hesaplaşmasıda, iç konuşmalarında ve hüznünde kendinizden de birçok şey bulacağınız, bulmasanız dahi farkına varacağınız birçok şey olacağını düşünüyorum. 

 

kitap - cundiogluDücane Cündioğlu – Bir Mabed Savaşçısı

Bir kitabı araştırmadan almanın en kötü tarafı, serisi olduğunu sonradan öğrenmemdir. En kötü tarafından da kötüsünü sorarsanız, o da aldığım kitabın serinin son kitabı olduğunu öğrenmem… ‘Bir Mabed Savaşçısı’nı, artık sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, hayranı olduğum Cemil Meriç’I, sevdiğim yazar ve düşünürlerden biri olan Cündioğlu’nun kaleminden okuyacak olmamın heyecanıyla düşünmeden almıştım. Cemil Meriç’I anlatan bundan başka ‘bir Mabed Bekçisi’ ve ‘Bir Mabed İşçisi’ adında iki kitap daha var, ki bunlar serinin ilk ikisi. Kitaba başlarken, Meriç’in biyografisini okuyacağımı düşünmüştüm ancak karşıma bir edebiyat şöleni çıktı. Buna rağmen ben, ilk etapta biyografi okumayı tercih ederdim. Kitapta Cemil Meriç’in entelektüel yönü ele alınıyor. Çevirdiği eserler, fikir ve edebiyat adına yaptığı savaşımlar, ilk defa paylaşılan belgelerle okuyucuya sunulmuş. Kitap, daha çok bir inceleme niteliğinde, arşivimde yerini aldı. Darısı ilk iki kitabın başına.

 

kitap - woolfVirginia Woolf – Bir Yazarın Günlüğü

Yazarların günlüklerini okumak, bana ne kadar dikizcilik hissi yaşatsa da, engel olamadığım ve açıkçası olmak da istemediğim eylemlerimden biri. Virginia Woolf, gerek ölüm şekliyle, gerekse okuduğum kitaplarıyla olsun ilgimi çeken, beni hüzünlendiren ve kadınlar için yazdıklarıyla sonuna kadar desteklediğim bir yazardır. En basit kelimelere dahi yüklediği duyguları, tüm ağırlığıyla hissederim satırlarında. Günlüklerini okumak da bir o kadar keyifli ve hüzünlüydü benim için. Bütün klişeleri yıkarak, aslında yazarların belli bir yazma rutininin olmayabileceğini, belli bir dönem eline kalem bile almak istemeyebileceğini ve fakat bunların ruhunda yarattığı bunalımlarla nasıl mücadele etmeye çalıştığını okumak, çok etkileyiciydi benim için. Özellikle yazar adayları okumalı diye düşünüyorum.

 

 

kitap - engin gectanEngin Geçtan – Rastgele Ben

Engin Geçtan’ın daha önce okuduğum kitapları daha çok psikoloji ağırlıklıydı ve çok şey öğrenerek okuduğum, beni çok düşündüren kitaplardı. Bu kitabı ise bir anlatı. Ellili yıllarda hekim olarak gittiği Amerika’da yaşadıkları, edindiği arkadaşlar, yaptığı seyahatler, karşılaştığı farklı inanç sistemleri ve dönemin kültür sanat hayatına dair gördüklerini anlatmış. Anlattıkları bunlarla kalmıyor elbette, bir psikiyatrist olarak bunları yer yer analiz ederek günümüz Türkiyesi’yle de kimi zaman karşılaştırıyor. Geçtan’ın anlatımı yine çok samimi, kitap yine çok akıcı. İlgi çekici bir çok tespit ve gözlem de mevcut. İlgiyle okudum.

 

kitap - bernhardThomas Bernhard – Ungenach

Ne kitabın ne de yazarın adını daha önce duymuşum… Kitabı neden aldığımı bilmiyorum. Belki de arka kapak yazısındandır. Çok beklentim olmadan okumaya başlıyorum ancak okudukça çarpılıyorum, düşünüyorum, habire satırların altını çiziyorum. Anlatılacak bir kitap değil Ungenach. Ama yine de biraz fikir vermek açısından konusuna değinmeye çalışacağım; Ülkesi dışında yaşayan akademisyen, kendine büyük bir miras kaldığını duyunca ülkesine döner ancak bu mirası akrabalarına bölüştürerek, ondan kurtulmak istemektedir. Akademisyen ve Noter Moro arasında geçen diyaloglar, adamın geçmişiyle yüz yüze gelmesi, kardeşinin mektupları ve memleketiyle tüm ilişiğini kesmek isteyen iç sesinin söyledikleri, çok ama çok etkileyici ve düşündürücüydü. O kadar ki, Bernhard’ın tüm kitaplarını o an okumak istedim. Böyle giderse Thomas Bernhard favori yazarlarım arasında yerini alacak.

 

kitap - huxleyAldous Huxley – Algı Kapıları 

Huxley’nin, meskalin adlı maddeyi kullandıktan sonra algısının açılması neticesinde yaşadığı deneyimleri anlattığı kitap, oldukça ilgi çekici. Görsel algıyı inanılmaz derecede açan meskalin, yazarın sesleri ve görüntüleri nasıl farklı algılamaya başladığını bize ilk ağızdan ulaştırıyor. İlginç bir kitap. ‘Cesur Yeni Dünya’dan çok daha farklı ancak onun kadar ilgi çekici. Bazı yorumlarda uyuşturucuya başlatma etkisi olduğu söylense de, bunu bir espri olarak algılıyor, bilinçli bir okuyucunun böyle bir şeye teşebbüs etmeyeceğini düşünüyorum.

 

kitap - cundiogluDücane Cündioğlu – Cenab-ı Aşk

Dücane Cündioğlu’nun neredeyse tüm televizyon programlarını izlediğimi ve kitaplarını okumayı çok sevdiğimi, beni takip eden herkes biliyor. Düşünen, düşünmeyi seven insanları seviyorum. Bu insanlar, illa ki kendi düşüncelerini dikte ettirme kaygısı olmadan, düşündürmek için yazdığında da çok mutlu oluyorum. Bu, her düşüncesine katıldığım anlamına gelmiyor ancak daha evvel düşünmediğim hatta aklıma bile gelmeyen şeylerin zihnimde yer alması ve farklı boyutlar kazanması, bana iyi geliyor. Cündioğlu’nun bu kitabı da denemelerden oluşuyor. Kolay anlaşılır ancak, elbette derinliği olan cümlelerden oluşuyor. Herkes keyif alır mı bilinmez ancak en azından bir kere okumayı denemek lazım. 

 

kitap - plathSylvia Plath – Günlükler

Büyük bir hevesle defter alıp, günlük tutmayan çok az insan olsa gerek. Ve ebeveynleri okuyor diye onları yırtmak yahut yazmayı bırakmak zorunda kalan birçok kişi… Bu ilk tecrübeyle insan, çok erken yaşlarda tanışıyor güvensizlik duygusuyla. Kaçımız onunki kadar derin cümleler kurduk ve kafamızdakileri, birinin okuması ihtimaline karşı, olduğu gibi yazabildik bilmiyorum ama Plath, içinde susmak bilmeyen sesi öyle güzel geçirmiş ki satırlarına, okuduğum şey bir günlükten çok daha fazlasıydı. 30 yaşında hayatına son veren Plath, 20’li yaşlarında öyle şeyler yazmış ki, intiharı asla desteklemememe rağmen bu derinlikte yaşamanın çok zor olduğunu da itiraf etmem gerekir. Ben, şu ‘başucu’ kitabı işini pek beceremiyor, başladığım kitabı illa ki bitirmek istiyorum. Ama ‘Günlükler’ bence yavaş yavaş, zaman zaman okunacak iyi bir başucu kitabı olabilir.

 

kitap - edguFerit Edgü – Yazmak Eylemi

1980 yılında, bir örgütün gerçekleştirdiği kepenk kapatma eylemini konu olan denemelerden oluşan kitap, Edgü’nün ustalığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Eylem, her başlıkta farklı karakterlerin gözünden, farklı üsluplarla anlatılmış ve en sonunda Edgü, bir yazar olarak, kendi gözünden düşüncelerini paylaşmış. Özellikle 101 farklı gözden tek olayın anlatılması ve hiçbir anlatımın birbirine benzememesi beni canevimden vurdu. Yazar adaylarının kesinlikle okuması gerekiyor, bence.

 

kitap - anne frankAnne Frank – The Diary Of A Young Girl

Yurt dışına gidenlerden siz ne istiyorsunuz bilmiyorum ancak benim ne istediğim malum; kitap. Hollanda’da iki yıl boyunca ailesiyle birlikte Naziler’den saklanan Anne Frank’in günlüğü de bunların arasındaydı. Gencecik bir kızın tuttuğu masum bir günlüğün, 60’tan çok dile çevrilen tarihi bir belge niteliği taşıyacağını o zamanlar kimse tahmin etmezdi muhakkak. Ama, Anne toplama kampında tifüsten öldükten sonra babası Otto Frank, günlüğü basım için yayımcıya verdi ve insanların yaşadığı olaylar, ergenlik çağındaki bir kızın gözünden bugüne kadar geldi. Oldukça etkileyici, dokunaklı ve hüzünlü bir kitaptı. Okunmalı…

 

kitap - wildeOscar Wilde- Hiçbir Şey Eskimez Mutluluk Kadar

Neden almışım bu kitabı bilmiyorum. Wilde’ın kitaplarından toplanmış aforizmaların derlendiği kitap, bu ayın en sıkıcı kitabıydı. ‘Dorian Gray’in Portresi’ni okurken öylesine keyif almış, öyle çok cümlenin altını çizmiştim ki, bu kitabı da beğeneceğimi umdum. Ancak, bir kurgunun içinde cümleleri çekip çıkarmak ayrı bir şey, o cümleleri sürekli art arda okumak ayrı bir şey. Kesinlikle çok sıkıldım ve aforizma bombardımanına tutulmak kabak tadı verdi. Sosyal medyada manalı söz yazıp artislik yapmak için ideal ancak edebiyat adına hiç keyif vermeyen bir kitap, bana göre.

 

kitap - tezer ozluTezer Özlü – Yeryüzüne Dayanabilmek İçin 

Okuduğum diğer kitaplarından farklı olarak Özlü’nün bu kitabında, çeşitli dergiler için yazdığı yazılar derlenmiş. Yazıları çoğunlukla edebiyat, sinema ve tiyatro üzerine ancak, yazarın ruhu da cümlelere yansımış elbette. Severek okuduğumu söyleyebilirim. Senelerce döne döne okuyacağım bir yazı var ki kitapta, o da Tarkovsky ile yapılan röportaj. Bana göre enfesti. Hiç değilse o bölümü bir yerlerden bulup okumanızı öneririm.

 

kitap - schnakenbergRobert Schnakenberg – Büyük Yazarların Gizli Hayatı

Kapağı, iç tasarımı ve arka kapak yazısıyla, benim gibi çok okuyan birinin ilgisini çeken bir görüntüsü olduğu yadsınamasa da, yazarların özel hayatını bu kadar çok art arda okumak bir süre sonra sıkılmama sebep oldu. Tabii kitabın konusu bu ve insanlar bu yüzden kitabı satın alıp okuyorlar. Fakat arada hiç mola vermeyip, durmaksızın paparazilik yaptığımı hissettikçe ve olayların yorumuma bırakılmayıp, olanca açıklığıyla gözüme sokulunca, sevdiğim yazarların gizemi bozulur gibi oldu. Neyse ki toparladım. Okuduklarımın fazla üstünde durmadım ve biraz unutur gibi oldum. İnsanların çoğunun çok beğeneceğini düşünüyorum ancak benim gibi gizemi sevenler hariç!

 

kitap - leylim leyAhmet Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar – Leylim Ley

Ahmet Arif’in, Leyla Erbil’e duyduğu karşılıksız aşkın mektupları… Mektupları yazan Ahmet Arif olunca, tutkulu, etkileyici, insanı kalbinden vuran cümlelerin varlığı şaşırtmıyor insanı. Yine de ben çok fazla etkilendiğimi, kalbimden vurulduğumu, oturup sayfa sayfa mektup yazmak istediğimi söyleyemeyeceğim. Çok hoş ve güzel bir kitaptı ancak, Nazım Hikmet’in Piraye’ye yazdığı mektuplar kadar etkilemedi beni.

 

kitap - bukowskiCharles Bukowski – Kadınlar

Bukowski’nin, kadınları daha yakından tanımak için, onlarla girdiği ilişkileri ve yaşadıklarını anlattığı, bir zaman sonra bana kabak tadı vermeye başlayan bir kitap oldu ‘Kadınlar’. Her kadın, bir öncekini tekrar eder gibi gelmeye başladığında, maalesef ben de biraz sıkıldım. Satır aralarında hoşuma giden cümleler olmasaydı, muhtemelen kitabı yarım bırakırdım. Demem o ki, ‘Ekmek Arası’ndan aldığım keyfin onda birini ‘Kadınlar’da bulamadım.

 

kitap - enis baturEnis Batur – Kitap Evi

Anlatıcıya miras kalan, kitaplarla dolu bir ev ve bu evin karşısına çıkmasıyla yaşadıkları ve daha çok düşündüklerini konu alan, kitap tutkusunu çok başarılı bir şekilde ortaya koyan, severek okuduğum bir kitap oldu ‘Kitap Evi’. Kitap, kitap, kitap… Kitaplar etrafında, kitaplara dair, kitap ve insanı konu alan, altını çizdiğim bir sürü satır olan, okurken yalnız olmadığımı gördüğüm ve bundan büyük bir mutluluk duyduğum, Enis Batur’un iyi ki yazmış olduğu, okunası sevilesi bir kitap. Tavsiye ederim.

 

kitap - ferit edguFerit Edgü – Tüm Ders Notları

Kitabı okurken, cümlelerin altını çize çize bir hal oldum. Hayata, insanlara, sanata, edebiyata dair birbirinden güzel, isabetli ve düşündürücü tespitlerin yapıldığı, ilgiyle ve merakla okuduğum çok başarılı bir deneme kitabı. Kitabı okurken, okuyucunun pasif kalması gibi bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bu manada, bana göre güzel bir beyin cimnastiğiydi. Tavsiye ederim.

 

kitap - cundiogluDücane Cündioğlu – Akif’e Dair

Son dönemim çok sevdiğim düşünürlerinden biri de Cündioğlu. Bu kitabında, Mehmet Akif Ersoy hakkında yapılan eleştirilere verdiği cevaplar, onun hayatına dair hiç bilmediğimiz olaylar bulunmakta. Oldukça ince bir kitap ancak bana göre çok etkileyiciydi. Böylesine önemli bir şair yetiştirmişken, nasıl oluyor da taşlayıp, baltalayabiliyor, nasıl onu merak etmeyip araştırmıyoruz, bu hakikaten şaşkınlık verici bir durum. Ben çok severek ve daha çok hüzünlenerek okudum ve çok sevdim. Meraklılarına tavsiye ederim.

 

kitap - kamber ates nasilsinGünay Çoban – Kamber Ateş Nasılsın (Hapishaneden Öyküler)

12 Eylül döneminde, hapishanelerde tutukluların yaşadığı olayların, yaşam koşullarının, duygularının ve aralarındaki dayanışmaların anlatıldığı, okurken mütemadiyen ‘Kara Arşiv’ kitabını hatırladığım, etkileyici bir kitap. Bazı yerlerde fazlaca gözüme batan ve beni rahatsız eden ajite edilmiş anlatımlar olsa da, severek okudum. Nacizane fikrim, zaten oldukça üzücü ve yaralayıcı olan olayların, bir de üstüne acıklı anlatımlarla yazılması, okuyucuyu iyice etkileme amacı gütse de, bana göre olayın gerçekliğini zedelemekte ve yaratılmak istenen etkiye de ulaşamamaktadır. Bu kitaplar kesinlikle yazılmalı, herkes okumalıdır ancak, kullanılan üsluba bence daha çok dikkat edilmeli. 

 

kitap - primo leviPrimo Levi – Bunlar Da Mı İnsan

Henüz 24 yaşındayken, Naziler tarafından Auschwitz Toplama Kampı’na gönderilen, kimya mühendisi Primo Levi, kamptan sağ çıkan 24 kişiden biriydi. Kitap, yazarın orada geçirdiği bir seneyi, çarpıcı, sarsıcı ve etkileyici bir şekilde anlatmakta. Levi’nin bahsettiği olaylar çok çok üzücü ancak, olayların ardından düşündükleri, orada hissettikleri, yaptığı yorumlar beni daha fazla etkiledi. Böyle bir kitap nasıl beğenilir, beğenilir mi bilmiyorum ama, kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum.

 

yalnizligin-kesfiPaul Auster – Yalnızlığın Keşfi

İki bölümden oluşan kitapta Auster, önce babasının ölümünün ardından yaşadığı duyguları ve onunla ilgili anılarını anlatırken, ardından kendi babalığını mercek altına alıyor. Akıcı, keyifli ve duygusal bir anı kitabıydı. Ben özellikle ilk bölümü çok beğendim. Ama okuduğum diğer Auster kitaplarıyla kıyaslarsam, ‘’Yalnızlığın Keşfi’’ dördüncü sıra civarlarında olur sanıyorum. Benim favorilerim hala, ‘’Yükseklik Korkusu’’ ve ‘’Ay Sarayı’’.

 

kitap - her seyin sonundayimTezer Özlü – Ferit Edgü Mektuplaşmaları – Her Şeyin Sonundayım

İkisi de hem insan, hem de yazar olarak sevdiğim kişiler olunca, mektuplaşmalarını okumak, keyifle karışık hüzün verdi bana. İkisinin de kitaplarını çok seviyorum ve ilgiyle okuyorum. Belki de bu yüzden mektuplarını okumayı da çok sevdim. Hayata, insanlara, kendi kişisel hayatlarına dair, çoğu zaman hüzünlü satırları okurken hissettiğim o melankolik hali de bir ayrı sevdim. Bu tarz kitaplardan hoşlananlara tavsiye ediyorum.

 

kitaplar - emrah serbesEmrah Serbes – Hikayem Paramparça 

Ne zaman Emrah Serbes’ten bahsedilse, aklıma ‘Erken Kaybedenler’ ve o kitabı okurken, gözlerimden yaşar gelene kadar, kahkahalarla güldüğüm zamanlar gelir. Bu kitabında ise güldürmekten çok düşündüren, internet yazılarından derlediği, kısa yazıları var. Kısa zamanda okunuyor, keyifli bir kitap ama illa ki okunmalı mı, onu bilemiyorum.

 

kitap - suzan defterAyfer Tunç – Suzan Defter

Ayfer Tunç ve çoğunlukla depresif bir havanın hakim olduğu kitaplarının bağımlısıyım. Uzun süre okumasam kendimi eksik hissederim. ‘Suzan Defter’i okurken de asla hayal kırıklığına uğramadım. Suzan’la ilgili anıları olan, iki kişinin tuttuğu, iki tane günlük, bir kitapta toplanmış. Kitabın kurgusunu sevmemin dışında, biçimsel olarak da okuduğum bütün kitaplardan farklıydı. Önce anlayamadım ve biraz yadırgadım ama sonrasında alıştım. Yazarın diğer kitaplarını severek okuyanlar, bunu da oldukça beğeneceklerdir bence.

 

nazim hikmetNazım Hikmet: Piraye’ye Mektuplar

Nazım Hikmet’in hapishane yıllarında Piraye’ye yazdığı mektuplardan oluşan kitapta, değme aşk senaryolarına taş çıkaracak bir aşkla birlikte, tutku, öfke, çaresizlik, kıskançlık ve daha nice duyguyu bir arada okuyor ve hissediyorsunuz. Ben Nazım Hikmet’I de çok sevdiğim için büyük bir keyifle okudum. Kitabın o kadar içine girmişim ki, Hikmet, Piraye’ye ayrılmak istediğini yazdığında büyük bir öfkeye kapıldım. Ne kadar öfkelenirsem öfkeleneyim, sevdiğim bir şairin mektuplarını okumak çok etkileyiciydi. Tavsiye ediyorum.

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN