Doğu Ekspresi yolcularına imrenmem ve trenle yola çıkma isteğimle birlikte; daha yakın ve pratik bir rota çizmeye çalışırken, hızlı trenle dört saatte gidebileceğimiz Konya düştü aklıma. İyi ki de düşmüş, beklentimin üstünde ve çok keyifli bir hafta sonuydu!

Neden Konya?

Konya’ya gitme kararını vermemizde en fazla etkili olan şey, tren yolculuğu yapma isteğimiz. Hızlı tren, dört saat süren ve çok da uzun olmayan bir yolculuk aslında. Ancak çayımızı ve kitabımızı alıp trende olmanın keyfini biraz olsun yaşayabilir miyiz, yaşarız diyerek Konya’ya doğru yola çıkıyoruz. Önceden oturup liste hazırlamıştık, şehirdeki müzelere ve görülmesi gereken diğer yerlere gideceğimiz bir gerçek ama galiba bizi en çok Konya lezzetleri heveslendiriyor ve yolda yiyeceklerimizin hayalini kurmaya başlıyoruz bile. Nitekim trenden indiğimiz gibi, ne otele ne de başka bir yere uğramaksızın Hasan Şendağlı Pide’ye koşmamızdan da bu durum anlaşılır gözüküyor :)

İstanbul-Konya hızlı tren bileti almak için tıklayın.

Burası uzun yıllardır var olan, yağ somunu ile Konya’nın meşhur tatlısı sac arasının en lezzetlisini bulabileceğiniz bir mekan. Yağ somunu, küflü peynirle yapılan bir pide. Pidenin pastırmalı ve kavurmalı seçenekleri de mevcut ama bugüne değin denemediğimiz bir lezzetin peşinden gidip küflü peynirle yapılan çeşidini tercih ediyoruz. Pişman olduğumuzu da söyleyemem, çok lezzetliydi -yazı boyunca çok sık göreceğiniz bir ifade olacak. Bana kalırsa yağ somunu gerçekten farklı ve denemeye değer bir lezzet fakat bizi burada asıl vuran cevizli ve fıstıklı seçenekleriyle sıcacık servis ettikleri ve tereyağı kokusunu uzaktan bile alabildiğimiz enfes sac arası tatlısı. Abartısız söylüyorum, sırf bu tatlıyı yemek için bile kalkıp Konya’ya gelinir. Üç arkadaş, lokmaları ağzımıza attığımız an birbirimize bakıyoruz ve o an itibariyle “iyi ki” diyoruz.

Konya’da Gezilecek Yerler

Karnımız tok, sırtımız pek olunca Meram’a doğru yola çıkıyoruz. Meram; doğasıyla, köprüsü ve oturulabilecek küçük alanlarıyla huzurlu ve keyifli bir yer. Soğuk ve karlı bir havada değil de sıcak bir günde burada olsak daha güzel olurdu elbet ama özellikle derenin olduğu bölge sessizliğiyle huzur vaat ediyor. Meram dönüşü Mevlana Müzesi’ne gidiyoruz. Eskiden Mevlâna’nın dergâhı olan müze, 1926 yılından itibaren müze olarak kullanılmaya başlanmış. Mevlevilik tarikatı üyelerinin inanış, felsefe ve yaşayış tarzlarını güzel yansıttığını düşündüğüm bir müze. Buradan sonra Selimiye Camii’ni ziyaret ediyoruz. Bu kadar gezince acıkıyoruz pek tabii, Tarihi Çelebi Konağı’nda türk kahvesi molası zamanı.

Baştan söyleyelim, akşam 20.00-21.00 dediniz mi Konya’da hayat yavaşlıyor. Biz bu saatleri, Mevlana Kültür Merkezi’ndeki Sema gösterilerini izleyerek değerlendirdik. Cumartesi günleri ücretsiz olarak düzenlenen gösteriler, epey etkileyici. Konya’ya yolunuz düşerse mutlaka izleyin derim.

Konya Mevlana Müzesi Adres: Aziziye Mah., Mevlana Cad. No:1, 42030 Karatay/Konya

mevlanamuzesi.com/

Konya’da Ne Yenir?

Öğle yemeğinde, Konya’ya gelmeden önce herkesin anlata anlata bitiremediği Tiritçi Mithat‘ta buluyoruz kendimizi. Birkaç dakika sıra bekledikten sonra, uzun süredir yediğimiz en leziz eti yiyeceğimizden habersiz burada bir masa bulabiliyoruz kendimize. Et, pide, et suyu ve yoğurt bir araya getiriliyor ve güvecin içinde fırına atılıyor. Pişirme tekniğinden mi yoksa etin özenle seçilmesinden mi bilmiyorum, tattığım en lezzetli yemeklerden biri. Sanırım çoğu insan da bunu keşfetmiş olacak ki, uzun uzun sıra beklemeye ve dar bir alanda yemek yemeye razı oluyorlar. Tirit yemeğinin verdiği mutluluk ve enerjiyle uzun uzun şehir yürüyüşü yaptıktan sonra biraz otelde dinlenmeye karar veriyoruz.

Tiritçi Mithat Adres: Aziziye Mahallesi, Yusufağa Sk. 21/A, 42030 Karatay/Konya

Pazar sabahı ilk işimiz uzun uzun kahvaltı etmek oluyor, ardından rotayı Sille’ye çeviriyoruz. Sille, Selçuklu’ya bağlı bir köy. Konya merkezden 7-8 km yol giderek ulaşabildiğiniz bu eski yerleşim bir Rum-Türk köyü. Bana ilk anda Safranbolu’yu anımsatıyor. Eski Rum evleri, Aya Eleni Kilisesi, köprüler ve Arnavut kaldırımlı sokaklar: iyi ki burayı es geçmeyip gelmişiz dedirtiyor bize. Aya Eleni Kilisesi’ne girip büyülendikten sonra, Eleni Cafe’de seramik fincanlardan türk kahvemizi içiyor, bir yandan da etrafı seyretmeye devam ediyoruz.

Sille’de tandır ve sac böreği meşhur, gittiğinizde deneyebilirsiniz. Biz kendimizi Konya Merkez’e dönüp fırın kebap, etli ekmek ve sac arası yemeğe hazırladığımız için onları tatma fırsatı bulamıyoruz ama özellikle tandır böreğinde aklım kalıyor doğrusu. Sille dönüşü, Hacı Şükrü’de fırun kebap yiyoruz. Esasında aklımızda Bolu Lokantası var ancak buranın pazarları kapalı olduğunu, oraya kadar gidip kapı duvarla karşılaşınca anlıyoruz. Neyseki Hacı Şükrü de epey mutlu ediyor bizi. Taş fırında kendi yağı ve suyuyla pişen kuzu eti, pide ve kendi yapımları ayranla gerçek bir lezzet şöleni yaşıyoruz. Yaklaşık yarım saat sonra da Cemo Etli Ekmek’te Konya’nın en bilindik yemeklerinden olan etli ekmeği deniyoruz. İstanbul’da da rahatça bulabileceğiniz etli ekmeği burada yemek bizi epey mutlu ediyor ve sanırım iki günü düşündüğümüzde favorilerimiz Hasan Şendağlı Pide’de yediğimiz sac Arası tatlısı ve tirit oluyor. Bu arada pazar günü, bir üçüncü dalga kahveci de buluyoruz: Hi Coffee. Şaşırtıcı derecede başarılı.

Demem o ki, bir haftasonunuzu Konya’ya trenle hızlıca ulaşıp buranın tarihi yerlerini gezerek ve lezzetli yemeklerinin tadını çıkarak geçirirseniz hiç pişman olmazsınız!

İlginizi çekebilir: Deniz Odabaşıoğlu’dan “İlahi Aşkın Şehri: Konya”

Konya’da Ne Yapılır // Konya Lezzetleri

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN