Gittiği her Avrupa şehrinde kalbini bırakmış bir insan olarak Kopenhag’da kalbimin yanı sıra aklımı ve ruhumu da bıraktım. Daha önce yerini dahi bilmediğim bu şehrin mutfağını, insanlarını, hayat tarzını keşfettikçe beni kendisine bağladı. Tahminimce mayıs, haziran ayları Kopenhag’ı ziyaret etmek için çok uygun zamanlar. Güney ülkeleri sıcaktan kavrulmaya başlarken burada bahar tam anlamıyla yaşanıyor. Şehrin simgesi sayılabilecek mürver ağaçlarının yanı sıra yeşilin binbir tonu etrafınızı sarıyor. Güneş 23:00’te batıp sabah 3:00’te doğduğu için de şehri gündüz gözüyle görmek için bolca zamanınız oluyor. Kışın ise uzun saatler karanlık olmasından ve soğuğun ağır hissedilmesinden dolayı Kopenhag’ı ziyaret etmek pek zevkli olmuyor.

IMG_3969

Kopenhag Kopenhag’da Ne Yapılır?

Kopenhag havaalanına inmeye başladığınız anda çok güzel bir manzara sizi karşılıyor olacak. Kopenhag’ı Malmö’ye bağlayan Oresund köprüsü ve köprüye yakın olan, üzerinde 5-6 ev bulunan Saltholm adası kuşbakışı çok güzel gözüküyor. İndiğiniz andan itibaren şehre dair hiçbir fikriniz olmasa dahi şehre adapte olmanız çok uzun sürmüyor. Çoğu işaret ve bilgilendirme İngilizce ve insanların %90’ı İngilizce’yi mükemmel konuşuyor, dolayısıyla İngilizce biliyorsanız her şey sizin için daha kolay olacaktır. Havaalanına indiğiniz anda otomatlardan 150 DKK ücret ödeyerek 10 geçiş hakkı tanıyan biletlerden alın. Şehre indiğinizde bisiklet kiralamanız farz olsa da metro/otobüse binmeniz gereken zamanlar da olacak. 10 bilet almak daha ekonomik oluyor. Şehir oldukça pahalı olduğu için bir süre sonra ufak hesapların bütçenizi büyük ölçüde rahatlatacağını fark edeceksiniz. Havaalanından çıkmadan direkt metroya ulaşıyorsunuz, bizde olduğu gibi turnikeler yok ama siz yine de biletinizi makineye okutmayı ihmal etmeyin, çok sık kontroller yapılıyor ve cezaları çok yüksek. Şehrin merkezi “Norreport” durağının 2 km çapındaki alan sayılabilir. Dolayısıyla metroyla Norreport’ta indikten sonra şehir turunuz başlamış oluyor. İlk başta Norreport durağına çok yakın olan Torvehallerne’ye gidin. Bir çeşit yemek pazarı. Mevsimsel sebze ve meyve, et, ekmek gibi gıda maddelerini bulabileceğiniz gibi küçük büfe tarzı yerlerde yemek yiyebilirsiniz veya ufak mutfak gereçleri alışverişi yapabilirsiniz. Pazar dediğime bakmayın, oldukça keyifli bir sosyalleşme alanı.

et

Oradan çıkıp mutlaka Botanik Bahçe’ye gidin. Giderken de bira/şarap ve birkaç atıştırmalık alın ve piknik yapın. Kopenhag’daki muhteşem restoranları akşam yemeği için tercih edin, gündüzleri ise bu yeşil parklarda piknik yapın. Botanik Bahçe’nin hemen kapı komşusu Rosenborg Kalesi’ni de görmeden geçmeyin ne de olsa en eski kraliyet ailelerinden biri bu şehirde yaşıyor.

botanik

Daha sonra şehrin simgesi “Little Mermaid” yani “Küçük Denizkızı”nı görmeye gidebilirsiniz, ama görmezseniz de çok şey kaybetmezsiniz çünkü gerçekten oldukça küçük bir heykel.

Rotanızı Nyhavn, yani yeni limana çevirin. Şahsen oradaki restoranlarda oturmayı fazla turistik olduğu için tercih etmedim, tursitik yerlerde genelde iyi kalitede yemek olmaz, o yüzden bir bira alıp kanal kenarında oturup atmosferin tadını çıkarmak daha iyi bir seçenek bence.

Daha sonra Christiansborg Kalesi’ne de uğrayıp Tivoli’ye gidebilirsiniz, ne de olsa Kopenhag’ın en ünlü yerlerinden biri Tivoli Bahçeleri. İçinde lunapark olan büyük bir bahçe diyebiliriz. Gİriş 99 DKK, girdikten sonra her oyuncak 25 DKK, oyuncaklardan faydalanmayıp sadece girip gezeyim derseniz verdiğiniz paraya yazık olur, eğer eğlenceli bir grupla birlikteyseniz girin ve doya doya eğlenin. Aksi halde  girişe ödediğiniz paranıza yazık olacaktır. Son olarak, şehir merkezi gezinizi sona erdirmeden önce her şehrin olmazsa olmazı alışveriş caddesini yani namı diğer Stroget’i de görmeniz gerekiyor.

storget

Merkezin biraz dışında sayılabilecek olan Carlsberg fabrikası ve ona komşu olan hayvanat bahçesini de gezip turistik gezi turunu tamamlayabilir ve artık bir Kopenhaglı gibi yaşamaya geçebilirsiniz. Yani en iyi kalite kahvenin bulunduğu cafelerde oturmak, en yeşil parklarda piknik yapmak ve en iyi kalite şarap ve yemek bulacağınız Michelin yıldızlı restoranlarda yemek yemek.

Kopenhag’da Cafe ve Restoranlar Kopenhag’da ne yapılır

Kopenhag bölgelere ayrılmış bir şehir ve benim en çok sevdiğim bölge NØRREBRO. Piknik yapmaktan en keyif aldığım yer olan Assistens Mezarlığı (Danca: Assistens Kirkegård) da bu bölgede yer alıyor. Mezarlık deyince insan gerilir genelde ama ben hayatımda bu kadar huzur dolduğum bir yere önceden gitmemiştim. Öğle yemeğinde Manfreds&Vin’de “beef tartare” yedikten sonra en iyi kahveyi içmek için Coffee Collective’e gidip, akşama doğru en iyi biraları tatmak için Mikkeller&Friends’e gitmeli ve akşam yemeği için 1 Michelin yıldızlı Relae’ye giderek gastronomik turunuzu büyük ölçüde tamamlayabilirsiniz. Relae’de her yediğim yemek inanılmaz lezzetteydi.

IMG_3841

Relae’de 3 ayrı tadım menüsü imkanı var “omnivore” yani et, “herbivore” yani vejetaryen veya ikisinin birleşimi 7 courseluk menüyü seçebilirsiniz ve her bir tabakla eşleştirilmiş şarap tadımını da seçerseniz hayal kırıklığı yaşamayacağınız bir deneyim elde edersiniz. Bu arada Relae Manfreds&Vin’in kardeş restoranı ve organik sertifikaya sahip.

IMG_4168

Diğer bir gastronomik deneyim için Nyhavn’da bulunan The Standard’ın içindeki Restaurant Studio’yu tavsiye ederim. Burası da 1 Michelin yıldızına sahip ancak Relae’den oldukça farklı bir konseptte. Daha lüks, daha geniş bir menüye sahip ve daha pahalı, fakat buradan da çıkarken hayal kırıklığı yaşamayacağınız kesin.

IMG_3816

Noma’da yer bulamadığım için oraya gidemedim, ama Kopenhag’a gideceğiniz çok önceden belliyse mümkün olan en kısa zamanda Noma’ya rezervasyon yapmaya çalışın, ne de olsa dünyanın en iyi restoranları listesinde 1 numara.

Kopenhag dışarıdan bakıldığında çok sakin gözükse de gece hayatı baya hareketli ve eğlenceli, şehir turundan yorgun düşseniz de bir gece dışarı çıkıp eğlenmeyi ihmal etmemelisiniz.

Mayıs veya haziran ayı olsa da Kopenhag’da havaya pek güven olmuyor, sabah çıkarken güneşli diye sandaletlerinizi giydiğiniz gün öğlene doğru fırtınaya yakalanabilirsiniz. O yüzden tedbirli olmalı ve yanınızda şemsiye veya yağmurluk bulundurmalısınız.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Kopenhag’a iki kez gittim ve kesinlikle Avrupa’da gördüğüm şehirler arasında en sevdiklerimden. Okuyunca bir daha gitmek istedim!

    Yazının ilk yarısındaki turistik bölümün arasında yer alması gereken bir başka şey, Nyhavn’dan kalkan teknelerle kanal turu yapmak bence. Bir yandan biranı yudumlayıp bir yandan şehrin farklı bölgelerini suyun üzerinde ilerlerken görmek, farklı dönemlerin mimarisine hayran kalmak ve belki de sokaklarda yürürken göremeyeceğin detayları görmek çok keyifli.

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?