“Çeşme! “Çok popüler hemen gitmeliyiz, her mekanı görmeliyiz, happy hour yapmalıyız, akşam da deliler gibi partilemeliyiz. Alaçatı’da insan kalabalığında sıkışıp yürümeliyiz. Bunları yaparken harcayabildiğimiz kadar çok para harcamalıyız…”

Çok mu kötüledim Çeşme’yi? Yok böyle dediğime bakmayın 2006’dan beri her yaz giderim, yine de gitmeye devam edeceğim. Ama biraz körmüşüm. Keşfetmeye kapalıymışım. Çok daha kusursuz yerleri atlamışım, ta ki bu seneye kadar.

Kaş’ta Neler Yaptık?

Kaş’tan bahsediyorum. Dalaman havaalanına 2 saat uzaklıkta olan bu küçük sevimli kasaba tatil planlarımı tekrar gözden geçirmemi sağladı. Hiçbir şey yapmamaktan, boş oturmaktan hiç bu kadar keyif almamıştım…

Kaş’ı neden bu kadar sevdiğime gelince;

Kaş’ta Konaklama: Narr Otel

Otelimiz detayını atlayamayacağım. Narr Otel, Küçük Çakıl’da. Hemen önünden denize girmek için plajlar var. Odamızın muhteşem deniz manzarası vardı ve sabah kahvaltısı da hiç fena değildi.

Otel hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.  

Otelin bulunduğu Küçük Çakıl Kaş’ın merkezine 2 dakika yürüme mesafesi. Yolda bir sürü otel sıralanmış ve otellerin önünden bir merdivenle aşağıya inip plaja ulaşıyorsunuz. Kum ve geniş sahil yok. Daha kayalıklı bir deniz. İlk girdiğinizde sıcak bir deniz zannediyorsunuz, sonra yer yer gelen buz gibi akıntı sizi bu fikirden vazgeçiriyor. Küçük Çakıl güzeldi, fakat favori yerimiz değildi. Öğlen 12-3 arası gidip daha sonra hemen buradan çıktık. Biraz alt alta üst üste ve kalabalık gibiydi.

Büyük Çakıl Kaş

Büyük Çakıl, Kaş

Küçük Çakıl’dan yürüme mesafesinde olan Büyük Çakıl ise favorilerden biriydi diyebilirim. Küçük Çakıl’dan dümdüz ilerliyorsunuz, hafif yokuş ama bizim yaptığımızı yapıp yürümeyin derim. Keza o sıcağın altında 10 dakikalık mesafe çölde geçen 1 saat gibi geliyor. Sürekli şikayet eden benim gibi bir tatil arkadaşınız da varsa o yol hiç bitmiyor. Ama daha sonra serap görmüş gibi karşınızda plaj beliriyor. Kum ve büyük çakıl taşları arasında bir sahil. Sahile sıralanmış 4 adet plaj. Plajların arasında hiçbir fark yok aslında. Bir tane ağaç altında gölge yer bulup yıkılıyoruz şezlonga. Unutmadan, Kaş’ın birçok yerinde plajlar ücretsiz, şezlong ve şemsiye de. Sadece muhteşem yemeklere ufak bir tutar ödüyorsunuz.

Liman Ağzı: Bilal’in Yeri ve Nuri’nin Yeri

Kaş’ta bir diğer favori yer ise Liman Ağzı. Merkezden takalar sizi yarım saatlik yolculukla götürüyorlar. Kaş’a bağlı bir yarımadaya sıralanmış 4 adet plaj. Hangisi nedir bilmeden biz Bilal’in Yeri‘ni seçtik. Pişman olmadık, çünkü bu kadar güzel bir deniz, üstüne bir de bu kadar güzel bir taze fasulye az görmüşümdür. Evet plajda taze fasulye olur mu demeyin, yediğimiz en iyi fasulyeydi.

Bilal’in Yeri’ne ulaşmak için bu telefon numarasını kullanabilirsiniz: 0535 395 81 82

Bir başka gün de yine Liman Ağzı’nda Nuri’nin Yeri‘ne gittik. Nuri’nin Yeri, Bilal’in Yeri’ni geçer diyebilirim. Taze fasulye yoktu, ama muhteşem bir köfte güveç vardı. Deniz daha berrak, daha soğuktu. En büyük pişmanlığımız bir adet şnorkel bir adet de deniz gözlüğü almamaktı. Tembellikten bir bakkala uğrayıp da iki tane gereç alamadık ama siz siz olun mutlaka alın. Herkeste bir tane var ve herkes denizin dibini izliyor. Ne var bilemiyorum, o yüzden detay veremeyeceğim.

Hidayet’in Koyu, Kaş

Hidayet’in Koyu… Hidayet’in yeri Kaş’a minibüsle 5 dakika uzaklıkta bir yarımadada. Bakir kalmış bir yer. 3-4 şezlong, onun dışında bir ailenin işlettiği mutfak var. Size muhteşem bir patates kızartması ve gözleme yapıyorlar ki ben gerçekten böyle bir şey yemedim.

Denizin tekrar muhteşem olduğunu söylememe gerek yok heralde. Dönüşte yarım saatte bir geçen minibüsü yakalamak gerekiyor, bir de minibüse ulaşmak için çok uzun bir yol tırmanmak.. Ama biz şanslıyız, bir önceki gün Echo Bar’da dinlediğimiz Athena Hakan “sizi isterseniz yukarı kadar bırakayım” diyor, biz de yüzsüz yüzsüz Kaş Merkez’e gidiyoruz oraya kadar da bıraksan diyoruz.

Echo Bar derken gece hayatından da biraz söz etmek gerek. Kaş’ın çarşısı turist dolu, küçük bir çarşı, Alaçatı misali. Sadece daha rahat, daha geniş.. Bahsettiğim Echo Bar da yine merkezde.

Jehan Barbur konseri Cumartesi akşamımızı şenlendirdi. Hem kendi şarkılarından hem de Bülent Ortaçgil, Ezgi’nin Günlüğü’nden şarkılar söyledi. Küçük bir bar, en önde yastıklara oturarak dinledik. Sonra sahneye Athena Hakan’ı çağırdı, o da iki şarkı söyledi. Bu kadar samimi bir konser dinlememiş olabilirim.

Kaş Mekanları

Akşam yemeği olarak BiLokma’da muhteşem mezeler yedik, bir de Üzümkızı Meyhane’de sütte dil balığı yedik. Üzümkızı çok popüler, mutlaka daha önceden rezervasyon gerekiyor, yoksa önde sokakta oturuyorsunuz. Bu konularda amatörüm ama rezervasyonumu yine önceden yaptırmıştım.

Kaş’ta lezzet arayışında olanlara birkaç önerim daha var; not almanızı öneririm:

> Kaş’ın sıcağına ek olarak bir de Meksika ateşi isterseniz Viva Kaş‘ı tercih edebilirsiniz. Burası, tacolardan, nachos ve burritolara Meksika mutfağı atıştırmalıklarını bulabileceğiniz küçük ve samimi bir yer.

> Balık dışında alternatifler arıyorsanız, iki önerim var. İlki Birsen Tezer’in, Jehan Barbur’un şarkılarını dinleyebileceğiniz harika bir modern ocakbaşı olan Zaika Ocakbaşı. Lezzetler gerçekten çok iyi. Diğeri ise bir vegan ve vejeteryan restoranı olan Oburus Momus. Yediğiniz en güzel falafel toplarını burada bulmanız muhtemel.

Genel olarak yılın 300 günü güneş alan bu güzel kasabayı bu sevimli yerlerin dışında neden sevdim derseniz; herkes sakin, koşuşturma yok, bir yerlere yetişme paniği yok… İnsanlar kibar, karşısındakini insan yerine koyuyor, merkezde yerde oturup sokakta müzik yapan gençleri var, plajda sessizlik var, kitap okuyan insanlar var, kimse kimseyle ilgilenmiyor, ama hizmet almaya geldiğinizde en hızlısını alıyorsunuz. Güleryüz var, aksilik yok.

Aslında böyle olması gerek belki, ama biz unutmuşuz İstanbul’da bunları. Koşuşturmaktan, hırstan, daha iyi olma çabasından asıl olması gerekeni yaşamıyoruz, huzur nedir bilmiyoruz.

Bu kadar konuşmama rağmen İstanbul’dan vazgeçemem sanırım. 2-3 ay sonra İstanbul’uma gitsem de Boğaz’da bir balığımı yiyebilsem, Bebek’te bir yürüyebilsem derim, burnumda tüter burası. Ama ara sıra bir nefes almak, bu koşuşturmadan uzak kalmak ve gerçekten mutlu insanları görebilmek için Kaş’a gidin derim. Pişman olmazsınız.

İlginizi çekebilir: Gizem Yeşilalan’dan “Yaza Özlem: Kaş Dosyası”

Fotoğraflar: Cem Karako

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. kaşla ilgili internette döküman ararken burayı buldum 1eylülde kusursuzluğu keşfetmeyi düşünüyoruz blogu yazdırdım ve yanıma alıcam bakalım ne kadar yardımcı olacak

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?