Puglia tatilimizin rotasını tekrarlayalım. Önce Bari’ye uçup, büyülü şehir Matera’ya gittik. Orada bir gece konakladıktan sonra Polignano a Mare’ye uğrayarak Ostuni’ye geçtik. Ostuni’nin ikinci gününde Alberobello, Locorotondo’ya uğradık ve son iki gecemizde Lecce’ye geçtik. Lecce harika bir şehir! Buraya “Güney’in Floransa’sı” diyorlar, ancak ben “Güney’in Roma’sı” ve “Lucca’nın Güney’deki Kardeşi” diyorum. Sapsarı sokakları, güleryüzlü insanlarıyla biz Lecce’ye tek kelimeyle bayıldık.

Lecce’de Neler Yaptık?

Tüm gün ara sokakları gezdik, kapıları açık evlerin içine gizli gizli baktık, giriş katlarındaki heykel ve benzeri atölyelerin önünden geçip lokal halkı inceledik, barok mimariye, sarı binalara hayran kaldık. Bol bol beyaz şarap içtik, burrata yedik sonra aynı sokaklardan tekrar geçtik… Lecce’deki iki günümüzün özeti bu aslında. Sokaklarda kaybolmak Lecce’de yapacağınız en doğru aktivite. Tabii sokaklarda kaybolurken bunları görmeyi ihmal etmeyin. Sant’Oronzo Meydanı’nda yer alan Roma Amfi tiyatrosunu mutlaka görmelisiniz. Amfitiyatro’ya bakarken gözlerinizi kapatın ve o dönemi, halkı ve gladyatörleri hayal edin. İkinci “mutlaka!” dediğim yer ise gece saatlerinde Duomo Katedrali’nin meydanı. Biz gittiğimiz sırada bomboş olmasına rağmen, uzun süre katedral ve etrafına bakakaldık. Gerçekten, ayakta durduk ve gördüğümüz manzarayı beynimize kazıdık. Bu arada Lecce’yi merak ediyorsanız kesinlikle Ferzan Özpetek’in muhteşem filmi Serseri Mayınları seyredin. Film boyunca, Lecce’den sokak manzaraları görüp, bu güzel şehrin katedralleriyle tanışıp, halkının sempatikliğine şahit olacaksınız.

Lecce’de Nerede Kaldık?

Lecce’de Palazzo Bernardini adında bir ev-otelde kaldık. Otelin yani evin sahibi, 70li yaşlarda, İstanbul doğumlu, yarı Rum yarı Ermeni asıllı Isabel diye çok hoş sohbet bir kadındı. 1965 senesinde olayların karıştığı dönemlerde Türkiye’den İtalya’ya göç etmiş. Üniversiteyi Bologna’da okumuş. Orada kocasıyla tanışıp, Lecce’de yaşamaya başlamış. (Türkçesi hala gayet iyi, tabi ciddi baskın bir Rum aksanıyla.) Bu saray yavrusu kıvamında, muhteşem ötesi bina, kocasına aitmiş. Kocası vefat ettikten sonra anne ve babasını da, 80li yıllarda Türkiye’nin “kötü” dönemlerinde Lecce’ye taşımış. Onların da ardından Palazzo Bernardini’yi B&B’ye çevirmeye karar vermiş. “Bu kadar büyük evde ne yapacaktım, bisiklete mi binecektim” deyip, kahkaha attı :) Bize geçmişinden, iki kızlarından bahsetti, Lecce ve etrafında yaşayan birkaç önemli kişinin kısaca hikayesini anlattı. Isabel’in evi gerçek anlamıyla bir müze. Müzeden bile ötesi hatta. Burada inanılmaz tablolar, antika eşyalar, kitaplar, fotoğraflar var. Evin tarihini, yaşanmışlığını direk hissedebiliyorsunuz. Lecce seyahatinizde booking’den ulaşabileceğiniz Palazzo Bernardini’yi tercih etmenizi öneririm.

Lecce’de Nerelerde Yedik?

İlk öğlen Lecce’de Via Guglielmo Paladini’de bulunan Volo Restaurant’a gittik. Ben Puglia bölgesinin ünlü makarnası orecchiette’ten yedim, Tuna ise kabaklı ve ricottalı bir penne yedi. Tuna her zamanki gibi benden daha iyi bir seçim yapmıştı :) Volo’nun penne’sini denemenizi tavsiye ederim. Lecce’de her mekanda beyaz şarap içtik, sürekli sokaklarda hafif çakır dolaştık. Burada içtiğimiz house wine çok lezzetliydi, sonrasında da enfes bir creme brulée ile yemeğimizi tamamladık. 

Akşam yemeğine geçmeden önce sizlere önemli bir notum var: Güney İtalya insanları keyfine ve rahatına çok düşkünler o yüzden siestaları onlar için çok önemli. Siesta saatleri yani 2 ile 5 arası Lecce’de etrafta turistler haricinde başka kimse olmuyordu. Lecce gezinizde o saatlerde daha çok bisiklet kiralamayı, öğle yemeği yemeyi ve müze gezmeyi tercih edebilirsiniz. Siesta dışında asıl sorun şu: Pazartesi! Genel olarak İtalya’da pazartesiler şehirler çok durgun oluyor çünkü halk pazartesi günleri 3 saatlik değil, tüm günlük bir siesta moduna geçiyor. Ben bir daha bu konu da dikkatli olacağım ve İtalya tatillerimi olabildiğince pazartesiye getirmeyeceğim. Lecce’de ilk günümüzün pazartesi olması dolayı akşam yeterince keyfini çıkaramadık. Bu kadar canlı bir şehirde sokaklar ciddi anlamda bomboştu. Ben uyarmış olayım :)

La Cantina delle Streghe’ye Lecce’de ilk gecemizde gittik. Çok keyifli bir wine bar burası. Harika burratalar, bruschettalar var menüde. Şarap konusuna gelince Puglia bölgesinin beyaz şarapta en ünlü üzümleri Vermentino ve Fiano. İkisi de benim damak zevkime uydular. Aperolla başlayan yemeğimiz sonrasında tabi ki birer kadeh Vermention ile devam etti.

Lecce’de ikinci gün gittiğimiz yerin adı ise Mamma Elvira Enoteca’ydı. Burası da aynı şekilde cool bir winebar. Burada lasagna, Friselline (Bruschettanın daha tatlı ve siyah bir ekmekten yapılanı) yedik. Özellikle Friselline nefisti. Lecce seyahatinizde bir gecenizi daha rahat bir ortamda geçirmek isterseniz Mamma Elvira’yı kesinlikle tercih edin.

Lecce’yi gezmek için uzun yazılar okumanıza gerek yok, bu şehre gidin ve kaybolun. Yeni yerleri kendiniz keşfedin. Tarihle ilgileniyorsanız (Lecce’de ilgilenmemek imkansız!) turist guide ofislerine gidin, şehri bir de bir rehberle gezin. Herkese iyi gezmeler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?