Long Story Short: Bir Aile ile Zamanda Yolculuk
“BoJack Horseman”ın da yaratıcısı olan, “Tuca & Bertie” ve “Undone” gibi animasyon dizilerde de yürütücü yapımcı kimliğiyle imzası olan Raphael Bob-Waksberg’in yeni animasyon dizisi “Long Story Short”, ilk sezonuyla Netflix’te yayınlandı. Üç çocukları olan orta sınıf Yahudi bir ailenin yaşamından kesitleri farklı zaman dilimlerinde, ileri geri giderek işleyen dizi, hem spesifik olaylar arasında hem de uzak geçmiş ve bugün arasında bağlantılar kuruyor. Bu bağlantılar aracılığıyla hem komik hem de duygusal, nesiller arası bir hikaye anlatıyor.

Long Story Short‘un merkezindeki Schwooper Ailesi, Yahudi bir çift olan Naomi Schwartz – Elliot Cooper çifti ile üç çocukları Avi, Shira ve Yoshi’den oluşuyor. Fakat bu ailenin hikayesi kesinlikle çizgisel değil. Her bölümde en az iki farklı yıla zaman yolculuğu yapıyorsunz; tabii o noktada kimin, hayatının hangi evresinde olduğu da değişiyor. Bu açıdan tıpkı geniş ailenizle bir araya geldiğiniz buluşmalarda hatırlanıp anlatılan anekdotların ya da partnerinize ailenizi ve anılarınızı anlattığınız derin sohbetlerin çizgisel olmayışına benziyor dizi. Her hatıra bağlantılı bir diğerini hatırlatıyor, belli bir an yaşananların kaynağını anlamak için daha da geriye gitmek gerekiyor —tabii en sonunda da “uzun lafın kısası…” diye bağlamak.

Bir hikayeyi, özellikle fantastik ya da bilimkurgu türündeki hikayeleri animasyon medyumuyla anlatmanın çok fazla avantajı var. Animasyon bir dizide karakterleri insan dışı varlıklar olarak resmedebilir, dev bütçeli özel efektlere gerek duymadan olağandışı ve doğaüstü durumları tasvir edebilirsiniz. Ne fantastik ne bilimkurgu olan, tam tersi hayatın tam içinden gelen Long Story Short ise animasyon bir dizi olmanın avantajını çok farklı bir şekilde kullanıyor. Modern Family ya da Fresh Off the Boat gibi uzun sezonlar boyunca sürmüş, birden çok nesilden oluşan ailelerin yaşamını konu alan dizileri düşünün. Böyle dizilerde çocuklar gözümüzün önünde büyürler. Yetişkin karakterlerin geçmişini geriye dönüşlerle anlatmaları mümkündür çünkü onları geriye dönüşlerde de aynı oyuncu canlandırır. Oysa çocukların çocuk olduğu dönemle ilgili anlatılacak olanlar belli bir sezondan sonra anlatılamaz. Bebekliklerine dönülmüyorsa, geri dönüş yoktur. Çünkü tüm çocuklar büyürler.
Üç neslin hikayesini anlatan bir aile dizisini animasyon olarak yapmanın avantajı da tam olarak bu: Long Story Short, her bölümde karakterlerin farklı yıllardaki, farklı yaşlardaki versiyonlarını gösterebiliyor, dilediği gibi ileri ya da geri sarabiliyor ve hikayesini seçtiği iki nokta arasında bağlantılar kurarak özgürce anlatabiliyor. Ölümünü izlediğiniz bir karakteri geri getirebiliyor, birkaç saniye önce gördüğünüz bir karakterin bir sonraki sahnede hayatta olmadığını söyleyip gözyaşlarına boğabiliyor.

Long Story Short, tıpkı yaratıcısı Raphael Bob-Waksberg’in önceki işleri gibi yetişkinler için bir animasyon dizi. BoJack Horseman‘ı izlemiş olanlarınız, bir komedi dizisi beklentisiyle ekran karşısına geçen, psikolojisi kırılgan bir izleyiciye neler yapabileceğini hatırlar diye düşünüyorum —heleki hayvanların yer aldığı her iki animasyondan birinin “sevimli kahramanlar” diye çevrildiği ülkemizde… BoJack Horseman, hayvanların konuşabildiği ve insanlarla bir arada yaşadığı alternatif bir evrende, yıldızı sönmekte olan Hollywood oyuncusu bir atın yaşamıyla ilgiliydi. Fakat komedi unsurlarını ikinci plana atıp depresyonla, geçmiş travmalarla, içsel hesaplaşmalarla, narsizmle, alkolizmle ve daha fazlasıyla çok ağır bir şekilde yüzleştiren dizinin bende de derin izler bıraktığını itiraf etmeliyim.
Long Story Short da öncülünün ayak izlerini takip ediyor bana kalırsa. Henüz ilk sezonda dozu hafif tutulmaya çalışılmış gibi hissetsem de, dizi kuşaklar arası travma, anne ve baba sorunları, muhafazakarlık gibi aileden kaynaklanan sebeplerle filizlenen psikolojik sorunları (herhangi bir yıla gidip gelmenin avantajını da kullanarak) derinlemesine işliyor. Sıradan bir çocukluk anısı ya da birkaç yıl önce yaşanmış bir tartışmanın karakterlerin yıllar sonraki ya da bugünkü halinde açtığı yaraları, yaptırdığı seçimleri, yarattığı güvensizlikleri ya da psikolojik sorunları sebep-sonuç ilişkisiyle aktarıyor.

Seslendirme kastingini de çok başarılı buldum: Ben Feldman, Abbi Jacobson, Max Greenfield kardeşleri seslendirirken, anne ve baba rollerinde Lisa Edelstein ile Paul Reiser‘ı dinliyoruz. Dizinin çok büyük bir kısmında ailenin parçası oldukları için (hatta Shira’nın eşi Kendra için özel bir bölüm bile var) eşleri seslendiren Angelique Cabral ve Nicole Byer da bu ana kadroya dahil. Yan karakterlerde ve konuk rollerde sık sık Dave Franco, Gina Rodriguez, Zach Braff, Rachel Bloom ve John Cho gibi ünlü isimlerin de seslerini duyacaksınız, şaşırmayın. Karakterlerin çok küçük yaşlardaki hallerini de aynı oyuncuların seslendirmesinin de ayrıca bir mizah kattığını söylemeliyim.
Dizi hakkında yapılabilecek tek olumsuz yorum, benim gibi Yahudi bir aileden gelmeyenlerin bazı çatışmaların ya da olayların detaylarını anlamak için gerekli bilgiye sahip olmayabileceği olurdu. Fakat içinde yetiştiği kültür ve din fark etmeksizin, yeterince Hollywood dizisi ya da filmi izlemiş ortalama bir izleyicinin birçok Yahudi geleneğine ve terimine artık aşina olduğunu da kabul etmek gerek. (Örneğin Nobody Wants This ya da The Marvelous Mrs. Maisel‘ı düşünün.) Uzun lafın kısası, hangi kültürel ve dini geleneklerle yetişmiş olursanız olun, Long Story Short‘ta karakterleri bir araya ya da karşı karşıya getiren olumlu ya da olumsuz bir durumu detaylardan arındırıp düşündüğünüzde dizinin merkezinde bulacağınız şey aynı: Aile bağları ve aile sorunları.
Long Story Short‘un 10 bölümlük ilk sezonu, 22 Ağustos’ta Netflix kataloğuna eklendi.


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!