2019’a girmeden önce son dönemeçte, 2018’de gitmek istediğim yerler listemin başında bulunan Lviv’e gitme fırsatı buldum. Hem aile dostlarımızla çok keyifli iki gün geçirdik, hem de listeye bir tik daha atmış olarak harika bir Avrupa şehrini keşfetmiş oldum! 

Baştan belirteyim, burada her şey çok ekonomik. İstanbul’da geçirebileceğimiz bir hafta sonundan çok daha makul fiyatlara koca iki günü geçirebiliyorsunuz. Bir önemli bilgi de, buraya gelebilmek için vizenizin olması gerekmiyor. Yenilediğiniz kimlikler veya pasaportla doğrudan giriş yapabiliyorsunuz!

2018’de gidilecekler listemin başına olmasından mı bilmiyorum, gelirken çok fazla heves içindeydim. Uçaktan inip de şehrin merkezine yani Rynok Meydanı’na geldiğimiz anda geçireceğimiz iki gün için daha da fazla heyecan duydum. Pek tabii ki her zaman olduğu gibi, seyahat öncesinde uzun uzun listeler hazırlamış, yenilecekler ve gezilecekler şeklinde ayırmıştım. Her birini yapabilme fırsatı buldum!

Lviv, Ukrayna’nın batısında bulunan; tarih, kültür ve sanat dolu bir şehir. İstanbul’dan uçak yolculuğu ile 2 saat 35 dakikalık bir yolculuk sonrasında vardığımız bu Avrupa şehrinde ilk olarak kalacağımız yeri bulmak adına Rynok’a geldik. Rynok Meydanı’nda sokak satıcıları, her yandan yükselen müzik sesi, iki adımda bir koskoca tarihi yapılar var; ilk anda büyüleniyor insan. Tarihi dokusu fazlasıyla korunmuş, kültürel açıdan da çok zengin. Özellikle Rynok Meydanı’ndaki kilisenin iştihamı karşısında kalakalmak olası. Bununla birlikte Belediye Binası, Opera Binası, Ermeni Katedrali, Potocki Sarayı mutlaka görülmeli. Zaten şehir bir merkezde toplandığından her birine yürüyerek ulaşmanız mümkün.

Lviv’de Ne Yenir?

Peki neler yiyip içebilirsiniz? Asıl meseleye dönelim :)

Lviv, yeme içme açısından da zengin bir şehir. İlk dakikadan itibaren tattığımız her şey çok fazla mutlu etti bizi. Birkaçını sizinle de paylaşacağım. İlk durağımız Manufacture Coffee oldu. Burası inanılmaz kalabalık, herkesin görmek istediği, içeri girdiğiniz andan itibaren burnunuza harika bir kahve kokusunun doluştuğu bir yer. Burada hem kahvenizi içip zaman geçirebiliyorsunuz hem de kendi kahvelerini ürettiklerinden, bu kahvelerden ve arka kısımda bulunan minik marketteki kahve ile ilgili kitap, aksesuar gibi bazı hediyelik eşyalardan satın alabiliyorsunuz. Şehrin ilk kahvecisi olan bu mekan, tarihi bir binanın içinde ve açıkçası market kısmındansa en çok bu tarihi yapının içinde bulunmak mutlu etti beni.

Sonraki günlerde Svit Kavy ile Black Honey‘de kahvelerimizi içtik. Svit Kavy, minicik bir dükkan ve girdiğiniz an öyle bir koku geliyor ki burnunuza, hemen kahvenizi içmek istiyorsunuz. Biz oradayken halk gelip kilolarca kahve satın alıyordu, ki çok da haklılar diye düşündüm denedikten sonra. Black Honey ise, İstanbul’da da sıkça bulabileceğimiz üçüncü dalga kahvecilerdendi. Sokağın köşesini tutan bu yerin iç tasarımını fazlasıyla beğendim ki bir cafe açacak olsam sanırım böyle renklere ağırlık verirdim ben de.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Пивна Ресторація Кумпель (@kumpel_lviv) on

Bol kahve, bol yürüyüş ve tarihi yerleri gezme sonrası Kumpel‘de bira molası ve hemen ardından Baczewski Restoran‘dı duraklarımız. Kumpel, gerçekten uzun zamandır içtiğim en güzel biraları içeren pub gibi bir noktaydı ki, Lviv’de fazlasıyla meşhur olduklarını öğrendik. Baczewski ise bir saat sıra beklemeye değer çok şık ve leziz bir restoran. Aile dostlarımızla bir arada gittiğimiz bu restoranda yaklaşık 1 saat 10 dakika sıra bekledik. İçeri girip yerimize yerleştiğimizde, harika bi piyano gösterisi eşliğinde menüden yemeklerimizi seçmeye çalıştık. Sonunda et sarma seçip birer kadeh şarapla keyifle beklemeye koyulduk. Gerçekten son zamanlarda beni en çok etkileyen tabak ve yemek oldu diyebilirim. Lviv’e yolunuz düşerse sıra beklemek sizi mutsuz etmesin, mutlaka bir şans verin. Yemek sonrası yürürken bir kapıdan harika bir müzik kulağımıza çalındı. Son zamanlarda çıkan şarkıların jazz yorumları eşliğinde kimi insan ayakta kimisi oturarak eşlik edip dans ediyordu ve kapıdan içeri doğru çekiliverdik biz de. Pravda Beer Theatre‘da bir sürü bira çeşidi ve çok güzel müzikler eşliğinde bütün geceyi geçirdik. Yan masadaki Polonyalılarla tanışmamız ve bize vodka ikram edip sevimli sohbetleri de gecenin en güzel anlarıydı.

Gece yorgun şekilde uyuduğumuz halde sabah erkenden uyandık ve listemdeki en çok merak ettiğim yer olan Cukor‘a doğru yola koydurduk. Bu arada şunu fark ettik ki, her saat yaşayan bir şehir güzel Lviv. Kaldığımız ”On the square quest house” tam merkezde olduğundan (ki çok memnun kaldık, tavsiye ederim) sabah uyandığım ilk dakika pencereden kafamı çıkardım ve gerçekten hayat erken saat olmasına rağmen başlamıştı. Biz de Cukor’a doğru yola çıktık hemen sonrasında ise Çikolata Atölyesi’ni gezdik.

Önce Cukor’u anlatayım. Kahvaltı dediniz mi burada akla gelen ilk yer diyebilirim. Biz çok doğru bi saatte gelmişiz ki, hemen ardımızdan kapıda kocaman bir sıra belirdi. Her şeyi denemek isteği içinde her birimiz ayrı yemekler söyledik. Pancake’leri, avokadolu poşe yumurtası, yine avokadolu peynirli omleti bir harikaydı! Kahvaltı sonrası Lviv Çikolata Atölyesi’ni gezdik ve sahiden çikolata sevmeyen biri olarak bile fazlasıyla canım çekti diyebilirim. Dört katlı bu atölyede ilk katta koca bir çikolata şelalesi arkasında çikolatalar yapılıyor, üst katta sıcak çikolata, kahve ve diğer çikolata çeşitlerini tadabileceğiniz bir nokta mevcut ve pek tabii ki eve ve arkadaşlarınıza da bu çikolatalardan götürebileceğiniz bir satış alanı da bir üst katında. Mutlaka görülmeli diyebilirim!

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Chan (@ckomagan) on

Son olarak; Kryjivka‘yı anlatmalıyım çünkü beni fazlasıyla etkiledi. Kaldığımız otelin hemen altında koca bir sıra vardı ki, burası nedir derken çok enteresan bir noktada olduğumuzu anladık. Burası yerin altında kocaman bir yerel restoran. Yerel yemekler ve müzikler eşliğinde karanlık bir yemek tecrübesi oluyor ve her şey inanılmaz leziz; ama asıl mesele buranın İkinci Dünya Savaşı’dan kalmış savaş nesnelerini kullanarak bir konsept yaratmış olması. Kapıda bir asker duruyor ve size parolayı soruyor. Viva Ukrayna! dedikten sonra içeriye alıyor ve size likör ikram ediliyor. Aşağıya inince de apayrı bir ortam ve atmosfer içinde zengin ve leziz bir menü ile saatler nasıl geçiyor anlayamıyorsunuz. Kapıdan çıkmadan önce sergi alanını ve hediyelik eşyaların satıldığı kısmı da gezmeyi de unutmayın!

Lviv’i 2019’da gidilecekler listenize mutlaka ekleyin ve bir hafta sonunuzu bu şehre ayırın, eminim fazlasıyla keyifli geçecektir! :)

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den “Lviv: Üç Neden, Bir Şehir”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR