Yaz başından beri Pera Müzesi’nde devam eden Mario Prassinos sergisi, bu şehirden ve topraklardan çokça beslenmesine rağmen ülkemizde yeterince tanınmayan bir sanatçıya ayrılmış olması, üstelik bunu sanatçının doğumunun 100. yılında yapıyor olmasıyla zaten yeterince önemli bir sergiydi. Fakat geçtiğimiz Cumartesi günü gerçekleşen özel bir etkinlik, bu serginin içeriğini ve potansiyelini çok daha iyi kavramayı sağladı; adeta bir ruh çağırma seansına dönüştü.

Prassinos_Tur_007

Bazı sanatçılar, hangi form ya da temada eserler verirlerse versinler, hangi kaynaklardan beslenirlerse beslensinler eserlerinde bir şekilde farkına varabileceğiniz, çoğunlukla sanatçının çocukluğuna kadar izlerini sürebileceğiniz imgelere (bilinçli ya da bilinçsiz olarak) yer verirler. 100 yıl önce, 30 Temmuz 1916‘da Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da Rum asıllı bir ailenin oğlu olarak doğmuş ve 1922 yılında, 6 yaşındayken ailesiyle birlikte Güney Fransa’ya taşınmış Mario Prassinos da bunlardan biri… Sanatçının Pera Müzesi’nde sergilenen birçok eserinde çocukluğundan izlere rastlamak mümkün. Örneğin öne çıkan serilerinden La colline tatouée‘de (Dövmeli Tepe) Güney Fransa’da ailesiyle beraber yaşadığı kasabada karşı karşıya olduğu dağ manzarasını dokumayla, çini mürekkebiyle tekrar tekrar resmetmiş Prassinos. Çocukluğunun geçtiği yerleri, anılarına fon oluşturan desenleri, hayatında iz bırakmış kişileri depolayan belleği, bu imgeleri kariyeri boyunca eserlerine dökmüş. Peki bu bellekte hayatının ilk 6 yılının geçtiği İstanbul’un yeri nedir diye sormak gerekiyor. Ve cevap, oldukça şaşırtıcı.

Prassinos_Tur_006

Sanatçının İstanbul’daki çocukluğu, İtalyan asıllı anneannesi, Fransız üvey dedesi ve anne-babasıyla birlikte Beyoğlu’ndaki bir dairede geçmiş. Ailesiyle birlikte zorunlu olarak Fransa’ya taşınan Prassinos, çok istemesine rağmen bir daha ne bu daireye ne Beyoğlu’na ne de İstanbul’a uğrayabilmiş. Bu topraklara en çok yaklaştığı yer, Atina yakınlarındaki Spetses Adası olmuş ve sanatçının bu adada resmettiği servi ağaçları, ona doğduğu toprakları ve İstanbul’u hatırlatmış olduğundan Türk Peyzajları serisinin temellerini atmasına yardımcı olmuş. Halılarında ya da serigrafilerinde renk kullanmakta sıkıntı görmeyen Prassinos, bu serideki peyzajları tıpkı siyah-beyaz olarak resmetmeyi tercih etmiş. Beyoğlu’ndaki teraslarından Boğaz’ın karşı kıyısına ya da hemen aşağıdaki limana baktığında gördüğü manzaraları, tıpkı yıllar sonra bir kutudan çıkan siyah-beyaz fotoğraflar gibi, kendi belleğinden çıkarıp resmetmiş. Prassinos’un belleğinin ürünleri bununla da kalmıyor tabii. Dedesi Prétextat Lecomte‘un belli belirsiz portrelerini, çocukluğunda onu izlediği günlerden aklında kalan izlerle resmediyor; bazı eserlerinde Arap harflerinden esinlenilen figürler, kaligrafiyi andıran desenler kullanıyor. Beyoğlu’ndaki o evde geçirdiği günleri, saklandığı ya da oyun oynadığı köşelerden gözlemlediklerini, sokaklarda rastladıklarını, manzarada seyrettiklerini belleğinden çıkarıp çıkarıp eserlere dönüştürüyor. Yaşamının sonlarına doğru ele aldığı neredeyse tek konunun Türk Peyzajları serisi üzerinden İstanbul olması, kendisi hiçbir zaman vatanı olarak belirtmemiş olsa da, bir anavatan duygusuna işaret ediyor belki de.

Prassinos 35303

Mario Prassinos, Ağaçlar (20 Temmuz 1984) | Centre national des arts plastiques © ADAGP, Paris 2016

30 Temmuz 2016 günü, yani tam olarak sanatçının 100. doğum gününde Pera Müzesi’ndeki sergiyi küratör Seza Sinanlar Uslu rehberliğinde gezerek başladığımız özel etkinlik, Prassinos’un çocukluğuna çok etkileyici bir yolculuk niteliğindeydi. Seza Sinanlar Uslu, kendisi de bir sanatçı olan üvey dede Prétextat’ın izlerine ulaştıktan sonra peşine düştüğü ve köklerine, İstanbul’daki günlerine dair her şeyi öğrenmek istediği sanatçı Prassinos’u detaylı ve heyecanlı bir şekilde anlattı bize. Prassinos’un geçmişine dair izlerin ortaya çıkmasının hikayesi, aşırı ilham verici, şaşırtıcı ve adeta polisiye bir film tadında. Seza Sinanlar Uslu, sanatçıyla ilgili tüm kaynakları inceledikten, tüm eserlerini ezberledikten, tüm fotoğraflarını hafızasına kazıdıktan sonra, İstanbul’daki o evin peşine düşmüş. Türlü zahmetlere katlanarak ulaştığı bilgiler, dede Prétextat’ın bir dönem Serdar-ı Ekrem Caddesi’ne çıkan Topçubaşı Çıkmazı’nda ikamet ettiğine işaret etmiş. Hızla değişen, hızla dönüşen bu şehirde 1910’ların sonundan kalma bu adresin hala yerinde durma ihtimaline inanmak güç. Fakat küratör sokağa girer girmez Prassinos Ailesi’nin terasta çekilmiş bir fotoğrafında gözüken, karşı apartmanın terasındaki süslemelere bakmak için kafasını kaldırmış. Her iki bina da oradaymış işte…

Prassinos_Tur_040

Bugünkü adıyla Ferah Apartmanı‘nın, Prassinos ve ailesinin fotoğraflarının çekildiği o terasında kutladık sanatçının doğum gününü. 1983’te yazdığı Dövmeli Tepe kitabında, İstanbul’a ve doğduğu eve olan özlemini dile getirdiği satırlar eşliğinde… Bahsettiği, anımsadığı manzara şimdi yerini bir beton yığınına bırakmış olsa da, apartman girişinin, merdivenlerinin, terasın betimlemelerinin o denli canlı, o denli gerçek bir şekilde önümüzde duruyor olması gerçekten büyüleyiciydi.

Prassinos_Tur_066

Şöyle yazmış Prassinos İstanbul’a dönmek düşlerini:

Sonra kalabalık büyük caddeye, oraya buraya savrulan tramvayların, ciyak ciyak arabaların ve şarkılar söyleyen satıcıların arasına gideceğim, doğduğum sokağı ve evi içgüdüsel olarak bulacağım, merdivenlerden daireye çıkacağım, kapıyı açacaklar, ben de şöyle diyeceğim: “Ben burada doğdum, merhaba, bağışlayın, tanışmıyoruz beyefendi, hanımefendi, yine de bizi birbirimiza bağlayan bir bağ var, bu ev, yeri değişmemiş bu odalar, bu sapasağlam duvarlar, bu güzelce cilalanmış parke, arkadaşız biz, kardeşiz…”

Prassinos_Tur_017

Orada oturup terastan Boğaz manzarasını izlerken, Prassinos’un 6 yaşından sonra bir daha hiç görmediği o evi nasıl betimlediğini, bu şehri nasıl anlattığını apartmanın yeni sakinleriyle birlikte dinlerken sanatçının kendisi de bizimleydi sanki. Yeni tanıştığım bu sanatçının eserlerindeki izlerin kaynağını bu kadar somut bir şekilde deneyimlemek, yaşadıkları evin tarihiyle ilgili bilgileri şaşkınlıkla öğrenen ve betimlemeleri benden çok daha anlamlandırabilen insanların arasında bulunmak gözlerimi doldurdu. Umarım sanatçının köklerine doğru çıkılan bu yolculuğun birçok sinematik anla dolu hikayesini bir kısa belgesel olarak da izleme fırsatı buluruz bir gün. Bir dedektif gibi sanatçının izlerini süren Seza Sinanlar Uslu‘ya ve böyle bir “doğum günü partisi” organize eden Pera Müzesi’ne çok teşekkürler!

14 Ağustos’a dek Pera Müzesi’nde ziyaret edebileceğiniz Mario Prassinos sergisiyle ilgili detaylı bilgiye bu yazıdan ulaşabilir, sergi kapsamında düzenlenen felsefe atölyesinden izlenimler için bu yazıyı okuyabilirsiniz.

Fotoğraflar: Pera Müzesi

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?