Efsanevi firavunlar ve onların gözde hazineleri, kadim büyüler ve efsunlar, Antik uygarlığın üstünden bir an olsun sihrini çekmemiş tanrılar ve tanrıçalar, bu kadim topraklara sahip olmak için verilen efsanevi savaşlar ve tabii ki firavunları ve tanrıları onurlandırmak adına yapılan ve insan aklının hala günümüzde bile sınırlarını zorlayan piramitler, tapınaklar… Antik Mısır denince hepimizin aklına ilk bunlar gelmiyor mu? Nil nehrinin bereketli ve coşkulu ruhunun kenarına kurulmuş bu kadim uygarlık, binlerce yıldır çözülmeyi bekleyen sayısız gizeme ev sahipliği yapıyor. İşte bugün bu sayısız gizemden biri olan bir hikayeyi okuyacağız. Bu evrenin tüm gücünü içinde barındıran gizli bir ismin hikayesi.

Mısır Tanrısı Ra | Fotoğraf: Wikimedia Commons

İsimlerin, tarihin her döneminde, her kültür ve inanışta kişinin ruhuna hatta kaderine ait bir ipucu taşıdığına inanılır. Özellikle tanrıların birden fazla ismi vardır hatta öyle ki dileğiniz veya yakarışınız neyse tanrıya ona göre hitap edersiniz. Bazen Rab dersiniz, bazen Allah, bazen Tanrı. Bu isimlerin her birinin kendine ait bir gücü, bir sihri olduğuna inanılır. İşte Antik Mısır’da da durum böyleydi. Tanrıların tanrısı Ra’nın gizemli bir ismi vardı ve bir kadın bu ismi öğrenmek için can attığı yolculuğa böyle başlamıştı: Isis.

Gökyüzü tanrısı Geb ve yeryüzü tanrısı Nut’un kızı. Aile, denge, kadın ve büyünün antik Mısır’daki sembolü. Onu görenler sesi adeta cennetin sesi, görünüşü bir Tanrıça gibiydi der. Bildiklerini insanlara öğretir, büyü ve efsun konusundaki yetenekleri tanrılara eş değerdir.
Yeteneklerinin bilgeliğinin farkında olan Isis bir gün kendi kendine şöyle dedi: “Neden tüm dünyanın hanımı olmayayım ki? Cennetteki bir Tanrıça haline gelebilirim, eğer Ra’nın gizli ismini öğrenebilirsem bunu gerçekten de başarabilirim.”

Mısır Tanrısı Ra | Fotoğraf: World History Encyclopedia

Tanrıların en yücesi Ra yaratıldığında babası ona gizli bir isim vermişti. Teni altın gözleri gümüş Ra’nın, yaratılanların en yüce Tanrı’sının bu gizli ismi evrenin bütün gücünü içinde barındırıyordu. Bu isim öylesine güçlü öylesine dehşet vericiydi ki, bırakın birinin onu bilmesi; ne insanlar ne de tanrılar bu ismi düşünmeye bile cüret edemezlerdi.

Evrenin tüm gücünü içinde barındıran ve sahibine sonsuz bir güç verecek olan bu ismi öğrenmeyi diğer tanrılar arzulasa da bu isim büyülerle, efsunlarla, sihirle öğrenilebilecek bir isim değildi; bizzat Güneş Tanrı’sının bedeninde saklıydı. İşte Isis öyle bir bilge kadındı ki, tanrıların cüret edip başaramadığı bu isme sahip olacaktı.

Mısır Tanrıçası Isis | Fotoğraf: Wikimedia Commons

Ra, her sabah karanlığın topraklarından çıkıyor, Milyonlarca Yıllık Kayık isimli saltanat kayığında gökyüzünü dolaşarak yarattıklarına, topraklarına bakıyordu. Ancak Ra artık yaşlanmıştı, eski gücünde ve kudretinde değildi. Ağzından sular akıyor, gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Isis o kadar uzun zamandır Ra’yı gözlemliyordu ki, bunu fark etmesi hiç de zor olmadı.

Ra’nın ağzından dökülen suları ve suyun üzerine düştüğü toprağı alıp birleştirdi, bu çamura kutsal bir yılan şeklini verdi. Bu yılan, bizzat bir tanrının salyasından yapıldığı için Isis’in büyüleri sayesinde hayat bulabildi. Isis bu yılanı Ra’nın yoluna dikkatle yerleştirdi. Ra, bu yılanı göremeyecek ama Milyonlarca Yıllık Kayık’la üstünden geçecekti. Tam da Isis’in planladığı gibi oldu, Ra yılanın üstünden geçti ve ısırıldı. O an yaratılanların en yücesinin çığlığı sanki tüm dünyayı durdurmuştu, acısı büyüktü. Diğer tanrılar Ra’dan gelen bu acı dolu sese hayretle tepkiler verdiler, ne olduğunu anlayamıyor, sadece soru soruyorlardı. Ra, yaşadığı bu acıyı nasıl tarif edeceğini bilmiyordu. Sadece canı acıyor, her zerresi titriyor, dişleri birbirine vuruyor ve gitgide yüzü soluklaşıp bedeni zayıflıyordu.

Ra, durumun ciddiyetini anladığında zehir tüm vücudunu çoktan sarmıştı, beraberindeki tüm tanrılara seslendi. “Buraya gelin ey tanrılar, gelin de bana ne olduğuna bakın. Ölümcül bir yaratık beni ısırdı. Onu görmedim ama onu benim yaratmadığımı biliyorum. Daha önce böyle bir acı yaşamadım. Ben Tanrı’yım, Tanrı’nın oğluyum! Çabuk diğer tanrılara koşun, bu acıyı dindirebilecek büyü ve efsunları bilenleri buraya getirin!”

Mısır Tanrısı Ra ve Kayığı | Fotoğraf: Your Egypt Tours

Isis dikkat çekmeden sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. Diğer tanrılar, büyücüler efsunlarını denediler ancak hiçbiri işe yaramadı, yaramayacaktı da. Bu zehri sadece Isis çıkarabilirdi. Isis öne çıktı, kendinden emin bir şekilde “Yüce Ra, hiç şüphesiz ki sizi bir yılan sokmuş, canlılarınızdan biri size karşı gelmeye cüret etmiş. Size yalvarıyorum bana adınızı söyleyin, bana gizli adınızı söyleyin ki onun gücüyle bu zehri bedeninizden ayırayım ve tekrar sağlınıza kavuşturayım.”

Ra, gizli adının dile getirilmesine öfkelenmişti, hiddetle “Ben gökyüzünün ve toprağın yaratıcısıyım. Ben olmasam şu an var olan hiçbir şey olmayacaktı. Ben, yeri göğü yaratan, ışığı ve karanlığı yaratan, sabah aydınlıkta Kepri, öğlen tepede Ra, akşam battığında Atum’um! Ben geçmişte, şu an ve her zaman olacak olanım.”

Ra’nın kendisine ait bu isimlerinden hiçbiri gizli değildi. Herkesin bildiği, ona tapınmak, yalvarmak, ondan bir şeyler dilemek için sürekli zikrettikleri isimlerdi. Isis, bu isme öyle kolay sahip olamayacağını zaten biliyordu. Israrının kişisel olduğunu belli etmeyecek kadar zekiydi ve ekledi: “Yüce Ra, şüphesiz bana kim olduğunuzu söylediniz. Ancak hala gizli isminizi paylaşmadınız. Eğer iyileşmek istiyorsanız bana bu ismi söylemelisiniz. Ben ancak isminizin o gizli gücü ve bilgeliğim sayesinde bu kötülüğü alt edebilirim.”

Mısır Tanrısı Ra | Fotoğraf: HubPages

Ra, gizli ismini elbette paylaşmak istemiyordu. Tüm evrenin gücünün saklı olduğu bu ismi söylemesi demek, gücünü Isis ile paylaşması anlamına geliyordu. Ancak zehir artık tüm vücudunu sarmıştı, git gide güçten düşüyor, ateş tüm bedenini sarıyordu. Kayığına uzandı, Isis’e rıza gösteriyorum, dedi ve gizli ismi ona söylemek için oradan ayrıldılar.  

Isis istediğini almıştı, gizli ismi öğrendikten sonra şiddetle haykırdı “Dışarı çık ey zehir, Ra’nın bedenini terk et! Seni ben yarattım ve şimdi de gitmeni emrediyorum, bırak Ra yaşasın!”

Zehir yavaşça Ra’nın vücudunu terk etti, Ra artık kendine geliyordu, çok geçmeden hızla sağlığına kavuştu ve Milyonlarca Yıllık Kayık’taki yolcuğuna, insanlarını ve topraklarını izlemeye devam etti.

Isis ise zekası sayesinde ne insanların ne de tanrıların öğrenmeyi başaramadıkları bu kudretli isme sahip olmuştu ve artık istediği gibi “Tanrıların Hanımı” olarak bilinecekti. Üstelik bu kudretli bilgi sadece bu sıfatı almasına yaramamıştı. Haberi yoktu ancak bu emsalsiz güç sayesinde ileride çok sevdiği aşkını defalarca ölümden döndürecek, biricik oğlunu Mısır hükümdarı yapacak ve düşmanlarını bir bir yenecekti.

Kraliçe Nefertari ve Isis | Fotoğraf: Brittanica

Ra’nın gizli ismi mi? Ah, maalesef tüm bilge insanların binlerce yıldır aradığı bir gizem olmaya devam ediyor bu kudretli isim. Kimi bilge insanlar bu ismi insanlığın zaten hep duyduğunu ancak önem vermediğini, kendi kıymetini bilecek birilerini bulmak için rüzgarla savrulup denizle kıtalar aştığını söylüyor. Kimi ise Isis’le beraber sonsuza kadar bir gizem olarak kalacağını, bilinse bile insan kulaklarının duyamayacağı, gözlerinin okuyamayacağı, aklının alamayacağı bir kudrette olduğunu söylüyor. Bence biz yine de gelen rüzgarı tenimizde gezdirelim, denizdeki dalgalara kucak açalım, de de olsa bu isim göklerin ve yerin bahşedebileceği en büyük hediye değil mi?

Kapak Fotoğrafı: Wikimedia Commons

İlginizi çekebilir: Ariadne’nin İpi’nden Modern Hayatta Mitoloji