Biliyorum, bu yazıyı okuyacak olanların izlenecek Netflix filmleri listesi bir hayli kabarık. Benim bile izlenecekler listem kısalacağı yere her geçen gün daha da artıyor, yetişemiyorum ve yetişebileceğimi hiç zannetmiyorum. O yüzden de bir film önerirken gerçekten seçici davranmaya çalışıyorum. Bugün önereceğim film ise Next Gen (Gelecek Jenerasyon).

Robotların gündelik hayatın her alanına yayıldığı yakın bir gelecekte geçen hikaye, değişimi kabullenmekte güçlük çeken Mai’nin hayatla çatışmasını ele alıyor. İnsanları kendi ve diğerleri olarak ikiye ayıran Mai, herkese karşı içten içe bir öfke besliyor, nedeni de insanların ona farklı davranıyor olması. Robotu olmayan ve robotları sevmeyen bir genç olarak Mai, herkesin robot sahibi olduğu bir dünyada diğer insanlarla ilişki kurmakta güçlük yaşıyor. Fakat her ergen gibi (benim de zamanında yaptığım üzere) suçu karşısındakilerin aptallığına, cehaletine atıyor. Çoğunluğu dışlıyor, ötekileştiriyor olduğundan habersiz, çoğunluk tarafından dışlandığını ve ötekileştirildiğini düşünüyor. Robotlardan nefret ederken günün birinde hayatına bir prototip giriyor; diğer tüm robotlardan çok daha güçlü, çok daha zeki ve çok daha “insan” olan Project 77. Suistimal ve kötü arkadaşlıklarla dolu birkaç maceranın sonundan Mai, en sonunda Project 77 sayesinde sorunun kendinde olduğunu, dünyanın sandığı kadar da kötü bir yer olmadığını en sonunda görmeyi başarıyor.

Kabul ediyorum, ilk bakışta Next Gen izleme listelerinde yukarılara çekilecek bir film gibi gözükmüyor. Hikayesiyle, karakterlerin motivasyonu, ana karakterin çevresiyle ilişkisiyle alışıldık bir senaryo. Fakat Next Gen’i önceki örneklerinden ayıran bir niteliği var, o da gerçekçiliği. Film uzak bir gelecekten bahsetmiyor, hayal gücünün sınırlarını gösteren bir dünya sunmuyor. Robotların kolaylaştırdığı bir gündelik hayat ve dinamikleri değişen insan ilişkileri bugünden pek de uzak değil; teknolojinin artı ve eksilerini hepimiz görüyoruz, yaşıyoruz. Filmin gerçeklikle olan ilişkisi bununla da kalmıyor, örneğin Mia’nın sorunlarla mücadele için bilinçsizce oluşturduğu savunma mekanizması oldukça gerçekçi. Öyle ki, Mia ile kendimi özdeşleştirirken nasıl düşündüğü ve nasıl hissettiğini anlamakta hiç zorluk yaşamıyorum.

Karamsar Mia’nın hiç aydınlamayacak gibi görünen umutsuz dünyasına getirdiği çözüm ise filmi farklı kılan bir diğer etken. Her ne kadar çözüm yolu “üstün” bir robottan yani fantastik bir öğeden geçse de Project 77 hikayede gerçekten de arkadaş rolünü üstleniyor. Robot olması, Mia’nın önyargılı yaklaşmasını sağlıyor, ama bir robot yerine bir insanla karşılaşsa Mia yine önyargılı olmayacak mıydı? Onun derdi kimsenin kendisini anlamaması, kimsenin gerçekleri onun gördüğü gibi görememesi. Robot ya da insan fark etmiyor haliyle. Project 77’nin farkı, bulunduğu çevreye yeni gelmesi ve bu yüzden iletişime açık olması, tıpkı okula ya da mahalleye gelen yeni çocuk gibi. Olayların nasıl sonuçlandığı, Mia’nın hikayenin bir kısmında yeni dostunun gücünü kötüye kullandığı kısmını anlatmaya gerek yok. Değinmeyi gerektiren kısım Project 77’nin “hafıza” sorunu olabilir ama o da filmin küçük sürprizi olsun.

Özetleyecek olursak Next Gen bir büyüme hikayesi. Daha çok Big Hero 6’i hatırlatsa da Inside Out ve WALL-E’yi de hatırlatıyor. “Bullying” temasını merkez alan ve gençlik sorunlarına, gençlerin dış dünyayla ilişkisine değinen film, bana kalırsa gençlerin günümüzdeki sorunlarını anlama ve bunlara çözüm üretebilme noktasında örnek teşkil eden hikayelerden biri. Animasyon severlerin listelerinde yukarıya çekmelerini öneririm.

IMDb Puanı: 6.6/10

İlginizi çekebilir: Animasyon Film Önerileri

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN