Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur veya huylu huyundan vazgeçmez gibi atasözlerini mutlaka duymuşsunuzdur. Duymadıysanız bile, etrafınızda ‘bende sayısal zeka yok, sözelciyim’ diyen birileri olmuştur ve bu insanlar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar matematikte iyi olmayacaklarına inanırlar. Sizce öyle mi? Umuyorum ki bu soruya cevabı evet olanlar, okumayı bitirdiklerinde nöroplastisiteyi iyice anlamış ve hayatının her noktasında beynini yeniden şekillendirebileceğinin farkına varmış olarak devam ederler hayatlarına. Çünkü bu mümkün ve tersine inanmak size yalnızca geri adım attırır.

En basit tanımıyla nöroplastisite, beynin sürekli olarak kendini yenileyebilme becerisi demek. Beynimiz, içerisindeki nöral bağlantıları düzenleme ve yeni bağlantılar kurma yetisine sahip mucizevi bir organ. Beyindeki nöral bağlantıları; şu anda olduğunuz kişi olmanızı sağlayan her şey olarak düşünebilirsiniz. Davranışlarımızı, karakterimizi, sahip olduğumuz her şeyi bu bağlantılar belirliyor.

İşin güzel tarafı, bu bağlantılar hayatımızın sonuna kadar sabit kalan, değişmez bağlantılar değil, sürekli değişiyorlar. Tam şu anda, bu cümleyi okuduğunuz anda bile beyninizde yaklaşık 1 milyon yeni bağlantı kuruldu. Elbette ki, beynin bu bağlantıları kurma hızı insandan insana değişiyor, aynı zamanda bu hız, hayatımızın belli evreleriyle kıyaslandığında da farklılık gösterebiliyor. Örneğin, nöroplastisitenin en yüksek olduğu dönem 0-2 yaş dönemi. Bu dönemde yeni bilgilere ve alışkanlıklara çok açığız, beynimiz müthiş bir hızla işliyor yenilikleri. Ancak bu, sanılanın aksine, yalnızca çocukluk döneminde gelişime açık olduğumuz anlamına gelmiyor. Aslında her an öyleyiz, beynimiz her an yeniden şekillenebilir. Bu yenilenme kabiliyeti yaşımız arttıkça azalacak ancak yine de her zaman devam edecektir. Nasıl mı?

İki sinir hücresinin birbiriyle iletişim kurduğu yapıya sinirsel bağlantı yani sinaps deniyor. Sinapsların ise kullanıldıkça güçlenen, kullanılmadıkça zayıflayan (İngilizce’de “use it or lose it” olarak ifade edilen durum) bir yapısı var. Böylece sıkça tekrar ettiğimiz bilgiler veya davranışlar hayatımızda gittikçe daha fazla öne çıkarken, üzerinde konuşmadığımız veya bir eyleme geçmediğimiz durumlar hayatımızdan silinip gidebiliyor.

Örneğin, size “4×4 kaçtır” diye sorulduğunu düşünün, oturup hesaplamaya çalışmazsınız değil mi? Çünkü bu bilgiyi çok küçük yaşlarda öğrenmiş ve şimdiki ana kadar hayatınızda belirli yerlerde karşınıza çıktığından sıkça tekrar etmişsinizdir. Böylece bu güçlenen bilgiyi istediğiniz anda hızla geri çağırabilirsiniz, otomatikleşmiştir artık. Oysa size “Birinci Çinhindi Savaşı kaç yılında gerçekleşmiştir” dense, tarihe özel bir ilgi duymuyorsanız hatırlamakta zorlanırsınız. Bu bilgi, belki de okuldaki tarih kitaplarının birinde gözünüze ilişen, bir daha da hiçbir yerde karşınıza çıkmamış bir bilgidir çünkü. Nöroplastisite, tam olarak bu nöral bağlantıların güçlenmesi ve zayıflamasına dayalı işlemleri kapsıyor.

2000 yılında Londra’daki taksi şoförleri üzerinde yapılan bir çalışmada -Londra’daki yolların karmaşıklığı ve şehrin büyüklüğünden dolayı, burada taksi şoförü olmak için en az 2 yıllık bir çalışma gerekiyor, taksi şoförlerinin beyinlerindeki hafızadan sorumlu hipokampus bölgesinin, şehir yollarını akılda tutabilmek için zamanla %30 oranında büyüdüğü bulundu. Çalışmaya göre, taksi şoförünün deneyimi arttıkça, beynin bu bölümü daha da büyüyor. Bu bana açıkça şunu söylüyor; bazı şeyler salt yetenekle değil, çabayla yani belirli nöronları sürekli olarak kullanmakla ilgili.

Gelelim nöroplastisite ve meditasyon ilişkisine… Yaklaşık 2-3 aydır hayatına düzenli meditasyonu dahil etmiş biri olarak, meditasyon yapmanın insanın fiziksel ve zihinsel sağlığına çok iyi geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim, zaten bu herkesçe bilinen de bir gerçek. Meditasyon stresi ve kan basıncını azaltarak kişinin motivasyonunu yukarı çeken, harika bir egzersiz.

Meditasyonun bu artısı çok uzun yıllardan beri biliniyor olsa da, özellikle beyin yapısında meydana getirdiği değişiklikler üzerinde yalnızca 10 yıl gibi kısa bir süredir çalışılıyor ve bu kısa süreye rağmen, varılan sonuçlar akıl almaz nitelikte. Az önce bahsettiğim yeni nöral bağlantıların oluşması, meditasyon ile çok daha hızlı bir şekilde mümkün. Yalnızca 8 hafta gibi bir sürede, her gün 12-20 dakika kadar meditasyon yaptığınızda, beyninize yeni ve iyileştirici nöral bağlantılar yaratması için alan sağlıyorsunuz.

Yine düzenli olarak meditasyon yaptığınızda, beyninizdeki hipokampus bölgesi hacim ve yoğunluk olarak arttırıyorsunuz. Yeni yetenekler ve beceriler öğrenmek için, ilk olarak öncekileri koruma becerisi gerektiğinden, beynin bu hatırlama ve bilgiyi gerektiğinde çağrılmak üzere saklama yetilerini geliştirmiş oluyorsunuz. Son olarak, sizlere tam da bu konudan bahseden, izlediğim ufuk açıcı bir Ted konuşmasından bahsetmek istiyorum.

Sara Lazar, “Meditasyon Beynimizi Nasıl Yeniden Şekillendirebilir?” adlı konuşmasında Boston’da yaptığı ve düzenli olarak, günde 30-40 dakika aralığında meditasyon yapanlar ile yapmayanları karşılaştırdığı bir deneyden bahsediyor. Deneyde, düzenli meditasyon yapan insanların beyin taramalarında yapmayanlar ile kıyaslandığında beklenenden daha çok gri madde olduğu görülüyor. Üstelik, yaşlandıkça beynin korteks bölümünde doğal olarak meydana bazı küçülmelerin meydana geldiğinden yola çıksalar da, deneyde 50 yaşında düzenli meditasyon yapan bir katılımcının 25 yaşındaki biriyle aynı miktarda kortekse sahip olduğu bulunuyor. Bu ve benzeri birçok araştırmanın anlatıldığı bu Ted konuşmasını mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

İlginizi çekebilir: İrem Bali’den Başarılı İnsanların Alışkanlıkları

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN