Hamur, Ateş ve Denge: Şehirde Üç Lezzetli Pizzacı
Şehirle kurduğum ilişki çoğu zaman sadece sokaklarında yürümekle değil, o sokaklarda karşıma çıkan lezzetlerle derinleşiyor. Son zamanlarda kendimi, iyi bir pizzanın peşinden giderken buluyorum; hamurun kenarındaki o hafif yanık izleri, uzun fermantasyonun verdiği karakter, malzemenin sadeliğinde saklı olan o iddia… Her biri sadece bir tabaktan öte, mekânın ruhunu ve pizza ustasının bakış açısını anlatıyor. Ben de bu yazıda, şehirde son dönemde deneyimlediğim ve her biri kendi hikâyesini anlatan üç pizzacıyı, hamurundan ambiyansına uzanan detaylarla bir araya getirmek istedim.

Şehirde Üç Lezzetli Pizzacı
Octo Pizza
Kozyatağı’nda bulunan Octo Pizza küçük ve kompakt bir mekan. Hem içeride hem de dışarıda küçük masalar yer alıyor. Bu durum, kalabalık gruplardan çok kısa buluşmalar ve keyifli bir yemek için uygun atmosfer yaratıyor.
Octo Pizza, odağını net şekilde hamur ve malzeme kalitesi üzerine kurmuş. Buradaki asıl farkı yaratan ise ekşi maya. Mekân sahipleri özellikle ekşi maya üzerine yoğunlaşmış ve bu süreci gerçekten ciddiyetle ele almış. 48-96 saat süren soğuk fermantasyon süreciyle birlikte hamur, daha hafif, sindirimi kolay ve aromatik bir yapı kazanıyor. Bu da üst malzemeler ne kadar yoğun olursa olsun pizzanın genel dengesini korumasını sağlıyor.
Menüde klasik seçenekler yer alsa da asıl karakter, farklı kombinasyonlarda ortaya çıkıyor. Beş peynirli ve mascarpone bazlı pizzalar daha kremamsı ve yumuşak bir tat profili sunarken; mantar, trüf yağı ve ricotta gibi malzemelerle daha aromatik bir derinlik yakalanıyor. Domates soslu seçeneklerde ise; Bursa’da yetişen San Marzano tohumlu domatesin hafif asiditesi, peynir ve diğer malzemelerle dengeli bir bütün oluşturuyor.
Etli pizzalarda ise; tiftik et, füme kaburga, pastırma ve sucuk gibi malzemeler pizzaya daha yoğun ve doyurucu bir karakter katıyor. Özellikle yerel ürünlerin kullanıldığı seçenekler, menüyü daha özgün bir noktaya taşımış.

Daha hafif tercih etmek isteyenler için sebzeli alternatifler de mevcut. Izgara sebzeli pizzalarda kabak, patlıcan ve pesto gibi malzemeler kullanılıyor. Tatlı-tuzlu uyumu isteyenler için de Kıtır ve Tatlı diye bir pizzaları var. Bu pizzada Octo yapımı peynir kıtırı, cherry domates reçeli gibi malzemeler kullanılıyor.
Ben menüden Limon Kremalı Somon Füme ve Beyaz Bacon denedim. Limon kremalı Somon Füme, beklediğimden daha dengeli bir lezzetti. Füme somonun tadı, limon kremasıyla birlikte daha ferah bir hale gelmişti; roka ve kapari de bu dengeyi destekliyordu. Ağır olmayan hafif ve temiz bir tattı.
Beyaz Bacon ise daha yoğun bir pizza. Mascarpone bazlı sosu pizzaya kremamsı bir yapı katarken, dana bacon ve mantar lezzeti daha belirgin hale getirmiş. Kabak çekirdeği küçük dokunuş gibi duruyordu ama pizzaya acayip bir lezzet katmıştı. Tabi ki hamuru övmezsem olmaz. Hamur ekşi maya olduğu için yemesi gayet keyifliydi!
Un Cihangir
Adından da anlaşılacağı üzere mekan Cihangir’de bulunuyor. Biraz ambiyansından bahsetmek istiyorum. Mekânın en dikkat çeken detaylarından biri barın ön yüzeyindeki mavi tonlardaki seramikler. Bence bu alan tasarıma güçlü bir kimlik kazandırmış. Genel dekorasyon ise sade ama bilinçli seçimlerle oluşturulmuş; beyaz fayans duvarlar, açık mutfak düzeni ve küçük objelerle dengeli bir bütünlük sağlanmış.
İçeride yer alan Tiftix markasına ait tasarım ürünleri de mekânın karakterini destekleyen önemli detaylardan biri. Bu objeler, mekâna sadece dekoratif bir dokunuş katmakla kalmıyor, aynı zamanda daha özgün ve kişisel bir atmosfer yaratıyor.
Küçük masalar ve farklı sandalye seçimleri, duvarlardaki çerçeveler ve aynalar beni mutlu etti. Aydınlatma tarafında ise özellikle tavan lambası öne çıkıyor. Vintage ve dekoratif formuna bayıldığımı söylemeliyim. Ayrıca dış alanda oturması da çok keyifli gerçekten.

Gelelim lezzetlere… Un Cihangir’in menüsünden kahvaltıdan ana yemeğe, pizzadan tatlıya uzanan birçok seçenek bulunuyor. Başlangıçlarda Mücver, Çıtır Kabak ve Kök Ispanak gibi seçenekler, klasik tariflerin daha hafif ve modern dokunuşlarla sunulduğu bir çizgide ilerliyor. Kahvaltı tarafında ise brioche ekmek üzerinde servis edilen seçenekler ve Çılbır gibi tanıdık tatlar, sade ama doyurucu bir başlangıç sunuyor. Ana yemeklerde Türk mutfağından lezzetler var. Hünkar Beğendi ve Soğan Dolması gibi klasikler ve tavuk kanat gibi eğlenceli seçenekler bulunuyor.
Pizza tarafı menünün en dikkat çeken bölümü. Klasik Margherita ve Pepperoni’nin yanında burrata, dört peynirli ve pastırmalı gibi seçeneklerle hem tanıdık hem de yerel dokunuşlar bir araya geliyor. Özellikle Un Special, kaburga ve patlıcan beğendi sosuyla menüde daha özgün bir yerde duruyor. San Sebastian Cheesecake, Tiramisu ve Sufle gibi herkesin sevdiği seçeneklerle yemek, keyifli bir kapanışla tamamlanıyor.
Ben menüden Veggie pizza tercih ettim. Kabak, patlıcan, soğan ve sarımsakla hazırlanan bu pizza, sebzelerin dengeli kullanımı sayesinde oldukça keyifli, pizza hamuru ise ince ve lezzetliydi.
Lou Pizza Napoletana
Gayrettepe’de bulunan Lou; küçük ve samimi bir mekan. Genel tasarım dili oldukça sade. Duvarlardaki küçük çerçeveler, farklı boyutlardaki tablolar ve minimal aydınlatmalar mekana ev hissi veren bir sıcaklık katmış. Seramik desenli zemini ayrıca çok sevdim.
Işık kullanımı yumuşak ve sarı tonlarda tercih edilmiş; bu da özellikle akşam saatlerinde mekanı daha keyifli ve rahat bir hale getiriyor. Ben akşam gitmiştim. Kapıdan hemen girince karşımda duran mum detayını da çok sevdiğimi söylemeliyim. Genel olarak, abartıdan uzak ama detaylarıyla kendini sevdiren, “küçük ama karakterli” bir mekan Lou.
Lou’nun menüsü, klasik Napoli pizzasının temelini korurken küçük dokunuşlarla karakter kazanıyor. İlk bakışta Marinara ve Margherita gibi zamansız seçenekler, kullanılan domatesin ve zeytinyağını doğrudan hissettiriyor. Capricciosa ve Pepperoni ile birlikte menü daha katmanlı bir hale geliyor. Ancak bence menünün asıl ruhu, biraz daha cesur kombinasyonlarda kendini gösteriyor.

Burrata, taze ve kremamsı dokusuyla pizzaya yumuşak bir denge katıyor; roka ve balzamikle birlikte ferah ama dolgun bir lezzet sunuyor. Luna Tartufo ise gorgonzola kreması ve trüf yağıyla daha aromatik ve sofistike; burada her lokmada daha derin ve kalıcı bir tat hissediliyor.
Formagica ise peynir severler için oldukça güçlü bir alternatif. Farklı peynirlerin dengeli kullanımı ve üzerine eklenen bal ile Arnavut biberi dokunuşu, tatlı-tuzlu dengesini sevenler için oldukça keyifli bir deneyim sunuyor. Menüde az ve öz pizza çeşidi var. Bu da her pizzayı kendi içinde ayrı bir deneyime dönüştürüyor bence.
Ben menüden Luna Tartufo ve dört peynirli Formagica’yı denedim. Öncelikle hamur kalın kenarlı ve oldukça lezzetliydi onu söyleyerek başlayayım. Luna Tartufo, mantar ve trüf aromasının dengeli şekilde hissedildiği, yoğunluğu yormayan bir pizza. Gorgonzola kremasıyla birlikte daha yuvarlak ve oturaklı bir tat profili var.
Formagica ise peynir ağırlıklı bir seçenek. Farklı peynirlerin yoğunluğu, Arnavut biberinin hafif acılığıyla dengeleniyor; bal dokunuşu ise lezzete hafif bir tatlılık katıyor. Ben bayıldım. Tekrar gelsem başka bir pizzayı denerim ama bunu da kesin tekrar söylerim!
Kapak Fotoğrafı: Lou Pizza Napoletana
İlginizi çekebilir: İstanbul Flaneur’dan İstanbul’un En İyi Pizzacıları

Tuba Nil Dengiz 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!