Audrey Hepburn’ün dediği ve yazının başlığından da anlaşılacağı gibi konumuz Paris! 23 yıllık yaşamımda “places to go” listemin en başında olan Paris, bana en güzel doğum günü hediyesi oldu!

theMagger’dan Paris’i Parisliler gibi yaşama rehberi…

theMagger’dan bir başka Paris yazısı…

Paris’in baharı çok güzel derler ama bana sorarsanız sonbaharı da gayet şık! Turistik sezonların açıldığı zamanlarda gelen turist akınını düşünecek olursak belli bir süre sonra insana “ay yeter bıktım kalabalıktan” dedirtebiliyor. Paris’te Fransızlar değil, daha çok dünya vatandaşları dolaşıyor. Şehir zaten turist şehri ama yılbaşına yakınken sonbahar ile kış arasında bence daha bir hoş gibi.

Paris’e vardığımızda akşam saatleriydi. Otelimizin olduğu bölge Place de Clichy bölgesiydi. Bölge hem sakin, hem de her şeyi kolayca bulabileceğiniz bir bölge. Ayrıca otelimize yakın olan Brochant metro durağı 13 numaralı hat üzerindeydi ve bu hattan aktarmasız olarak Champs Elysées – Clemenceau yani namıdiğer ‘Şanzelize’ye ulaşmanız mümkün. Otel aynı zamanda Moulin Rouge ve Sacré Coeur‘a yürüme mesafesindeydi.

Place de Clichy, yeni yeni gelişmekte olan bir bölgeymiş. Hem restoran açısından zengin, hem de ışıltısı bol olan bir bölge. Ben de ilk gece hem aç karnımı doyurmak hem de etrafı keşfetmek adına akşam 9 gibi dışarı çıktım. Fotoğrafraki tabelanın hemen arkasında yer alan bir café’de, hepsi da sokağa bakan sandalyelerde oturup etrafı izlemek çok keyifliydi! Clichy bölgesinden Sacré Coeur bölgesine doğru yürürken meşhur Moulin Rouge‘u görmeniz de mümkün.

İlk gün tura dahil olan yarı panaromik şehir turuna katıldık. Olduğumuz bölgeden her yere ulaşım çok kısa mesafeli ve kolaydı. Paris gözünüzü korkutmasın, her yere ulaşmak çok kolay ve kaybolma ihtimaliniz eğer haritalara dikkatlice bakarsanız çoooook zor. Yarı panaromik turda benim en hoşuma giden yer Boulevard Haussmann (Haussmann Bulvarı) oldu. Haussmann o kadar tertip meraklısıymış ki sayesinde tüm sokaklar, tüm binalar belirli bir düzen çerçevesinde yapılmış. Karşılıklı iki bina aynı ayrıntıları içermek zorunda, sokaklar aynı simetrik ölçülerde olmak zorunda gibi… Değiştirilebilecek tek şey pervazlarmış, o kadar. Tam Opera Binası’nın önünde durup baktığınız zaman bu düzeni net şekilde görmeniz mümkün.

Haussmann Bulvarı üzerinde olan meşhur alışveriş merkezi Galeries Lafayette‘e sırf merakımdan gittim. Diğer markaların mağazalarına da uğradım fakat fiyatların burası ile aynı olduğunu gördüm. Yine de sırf Paris’ten alışveriş yaptım demek isteyenler için Galeries Lafayette en doğru tercihlerden biri olacaktır.

Yarı-panaromik tur sırasında gezilmesi gereken yerleri otobüs içinde şöyle bir gösterdikten sonra bizi Louvre Müzesi’nin orada bıraktılar. Müzenin her bir kanadı 700 metre ve tam anlamıyla gezmek isteyenlerin 1 günlerini ayırması gerekiyor. Açıkçası benim de amacım belli başlı eserleri gezmekti ama öyle olmadı. O kadar güzeller ki insan bakmadan edemiyor! Müze toplam 4 katlı ve ben dayanamayıp 4 katı da gezdim. Yine de tüm günümü oraya veremedim. Louvre’a giriş ücreti 11 Euro.

Müzede dolaşırken ihtişamın en alasını görebileceğinize emin olabilirsiniz. Özellikle tablolara geldiğiniz zaman görecekleriniz, ana temalar olarak şunlar: çıplaklık, kurtuluş, canavarlar, savaş, yemek, ihtiras. Tarihe ilgisiz olan ben bile ağzım açık bakakaldım hepsine. Bu arada unutmadan, mutlaka gece sadece dışarıdan görmeye de gidin. Gecesi ayrı bir güzel!

Louvre’un sol tarafında kalan Jardin des Tuileires (Tuileries Bahçeleri) içinde yürümenizi tavsiye ederim. Ağaçlar bile nizami bir sırada ve anlatılmaz bir şekilde huzur veriyor insana. Ben Louvre’dan çıkınca oradan yürüyerek Champs-Elyées’e gitmeyi tercih ettim.

Tuileires Bahçeleri’nden ileri doğru baktığınızda Concorde Meydanı’nı Champs-Elysées’yi ve Arc de Triomphe’u görmeniz mümkün, çünkü hepsi tek bir çizgi üzerinde yer alıyor. Parkın sonunda bir de dönme dolap yer alıyor. Fakat bunu sadece yılbaşı zamanı kuruyorlarmış.

Bahçeden çıkıp ulaştığınız bölge Place de la Concorde (Concorde Meydanı) oluyor. Concorde Meydanı’nın insanın içini açan bir ferahlığı var. Karşınıza bir de mükemmel bir çeşme çıkacak ki ben kendisine hayran kaldım.

Champs-Elysées nerede kaldı, kaybolacak mıyım, nereden gitmeliyim diye düşünmenize de gerek yok. Düz çizgi üzerinde yer aldıklarını unutmayın. Dümdüz karşıya baktığınızda Arc de Triomphe’u göreceksiniz.

Concorde meydanından yürümeye devam ettiğiniz zaman bir nevi Champs-Elyées’ye gelmiş oluyorsunuz çünkü Rond-Point des Champs-Elysées’den sonrası dünya markaları sizi karşılıyor.

Özellikle güzel olan şey şu, her yer arnavut kaldırımı. Nostajik bir havası var sonuç olarak. Geniş mi geniş olan bu caddeye arnavut kaldırımı pek yakışmış. Ama sadece o, başka türlü bir heyecan uyandırmadı bende “Şanzelize”!

Caddenin devamında güzel mi güzel, her genç kızın ‘macaron’ ile ilk olarak tanıştığı marka Ladurée çıkıyor karşınıza. Ben kahveci bir insan olduğum için kahve içmeye ve tabii ki macaron yemeye buraya uğradım. Ladurée’de isterseniz yemek de yiyebiliyorsunuz. Üst katı tercih edenler çoğunlukta. İçerisi tam olarak tarihi ve masaları çok güzel!

Champs-Elyées’ten yürümeye devam edince yolun sonunda meşhur Arc de Triomphe (Zafer Takı) var. Bir ara ciddi anlamda nereye gidersem gideyim elbet yolun sonu ona çıkıyordu ve ben bu yüzden kafayı yiyecektim. Labirent gibi şehir!

Ben takın içinden geçtim, lakin tepesine falan çıkmadım. Kitaplardan araklama bilgiler de yazmayacağım. Haritaya dikkatli bakarsanız takın sağ tarafından Haussmann Bulvarı’na direkt olarak çıktığını görebilirsiniz. Ben o yönde ilerleyip La Fayette’e doğru yürümeyi tercih ettim. Paris’in tadı yürüyerek güzel demişlerdi, tadını yürüyerek ve daha çok yer görerek çıkartmak güzel!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?