Eminim ki bugüne kadar Paris ile ilgili bir sürü gezi yazısı okudunuz veya gitmeden önce Paris rehberlerinin birçoğunu karıştırdınız. Bu defa benim tavsiyem: bütün klişeleri unutup, turistik yerlerin yanı sıra, Parisli gençlerin neler yapıp, nerelerde takılıp, nerelerde eğlendiğine göz atmak. Bu durumda Louvre Müzesi’ni, Champs-Élysées’yi, hatta Eiffel’i bir kenara bırakıp, Parisliler Paris’i nasıl yaşıyor, onu görelim!

Paris’te Gezilecek Alternatif Yerler #1: 

Sakinlik Arıyorum!

Paris’e kafa dinlemeye, biraz da huzur bulmaya gittiyseniz, kesinlikle turistik ve kalabalık yerlerden uzak durmanız gerekiyor. Elbette insanlardan tamamen sıyrılıp, yalnızlığın dibine vurmak değil söz ettiğim; ama belki biraz daha yeşil, biraz daha dinginlik, bir de kulağınızda çalan Yann Tiersen müzikleri eşliğinde sokaklarda keşfe çıkmak…

-Parc Buttes des Chaumont parkı kafa dinlemek için eşsiz bir yer olabilir. Kuş sesleri eşliğinde, çimlerin üzerinde kahvaltı yapabilir, hava sıcaksa bir örtü serip, üzerinde güneşten nasibinizi alabilirsiniz. Paris’in parklarının ve köprülerinin tadı bence asıl yazın çıkar ama siz sonbaharcıysanız; bu parkta bir bankta oturabilir, sıcacık bir kahve eşliğinde kitabınızı okuyabilirsiniz. Paris’li gençler özellikle pazar günleri, bu parkı piknik yapmak için tercih ediyor. Burası  kışın daha da sakin oluyor.

-Marc De Champs Parc: Eiffel Kulesi yanındaki bu parkın biraz ilerlerine gittikçe; Eiffel’i görmeye gelen turistlerden uzaklaşıp, sportmen Parislilerle karşılaşıyorsunuz. Herkes koşuyor, bisiklete biniyor veya paten kayıyor. Kimisi de banklara uzanmış soluklanıyor.

-Montmartre ve ara sokaklar: Montmarte Paris’in meşhur tepesi, Sacré Coeur kilisesi önünde gün batımı izlemek, Paris’i kuş bakışı seyretmek rahatlatıcı olabilir ama bunlar zaten bütün Paris rehberlerinde yazıyor. Benim tercihim ise daha çok, Montmartre’ın arka sokaklarını gezmekten yana; sakin, yerli insanlarla, rengarenk kafelerle ve manavlarla dolu sokaklar…İnsanın içi huzur doluyor. Montmartre geceleri; “çok güvenli bir yer değil” diye lanse edilse de (özellikle yabancılar için), gündüzleri gönül rahatlığıyla gezebilir, beyaz şirin evlerinin arkasında kalan mini kafelerde takılabilirsiniz.

Rue Andre Antoine çevresindeki evlerin dış cephelerindeki graffitilere bakmak çok zevkli, çevresinde yer alan ufak ikinci el butikler, atölyeler ve pastaneler var.

22 rue la Vieuville’de yer alan Miss Cupcake ise tavsiye edebileceğim butik pastanelerden biri, rengarenk cup-cake leri, ve tatlı mı tatlı bir vitrini var! Yakınlarındaki; Rue Saint Vincent  huzurlu, sakin bir sokak, herkes elinde file torbalarla geziniyor, alışverişten sonra  Montmartre’ın “feci yokuş” yollarında bir duraklayıp nefes alıyor. Bir hatırlatma; Amelie filminin de bir sahnesi bu sokakta geçiyor.

Bana kalırsa; Montmartre’da gezmenin en güzel yolu, adresleri boş verip; sokaklarda kaybolmak! Zaten kaybolsanız bile, bir yerlerde Sacré Coeur tabelasını görüp, merdivenleri takip ediyor ve en tepeye varıyorsunuz.

-Shakespeare & Co: Bir kitapçı en fazla ne kadar huzur verici olabilir ki, işte yanıtı burası. Sanırım bu kitapçıyı duymayan yoktur… Üst katındaki kitapları karıştırmak, koltuklarına oturmak, ve “buradan kimler geldi, geçti” diye hayal etmekten kendimi alamıyorum. Bence siz de muhakkak uğrayın!

Okumalısınız: theMagger’da başka bir Shakespeare & Co yazısı…

 

Paris’te Gezilecek Alternatif Yerler #2: 

Atraksiyon arıyorum, yeni insanlarla tanışmak istiyorum!

-Pont Marie: Eğer hava iyiyse, kesinlikle bu köprüye uğramalısınız. Bu köprü ve çevresinde; tüm gençler (özellikle perşembe, cuma ve cumartesileri) nehir kenarında sohbet ederek, içerek, bir şeyler atıştırarak birbirleriyle kaynaşıyorlar. Bu köprü çevresinde, bir arkadaş grubunun arasına sızdığınızda kendinizi gerçek bir Parisli gibi hissediyorsunuz. Ben bu köprüye gittiğimde, “neden Istanbul’da böyle bir alan yok” diye üzülmüştüm, çünkü hem nehir manzarası, hem müzik (köprüde çok sayıda gitar çalan insanlar var), hem de insanların enerjisi beni etkilemişti. Gitmeden önce bir marketten şarap, baget ekmek ve bir sürü bira almıştık, gece boyunca Paris’li gençlerin yaşama coşkusuna hayran kalıp, sabaha doğru da Notre Dame‘a doğru yürümüştük.

-Pont des Arts: Paris’in çok sevdiğim bir diğer köprüsü de Ponts des Arts. Her daim kalabalık, neşeli ve canlı. Hava iyiyse, ahşap zeminine oturup şarap içmek için süper bir yer.

-Le Perle Bar: Paris’in şüphesiz en “piyasa” barlarından biri; Paris’li bir arkadaşım burayı aynen bu şekilde tarif etmişti. İçerisi o kadar kalabalık oluyor ki, gelenlerin büyük bir kısmı içkilerini alıp barın dış kısmına doğru taşmak zorunda kalıyor. İnsanlar en “hip” giysilerini giyip, dışarıdaki masalara kuruluyor veya ayakta laflaşıyorlar. Ben La Perle’e ilk uğradığımda vitrine bakar gibi insanların tarzlarını incelemeye dalmıştım:) Burası benim için daha çok “bar gezmesi” öncesi, bir bira içmek, kapısında birileriyle sohbet etmek için tercih ettiğim bir mekan, uzun süre kalınınca kalabalık yoruyor açıkçası.

Social Club: Bana kalırsa, eğlenmek adına; Paris’in “açık hava bar” tadındaki köprüleri, daha küçük/yerel barları ve sokak araları daha cazip ama club sevenler ve sabaha kadar dans etmek isteyenler için Social Club iyi bir seçim olabilir. Adından da anlaşılacağı gibi içki miktarı arttıkça, bir birleriyle “sosyalleşen” insanlar çoğalıyor. Club kendini; sadece bir “dans mekanı” değil, eklektik bir buluşma noktası olarak da tanımlıyor.

Her gün farklı bir DJ eşliğinde yapılan partiler için; gitmeden önce sitesine bir göz atmakta fayda var: www.parissocialclub.com/index.php

-Rue Oberkampf ve çevresi: Bu sokakta yer alan Café Charbon çevresi oldukça canlı kalabalık. Café Charbon yemekleri leziz, tarihi bir mekan, genellikle çok kalabalık olduğundan rezervasyon gerekebiliyor. Rue Oberkampf ise çok uzun bir sokak ve geceleri hep hareketli, özellikle Parisli üniversiteli öğrenciler tarafından tercih ediliyor. Burası benim en sevdiğim bölgelerin başında geliyor; çünkü burada çok fazla alternatif bir arada: yemek, eğlence, bar vs. Rue Oberkampf’da tercih edilebilecek diğer mekanlar ise; Pop-in Bar (Parisli gençler tarafından çok sevilen ufak bir bar, bazen canlı müzik oluyor), Nouveau Casino (canlı müzik, konserler, dj’ler ve dans için süper bir yer) ve Le Kitch Café Bar (kokteylleri güzel, daima kalabalık, ufak renkli bir bar).

 

Paris’te Gezilecek Alternatif Yerler #3: 

Ulusal galerilere alternatif arıyorum!

Paris’in galeriler ve müzeler konusunda ne kadar zengin bir şehir olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz büyük galerilerin yanı sıra, son birkaç yıldır ardı ardına açılan ufak modern sanat galerileri de görülmeye değer. Benim favorim olan ve Paris’in en büyük modern sanat galerisi olan Pompidou dışında fotoğraf severlere şiddetle Maison Europeenne de la Photographie‘yi tavsiye ediyorum, her ay farklı bir fotoğrafçının sergisi oluyor, bir de değişmeyen ana sergi bölümü var. Ayrıca L’Association 59 Rivoli sokak sanatı sevenler için ideal, Galerie W cesur artistlerin favori mekanlarından, Point Ephemeré ise alternatif kültür merkezi; geceleri konserlerin düzenlendiği bu mekanda gündüzleri de sergi kısmını gezebilirsiniz. Paris’de müze sırası beklemekten sıkıldıysanız, “yeni ve daha genç şeyler keşfetmek istiyorum” diyorsanız, turistik yerler tercihiniz değilse ve klasik değil de modern sanatı tercih ediyorsanız, bu galeriler ve daha fazlası Paris’in her bölgesinde karşınıza çıkacaktır, siz doğru adresi bulun yeter.

Paris’te Alternatif Alışveriş Yerleri:

Alışverişte büyük markalara alternatif arıyorum!

Paris’e ve “Parisien” yaşam tarzına bir saygı duruşu olarak, Paris’in büyük markalarını, stil ikonlarını, her daim şık olmasını bilen kuşağını, ışıklarıyla ve fiyatlarıyla göz kamaştıran Champs-Élysées’yi elbette bir kenara atalım demiyorum! Ama “ben yeterince bunları sindirdim” diyorsanız; genç tasarımcıların dükkanlarına da göz gezdirmekte fayda var. Öyleyse başlayalım:

-Le Marais Bölgesi: Eski Yahudi mahallesi olan bu sevimli bölge, bir günde gezilip biter gibi gözükse de, aslında bitmiyor. Her sokağın arkasından bir butik dükkan, pastane veya kitapçı çıkıyor. Benim tavsiyem; ikinci el giysi seviyorsanız, Coiffeur Vintage, Frip’irium ve Free P’Star’ı es geçmemelisiniz. L’etoile Manquante‘de soluklanıp bir bardak frozen içerek alışveriş yorgunluğunu üzerinizden atıp yola devam  edebilirsiniz. Genç tasarımcıların ürünlerini tercih ediyorsanız; Rue du Bourg Tibourg, Rue des Francs Bourgeois, Rue Vielle du Temple ve Rue des Rosiers civarlarındaki butiklerin renkli vitrinlerine doyamayacaksınız.

theMagger’dan bir başka Paris yazısı…

-Rue Saint Honoré: Bu bölge ve çevresi Paris’in oldukça şık kesimine hitap ediyor, Stella Mccartney‘nin butiği ve diğer iyi markaların da mağazaları bu sokakta yer alıyor. Ayrıca “street style” fotoğraf çekenlerin de vazgeçilmez bölgesidir, aklınızda bulunsun ki ona göre giyinip, gidin:)

-Colette mağaza zincirinin Paris ayağı da, Rue Saint Honoré’da bulunuyor, lomo fotoğraf makinelerinden, Moleskine defterlere, tasarım çantalara, çılgın tişörtlere, plaklara, kitaplara, spor ayakkabılarına ve aklıma şu an gelmeyen daha nice ürüne burada ulaşacaksınız. Ben buraya  ilk gittiğimde 10 dakika diye girip, 2 saatte dışarı çıkmıştım; dopdolu bir mekan kısacası.

Saint Quen Puces Bit Pazarı: Sakın “bit pazarı” dediğime bakmayın, burası en az 3 saatte gezilebilecek, upuzun bir yola kurulan mağazaların bir araya getirilmiş alışveriş noktası. Antika eşyalardan, ikinci el mobilyalara, yeni üretim tablolara ve yine ikinci el/yeni tasarım giysilere rastlayacağınız bir cennet. En iyi yanı da hepsinin bir arada olması. Böylesi devasal bir alana, neden “bit pazarı” dediklerini başta ben de anlamamıştım ama büyük bir kısmında yer alan kullanılmış eşya ve antikalar bunu biraz açıklıyor. “Benim ikinci el eşyalarla işim olmaz” diyenler için de dükkanlar var; tasarımcıların açmış olduğu bu dükkanlar  “bit pazarı” sıfatına yaklaşamayacak kadar pahalı olan ürün alternatifleri sunuyor. Avrupa’nın en büyük bit pazarı olan Saint Quen’de benim favorilerim; Vernaison  (retro elbiseler, broşlar, Fransız stiline yakışır pantolonlar vs. satılıyor) ve Dauphine (aksesuar, el yapımı ayakkabılar, dantel yakalar, eski Fransız posterler vs. satılıyor).

 www.marcheauxpuces-saintouen.com/1.aspx

 

Paris’te Gezilecek Yerler #4: 

Hem karnım doysun, hem de ortam güzel olsun istiyorum!

Yemeği ayak üstü değil de; uzun uzun oturarak, mekanın tadını çıkararak, ve sohbet ederek yemesini sevenler için birkaç önerim olacak. Bu kısım aslında oldukça uzun ama aklıma ilk gelenleri ve sevdiklerimi paylaşıyorum:

-Café Charbon: Mekanın içi sizi çok eskilere götürecek: duvarlarında tarihi resimlerin olduğu, dekoru ahşap ağırlıklı, şarap kokan bir kafe burası. Mekanın dışı ise sanki başka bir ortama ait gibi; yemekten çok içki eşliğinde sohbet eden insanlarla dolmuş taşmış, ufak masalardan oluşuyor. Tarihçesi, menüsü ve daha fazlası için; sizi web-sitesine yönlendirip diğer yerlere geçiyorum:

www.lecafecharbon.com/CafeCharbon.html

-Café Beaubourg: Paris’e gitmeden önce uzun araştırmalara girmiş, Paris’de yaşayanların nereleri tercih ettiğine bakmıştım. Bir gün tesadüfen karşılaştığım bir röportajda; Emel Kurhan bu kafeyi tavsiye etmiş, insanları izlemenin ve kahve  keyfinin burada yaşanacağını belirtmişti. Ben de; Pompidou Galerisi‘ni gezdikten sonra buraya oturup, kafenin keyfini çıkardım. Çok kalabalık bir bölge olan Rambetau‘da yer aldığı için önünüzden sürekli insanlar geçiyor, ve bu durum sizde hipnoz etkisi yaratıyor. Ayrıca yemekleri de lezzetli.

www.maisonthierrycostes.com/cafe-beaubourg/presentation

-Leon de Bruxelles: Midye severler buraya! Her çeşit midye,  patates kızartması bir de yanına bira deyince ağzının sulanıyorsa; doğru adres burası. Paris’in birkaç bölgesine kurulmuş bu restoran zinciri, Parisliler tarafından en çok tercih edilen yerlerden biri. Ortamı çok matah değilse de; sırf bu midyelerin tadına varmadan dönmeyin diye listeye ekliyorum.

www.leon-de-bruxelles.fr/

-La Chaise au Plafond: Doyurucu yemeklerin ve doyurucu sohbetlerin bir numaralı mekanı. Le Marais bölgesinde yer alan bu mekana giderken “yemek yemek için mi gidiyorum, yoksa mekana uğramak için mi bir şeyler yiyorum” ikilemine giriyorum, özellikle de dış masalarda oturup saatlerimi geçirmeyi sevdiğim bir kafe-bar burası, Le Maraislilerin de gözdesi.

www.resto-de-paris.com/la-chaise-au-plafond-le

Bir gün yolunuz Paris’e düşerse; umarım bu notlar işinize yarar ve kendinizi “turist” değil, bir Parisli gibi hissedersiniz!

theMagger’da Sevebileceğiniz Başka Yazılar Da Var! Bunları da okumanız tavsiyedir:

_Lisya’dan Paris’te Neler Yaptık? Nerelerde, Ne Yedik? yazısı…

_Gülfem’den Paris’in Kitap Kokan Tarihi: Shakespear and Co yazısı…

_Deniz’den Yeni Başlayanlar İçin Barselona veya Amsterdam’da Kaybolmanın Yolları yazıları…

_Verda’dan Ortadoğunun Ritmine Aldırmayan Şehir: Beyrut yazısı…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Şu zamana kadar okuduğum en iyi, en başarılı Paris City Guide’ı! 28 Aralık’ta Paris’e gidiyorum, bunca sene gidip yapmadığım o kadar şey varmış ki; bu seferki gidişimde hiçbirini kaçırmayacağım!

    Ellerinize sağlık :)

    PS: Fotoğraflar da ayrıca mükemmel!

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?